28 Mayıs 2016

Aspendos’a, Efes’e rakip “AİZANOİ ANTİK KENTİ”

  Aizanoi, Kütahya şehir merkezine 58 kilometre uzaklıkta, Çavdarhisar ilçesinde bulunan antik bir kent.Aizanoi kültürel yapısıyla sanat çevreleri tarafından ikinci Efes unvanını almış.
Aizanoi Antik Kenti dünyanın en iyi korunmuş Zeus tapınağı, dünyanın ilk örneklerinden Stadyum-Tiyatro kompleksi ve dünyanın ilk borsa yapısı ile öne çıkıyor.
Bunun dışında nekropoller,olimpiyat şeref tribün abidesi, 4 köprü ve Meter Steunne alanı ile tüneli önemli tarihi buluntular.
Aizanoi anik kenti, eski adı Penkalas olan Koca Çay'ın iki yakasında kurulmuş. Roma döneminde yün, şarap ve tahıl üretimi ile zenginleşen bu şehir, Erken Bizans döneminde bir piskoposluk merkezi olmuş. Selçuklular zamanında buraya yerleşen Çavdar Tatarları, günümüzde buranın "Çavdarhisar" olarak adlandırılmasının nedeni olmuş.
Koca Çay'ın üzerine kurulmuş dört Roma köprüsünden ikisi, Karayolları'nın onarımıyla bugün hala kullanılıyor. Şehrin iki kilometre güneybatısında Karabulut nekropol alanı bulunuyor.
Zeus Tapınağının genel görüntüsü.

ŞEHRİN ANA KUTSAL ALANI: "Zeus" tapınağı, şehrin ana kutsal alanı. Bu tapınağın yapımına M.S. II. yüzyılın ikinci çeyreğinde, İmparator Hadrian döneminde başlanmış. Bu tapınağın en önemli özelliği, altında tonozlarla örtülü bir başka mekanın olması. Tapınağın önünde bulunan kadın büstü biçimli akroter, tapınağın yalnızca Zeus'a adanmış olmayabileceğini göstermektedir. Son dönem araştırmaları ise bu tapınağın hem Zeus'a hem de Kybele'ye adanmış olamayacağını ortaya koymuş. Tapınağın güney kısmında, büyük bölümü Bizans döneminde tahrip edilmiş bir odeon bulunuyor.

DÜNYANIN EN ESKİ BORSASI: Aizanoi'da M.S. II. yüzyılın ikinci yarısında, bugün dünyanın en eski borsası olduğu söylenen, olasılıkla bir gıda pazarı (macellum) da vardı. Yuvarlak biçimli bu yapının duvarlarındaki hem Latince hem Grekçe yazıtlar burada satılan malların fiyatlarına ilişkin açıklamalar içermekteydi. Örneğin, 8 numaralı blok yazıtta, 16-40 yaşlarında bir erkek kölenin iki eşeğin ücretine, aynı şekilde üç erkek kölenin bir atın fiyatına eşdeğer olduğu belirtilmiştir. Borsa binası, 1970 yılındaki Gediz depremi sonrası üzerinde bulunan caminin yıkılması sonucu ortaya çıkmış.
Kalıntıların bulunduğu alanda yerde yatan hayvan figürlü taş kalıntısı.
SÜTUNLU CADDE: Borsa yapısının kuzeydoğusunda ise M.S. 400 yıllarına tarihlenen sütunlu bir cadde bulunuyor. Caddedeki sütunların daha önceki dönemlere ait antik yapılardan sökülerek buraya getirilmiş. Bu caddenin VI. yüzyıla kadar varlığını koruduğu ve olasılıkla bir depremle yıkıldığı düşünülüyor.
Roma Olimpiyatlarına katılan ve kazanan sporcuların isimlerinin yazıldığı anıt.
Spor müsabakalarının yapıldığı alan.
 TİYATRO VE STADYUM: Tapınağın Kuzeyinde tiyatro ile stadyum bulunur. Bunların yapımına M.S. II. yüzyılda başlandığı ve bunların çeşitli aralıklarla üçüncü yüzyıla kadar inşa edildiği biliniyor. Birbirine bitişik olarak yapılmış tiyatro ve stadyumun bugün için bilinen bir başka benzeri yok. Bugün, tapınaktan tiyatro ve stadyuma gitmek için kullanılan yolun üzerinde ise bir hamam yer alıyor.

26 Mayıs 2016

1843 yıllık Amazon lahdi Kütahya’da!

Kütahya Arkeoloji Müzesi eski bir medresede misafirlerini ağırlıyor. Umur-bin Savcı Medresesi olarak bilinen yapı 1965 yılında ziyarete açılmış. Medresede, Kapıları, kubbeli orta mekâna açılan dokuz küçük oda var. Müze içinde yer alan vitrinlerde geç Miyosen döneminden itibaren, Paleolitik, Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit, Frig, Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait eserler sergileniyor.

Aizonai ören yerinde 1990 yılında bulunan Amazon Lahti de müzenin önemli eserleri arasında. MS.160 yılına tarihlenen Yunanlılarla Amazonların savaşını canlandıran bu lahit döneminin sağlam kalabilmiş tek örnekleri arasında. Dünyadaki 20 Amazon lahdinden en sağlamı bu lahit.1990 yılında defineciler tarafından Çavdarhisar İlçesi'nde bulunan ve o tarihten bu yana Arkeoloji Müzesi'nde sergilenen 1843 yıllık Amazon lahdinin bir karı-koca için yapıldığı ifade ediliyor. Lahit 1.60 santimetre yüksekliğinde, 2.40 santimetre uzunluğunda ve 1.24 santimetre genişliğinde. 

Müzede tarih öncesi dönemlere ait Paleolitik, Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit , Frig, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait eserler sergilenmektedir. Özellikle Burdur Hacılar’dan gelen Geç Kalkolitik Dönem boyalı keramikleri müzenin en eski örnekleri.. 




Bunun yanı sıra çeşitli fosiller, Eski Tunç ve Frig dönemine ait eserler müzenin girişindeki vitrinlerde teşhir ediliyor. Bu eserler arasında Frig çocuk oyuncakları, Ana Tanrıça, Kybele, rahipler, Satyr ve Hekate heykelleri de dikkat çekici. Ayrıca Helenistik ve Roma dönemlerine tarihlenen keramikler, kandiller, cam eserler, cerrahi aletler de onları tamamlamaktadır.
GELECEK YAZI:
AİZONAİ ANTİK KENTİ

Kütahya’da yaşayan Macar özgürlük savaşçısı: Kossuth!

Kossuth Evi bir 18. yy Türk evi. Evin sahibi Şeyh Bedreddin Efendi. Bu evde 1850-1851 yıllarında Macar Özgürlük Savaşı önderlerinden avukat Lajos Kossuth yaşamış.
Kossuth varlıksız orta soylu bir aileden geliyor. Hukuk okumuş. 1832 yıllarında Millet Meclisi oturumlarında muhabirdir. El yazması gazetesiyle muhalefet yapar ve şöhret kazanır. Gazetecilik faaliyeti nedeniyle tutuklanır. Fikir özgürlüğünün simgesi haline gelir. Serbest bırakılınca siyasete atılır.
14 Nisan 1849’da parlamento Kossuth’un girişimi ile Habsburg hanedanının tahtan indirilmesini ilan eder ama Kossuth, Özgürlük savaşı yenilgisinden sonra sürgüne gitmek zorunda kalır. İlk durağı Osmanlı İmparatorluğudur. Vidin, Şumnu, Varna, Gemlik, Bursa yoluyla Kütahya’ya gelir.
Kossuth, ailesi ve 56 kişilik mülteci grubuyla birlikte 1850-1851 yılları arasında Kütahya’ da misafir edilmiş, ona verilen evde ailesi ile birlikte 1 yıl yaşamış. Lajos Kossuth, Türkçe bir gramer kitabı da yazmış. Evde Kossuth’a ait özel eşyalar ve Macar kültürü ile ilgili objeler sergileniyor. Kossuth, Macaristan için hazırladığı anayasa taslağı metnini bu evde kaleme almış.
 
Müzede, yazdığı gramer kitabının fotokopileri, müzik aletleri, tütün kıyacağı, tabaka gibi objeler, 18. yy'dan kalma bir piyano, porselen yemek takımları ve Budapeşte’nin eski fotoğrafları ile klasik Türk evine ait etnografik eserler görülebilir.  2 katlı ve 7 odalı müze-ev, bahçe içindedir ve sokağa penceresi yoktur. Selamlık bölümünün bulunduğu birinci katta yemek odası, yatak odası ve çocuklara ait bir oda ile çalışma odası yer alır.
Kossut, 1849'da ülkesinin bağımsızlığını ilan eden ve Macaristan'ın "geçici" sıfatıyla da olsa ilk cumhurbaşkanı. Kütahya'ya sürgün edilen Kossuth 1851 yılında bir Amerikan Savaş gemisi ile ülkeyi terk edene kadar bu evde yaşamış. 

 GELECEK YAZI: 
ARKEOLOJİ MÜZESİ

25 Mayıs 2016

Kütahya’da Mevlevihane’den Dönenler Camii’ne..!

 Kütahya Mevlevîhânesi, veya Erguniye Mevlevîhânesi Kütahya ilinin  Börekçiler Mahallesi sınırları içerisinde yer alan, Mevlevî tarikatı dergâhıydı.
 14 y.y. da Mevlevîhânenin semahanesi olarak inşa edilmiş. Erken dönem Anadolu Türk mimarisinin özgün örneklerinden biri. Kütahya’ nın ilk Mevlevihanesi iki kez onarım görmüş günümüze ancak semahane ile derviş hücreleri gelebilmiş. 
Bugün cami olarak kullanılan yapı, kareye yakın dörtgen planlı, sekizgen kasnaklı. Yapının bitişiğinde İmadüttin Hezar Dinari tarafından yaptırılan mescit, Mevlana’nın torunu Ergun Çelebi’ nin buraya defnedilmesi ile Mevlevîhânenin türbesi haline gelmiş.

 Semahanenin duvarındaki kitabe okununca tamir gördüğü anlaşılıyor. Semahaneye daha sonraki bir tamiratta mihrap ilave edilerek cami haline getirilmiş. Halk arasında Dönenler Camii olarak biliniyor. Caminin giriş kapısı üzerinde XIX y.y. a ait çini kitabe var. Kitabede ‘‘Ya Hazreti Ergun’’yazılı
Mevlevîliğin Kütahya'daki izleri Sultan Veled döneminin yıllarında görülür.
I. Yakub Çelebi (1300-1340) zamanında,Konya'dan kalkarak, Beyşehir, Eğirdir, Afyon ve Denizli yoluyla Kütahya'ya gelen Sultan Veled, şehri gezmiş ve güzelliğine hayran kalmış. Sultan Veled'den sonra, Mevlevîliğin yönetimine getirilen oğlu Ulu Ârif Çelebi de Kütahya üzerinde durmuş. 
 
Germiyan beyi Süleyman Şah, Sultan Veled'in kızı Mutahhara Hatun'la evlenmiş, bu izdivaçtan doğan Devlet Hatun, Yıldırım Beyazıt'ın hanımı olmuş.. Kütahya şehri 1381 yılında Devlet Hatun'un çeyizi olarak Osmanlılara geçmiş ve Yıldırım Beyazıt buraya vali tayin edilmiş. Bu ırsi yakınlık, Osmanlı Sultanları'nın Mevlevîleri "akraba" olarak kabul etmesine de vesile olmuş. Tahta geçen Osmanlı Sultanları'na, Edirne kapısı dışında düzenlenen merasimlerle Mevlevî Şeyhi tarafından kılıç kuşatılması geleneği bu tarihi bağa dayanıyor.
Mevlevîlik Tarikatı'nın faaliyetlerine yön veren Mevlevîhâneler arasında Kütahya dergâhının yeri büyük. Mevlevî dergÂhlarından en önemlilerine asitane denirdi. Kütahya Mevlevîhânesi de dünya üzerindeki 14 asitaneden biriydi. 1841 senesinde Mevlevîhâne tekrar tamir görmüş. Mevlevîhâne bugün Dönenler Camii adıyla anılıyor.
GELECEK YAZI: KOSSUTH (MACAR) EVİ

24 Mayıs 2016

Kütahya konaklarını barındıran sokak: Germiyan Sokağı!

Eşimin ısrarı ve bir nevi emrivakisi ile Antonina Tur’un Kütahya Aizanoi Antik kenti ve Eskişehir Frig Vadisi ile özellikle ülkemizin örnek kenti haline gelmiş Eskişehir'i içine alan geziye katıldım.
İyi ki katılmışım. Ülkemin sıcakkanlı insanlarıyla tanıştım, birlikte tepeleri dolaştık, birlikte gezi yollarında “ıslandık”.
Geziyi konu konu anlatmak istiyorum.
Önce sizi Kütahya Germiyan Sokağı’ndaki evlerle tanıştırayım:
Kütahya evleri, 19 yy. sivil mimarlık örneklerinden ahşap mimari özelliklerini taşıyor.

İki ve üç katlı evler. Ahşap payandalı çıkmalar. Pencere düzeni ve geniş saçaklar. Bu özelliklerle eski konak kültürünün en güzel örneklerini görüyoruz.
 Giriş katlarında genellikle mutfak, kiler, depo ve tarım araçları için taşlık var.
Oturma, yatma, yeme, içme ve yıkanma odaları üst katlarda bulunuyor. Giriş kapıları atların geçmesine imkan verecek ölçüde büyük tutulmuş.
Pencereler az sayıda ve küçük ebatlı. Kütahya evlerinde çıkma, mimari üslubun en önemli öğesi. Sokaklar çok dar olsa bile saçaklar birbirine değercesine çıkmalar yapılmış.

Karakteristik Kütahya evi genellikle büyüktür. Dış renklerde yüzey beyaz, kirli sarı, çivit mavisi veya aşı boyası renginde boyanmış, geren(toprak) sıvalıdır.

Kütahya Evleri, genelde güneye bakacak şekilde yerleştirilmiş. Kapılar oyma işçilikli. Evler birbirinin aynı değil. Her birinin kendine mahsus bir karakteri var.

GELECEK YAZI: 
DÖNENLER CAMİİ-KÜTAHYA

 

2 Mayıs 2016

Fener ve Balat gezisi (3): CEBE ALİ BEYDEN CİBALİ’YE!

İstanbul Fatih tarafından 29 Mayıs 1453'te fethedildiği gün Bursa Subaşısı Cebe Ali Bey  sur kapısını kırıp şehre girmiş. Bu kapı ve çevresindeki semt, daha sonra bu kişinin adı ile anıla gelmiş, sonradan halk arasında Cibali şeklinde değişmiş. Bugün Cibali, küçük esnaf, işçi ve asıl iç göçle gelenlerin yerleştiği bir semt. Göçle gelenlerin çoğu Rizeliydi. 
Tütün fabrikasında çalışan kadın işçiler...
1997’de Maliye Bakanlığı fabrika binalarını Kadir Has Vakfına sattı. Fabrika bugün Kadir Has Üniversitesi’nin merkez kampüsü olarak kullanılıyor. 1884'te üretime başlayan Cibali Tütün Fabrikası 1995'te faaliyetine son verdi.
Fabrika bugün bir eğitim yuvası artık..
Tütün fabrikasında 1500’ü kadın 662’si erkek olmak üzere 2162 kişi çalışıyordu. Cibali Kapısı iki mermer sütunun üzerine oturan kemerli bir kapıdır.

30 Nisan 2016

Fener Balat gezisi (2): Demirden yapılmış Bulgar kilisesi!

Kilise, Haliç kıyısında Fener semtindedir. Prens Stefan Bogoridi’nin bağışladığı arazi ve üzerindeki ahşap hane, Istanbul’daki Bulgarların gönüllü yardımlarıyla kiliseye dönüştürülmüş.
Ahşap kilise 1898 yılında yanar. Yerine, bugün hala ayakta olan Demir kilise inşa edilir. Projenin mimarı Hovsep Aznavour’dur.  
Toplam 500 ton ağırlığında demir dökülmüş ve sonradan parçalar burada birleştirilmiş. 
Dökülmüş olan parçalar, Viyana’dan Tuna ve Boğazlar yoluyla gemilerle getirilmiş. Sveti Stefan dünyadaki tek demir kilise olarak varlığını sürdürüyor. 
3 kubbeli ve haç şeklinde olan kilise, diş süslemelerinin zenginliği ile de dikkatleri üzerine çekiyor. Mihrabı Haliç’e dönüktür. Çan kulesi giriş kapısının üzerinde ve 40 metre yüksekliktedir. Çan kulesindeki altı adet çanın hepsi Rusya’nın Yaroslavl şehrinde dökülmüş.

29 Nisan 2016

Fener Balat gezisi (1): KIRMIZI MEKTEP!

İstanbul’un en kozmopolit iki semti. Fener ve Balat.
Hem Bizans hem de Osmanlı döneminin önemli iki bölgesi.
Dik yokuşlarıyla ünlü Fener semtinde küçük evlerin arasından dev bir bina görünür kıpkırmızı.
Kırmızı Mektep.
Tamamen tuğladan yapılmış. Yapım yılı 1881. Mimarı Dimaolis. 
Kırmızı mektebin bir diğer adı da Fener Rum Lisesi. 
Bina yapımında Marsilya’dan getirilmiş kırmızı tuğlalar ve granit kullanılmış.
Okul giriş ve 3 kattan oluşuyor.
Kuş bakışı görünümü ise bir kartalı andırıyor.

4 Nisan 2016

Noterden alınan mirasçılık belgesine (veraset ilâmı) dikkat!

Kayın valide’yi ocak ayı içinde kaybettik.
Kumburgaz’da 100 dairelik bir sitede küçük bir yazlığı vardı. Mülkiyetin kızına geçmesi için harekete geçtik.
İlk yapılacak iş veraset ilamını yeni adıyla mirasçılık belgesini almaktı.
Biliyorsunuz bu belgeyi sulh mahkemeleri veriyordu. Hükümet kolaylık yaptı, noterlere de bu belgeyi verme hakkını tanıdı.
Bir saat içinde noterlikten mirasçılık belgesini aldık.
Diğer evrakları da tamamlayıp Büyükçekmece tapu müdürlüğünün yolunu tuttuk. Randevu aldık. Evrakları verdik. 
Beklemeye başladık. Tapu da teknolojiye ayak uydurmuş. Cep telefonunuza yatırılacak harçla ve tapuyu verecekleri saati mesajla bildiriyorlar. Cep telefonu olmayanlar ne yapıyor bilemiyorum.
Önce kamu bankalarından birine harç yatacağı için zamandan kazanmak için bankanın yolunu tuttuk.
Beklemeye başladık.( Bir not: Harç banka ATM'sine yatırılıyor.)
Neyse. Mesaj geldi geldi ama farklı bir mesaj.
“Murisin kimlik tespiti verasetnâme ile farklılık gösterdiğinden nüfusa kayıtlı olduğu nüfus müdürlüğüne yazı yazılacaktır”.
 (Kayın valide Balıkesir nüfusuna kayıtlı iken evlenmiş, nüfusunu Üsküdar’a aldırmış. Daha sonra ikametgâhı oturduğu semte Sarıyer’e geçmiş).
Tekrar tapuya dönüp sorduk. Verilen cevap hepimizi ilgilendiriyor:
Eğer mirasçılık belgesini mahkeme kanalıyla alsaydınız sorun çıkmazdı. Sorun mirasçılık belgesini noter kanalıyla aldığınız için çıkıyor.
Yani noterlerden mirasçılık belgesi alırsanız ve eğer ikametgâh İstanbul değilse eksik belge alıyorsunuz. Ayrıca ölenin asıl nüfus müdürlüğünden de yazı alınması gerekiyormuş.
Bize artık Üsküdar’ın yolunu tutmak, tekrar Büyükçekmece’ye gitmek düştü.
Bu durumu mirasçılık belgesini veren noterin uyarması gerekiyor ama nerede o noterler?
Ben dostlarımı uyarıyorum.
Aklınızda bulunsun.


24 Ocak 2016

İstanbul’da yaşanmış bazı olaylar ve bu olaylardan çıkan deyimler (9): Yelkenleri suya indirmek!

 İstanbul'da yaşanmış olayların konu olduğu deyimlerin anlamlarını ve ortaya çıkış hikayelerini içeren bir kitap yayımlandı. 'İstanbul'un 100 Deyimi' isimli kitabı İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Çilem Tercüman kaleme aldı:

 İlk zamanlarda yükseklerde uçan kimselerin daha sonra durumlarının farkına vararak eski hallerinden vazgeçtiklerini anlatmak için kullanılan bir deyimdir. Eskiden gemiler, rüzgârlı havalarda yelkenle yürütülürdü ve geleneğe göre bir gemi, yabancı bir ülkenin sınırlarına girdiğinde saygı gereği yelkenlerini indirmek zorundaydı. Bir gün Fatih , Rumelihisarı'nda gezerken bir Ceneviz gemisi hisara yaklaşır ancak yelkenleri indirilmez. Kaptana yelkenleri indirmesi hatırlatılmasına rağmen geminin yelkenleri indirilmeyince Fatih'in emriyle gemi topa tutularak batırılır ve böylece bu deyim dilimize geçer.
 Zıvanadan çıkmak 

Zıvana, eskiden sigaranın veya tütün çubuğunun ağza gelen kısmına konulan kağıttan yapılmış boruya verilen addır. Ayrıca pek çok kısımdan meydana gelen eşyalarda parçaların birbirine geçmesini sağlayan girinti ve çıkıntılara da zıvana denir. Zıvana yahut zıvanaların olması gereken yerden ayrılması, umulan amaca hizmet etmeyecektir. Dolayısıyla eski İstanbul'da gündelik hayatta bir olay karşısında "çok öfkelenmek", "delirmek" manasında zıvanadan çıkmak tabiri kullanılmıştır.