19 Nisan 2014

Köylüyü anlayacak “yeni aydın” tipi!

Köy Enstitüleri üzerine çok şey yazıldı, çok şey söylendi. Ben kısaca tüm sorunu özetlemek istiyorum:
O dönemlerde köye hizmet götürmek çok zordu. Köye doğru hizmeti götürebilmek için köylünün dilinden anlayan "yeni bir aydın" tipine gereksinme vardı. Bu da köylünün kendi içinden çıkarılabilecek bir tipti. Bu “püf” noktasını ilk yakalayan ve kendisi de bir köylü çocuğu olan İsmail Hakkı Tonguç’tur. Tonguç, Köy Enstitüsü Sisteminin hem kuramcısı, hem de kurucusudur.
Tonguç şöyle diyor:
“Kanımızı ve iliklerimizi isteyerek köyün içine akıtmadıkça, kırk bin köyün kenarına münevver insanın mezar taşı dikilmedikçe, bu köyün sırlarını anlayamayız. Köyü anlayabilmek, ... duyabilmek için onunla kucak kucağa, nefes nefese gelmek lâzımdır. Onun içtiği suyu içmek, yediği bulguru yemek, yaktığı tezeğin ifade ettiği sırları sezebilmek ve yaptığı işleri yapabilmek gerekir. Bizim köyün ne olduğunu evvelâ büyük âlimler, artistler değil kahramanlar anlayacaklar, sonra âlimlere ve sanatkârlara anlatacaklardır. Türk köyü, daha belki yirmi beş yıl âlim değil, kahraman isteyecektir. Bataklığı kurutmak, sıtmalıya kinin rejimi yaptırmak, trahomlunun gözüne ilâç damlatmak, okul binasını yapmak, yaralının yarasını sarmak, gebeye çocuğunu doğurtmak, pulluğun nasıl kullanılacağını veya tamir edileceğini öğretmek, bozuk köprüyü yapmak, ıslah edilmiş tohumu tarlaya saçmak, fidan dikerek onu büyütmek ve step köylüsünün ‘dal’ diye adlandırdığı ağacı hakikaten ağaç hâline getirmek; ulemanın işi değil, kahraman teknisyenler ordusunun işidir... O bu kahramanları içinden yetiştirmeğe mahkûm. Bütün felâketlere katlanarak, ıstırabı zehir yutar gibi yutarak çalışan ve başlarının üstünde şereflerle örülü birer taç taşıyan bu kahramanlar köyü dile getireceklerdir... O zaman yeni sesler duyacağız. Bu seslerden ürkmeden onları dinlemek lâzımdır. Köyden yeni renk ve seda getirenleri saygı ile karşılamak gerekir. Hakiki köyü ve memleketi o zaman anlayacağız...”
Evet dostlar! Köy Enstitülerinin kuruluş hedefini ve bu sisteme karşı çıkan “zihniyeti” iyi anlamak gerekirdi. Halkımız anladı mı? İyi anlatılabildi mi?
Ülkenin temel sorunu budur.

18 Nisan 2014

BABAYASA!.

*Kartalı vuran kendi tüyünden yapılmış oktur.(Kızılderili atasözü)
Kim ölmüş yalandan? Kim bıkmış hileden, yolsuzluktan? Kim gerçeği kovalamış? Kimin haberi var olandan? Kim inmiş balkondan. Kim anlamış görüntüyü?.. Balkonda havaya kalkan ailenin kolları neyi anlatıyor? Egemenliğin kayıtsız, balkonsuz halkın olduğunu mu?
17 Aralık’ta ne oldu, hangi kutuya ne doldu? Neyin üstü kapandı? O gün ayakkabı kutularının doldurucusu olduğu iddia edilen müdür Süleyman Aslan bugün aslanlar gibi ülkenin en büyüklerinden birinde bankacılığa devam ediyor. 30 Mart’ta sandıkta ne aklandı? Yoksa yolsuzlukları tarihe gömecek iken sandığa mı gömdük?
Kimse üzerinde durmuyor diye haksızlık üzerine haksızlık yapmak hak mıdır? Cadı avı var… Cadılar kim? Hain cadılar! Yolsuzluk. Dosyasının kapağına el sürenler yanmıyor mu? Nerede ise aynı gün yıldırım tayinler, daha doğrusu sürgünler olmadı mı? El süren yanıyor! Cesur bir savcı çıkar beklentisini yüreğine sindirenler yüzlere, binlere varan SÜRGÜN işlemini mi parmaklarına doladılar!. Bir terslik yok mu? Suskunluk! Masumlar suçlu, suçlular kahraman mı? Kentler dönüşerek elden çıkmıyor mu? Rant kurbanı değiller mi? TOKİ ile başlayan kentleri yeme yutma işlemi sürüyor!. Güzelim İstanbul! Zaman zaman şunları da yaptık dedikleri içler acısı beton yığınları ile inleye inleye elden gidiyor… Her rant noktasında kimler var? Hangi havuzun mensupları... İstanbul’un efendisi AKP li Belediye Başkanı, Başbakan destekli ne derse o oluyor! Deprem yönetmeliğini hatırlıyorum… Binlerce çadır hazırlandı… Çadırların kurulacağı alanlar da açıklandı. 2008 yılında çadır alanları vardı ve açıklıktılar! Bugün çadır kurulacak alanlar var mı? Yok oldular. Binaya dönüştüler! AVM ye dönüştüler. Rant’ın hızı bu. Değişim dönüşüm ve deprem geliyor korkusu ile çok yerde aslan gibi sağlam binalara çürük dendi... Bina sahibi itiraz etti. Nerede ise o durumdakilerin hemen hepsi mahkemeleri kazandı. Ama evleri geri alamadı. Zira binalar yıkılmıştı!. Uğranılan haksızlıkları mı, günlerce yazdılar haksızlığa mı hayır dediler?. Üstüne üstlük ne seçimi olduğu tam olarak tarif edilemeyecek bir de hileli seçim gelip geçti!. İşlemler hızlanmadı! Demokratik ülkelerde önce suç işlenmesini önlemek, ve düzenin sağlanması için kanunlar çıkarılır. Bizde önce SUÇ İŞLENİR bunu kılıfına uydurmak için ardından kanun yapılır. AKP nin adalet ve kalkınma anlayışı bu değil mi? Başbakan yargı ve yasama ayak bağı oluyor diye şikayet etmedi mi?
Ayıkla ayıkla temizlenemiyor ki!. Şikayet değişmiyor ki. Bilmediğimiz kadar yolsuzluk, hırsızlık yok mu? Bugün de yapılmıyor mu? Bu tablo ile güvensizliği ve nefreti körüklemiyor muyuz? Ne çok hainimiz varmış… 12 yıl nasıl farkına varmadık dersiniz? Uyuduk mu yoksa hala uyutuluyor muyuz? AK Parti MKYK üyesi Prof. Mazhar Bağlı, cemaat ile çatışmayı değerlendiriyor, “Bu saatten sonra milletin öfkesini kavga kesmez, millet intikam istiyor... Kan kusturanlara kan kusturulsun istiyor”
Kim takar demeyin! Yalova 6 oy farkla kazandı. 6 gün sonra yoksuzluğa taktı! CHP li yeni Belediye Başkanı eski AK Partili başkanın seçim öncesi belediye adına verdiği 74 bin 700 porsiyon yemeğin ve dağıtılan küçük hediyelerin masrafları ödemeyeceğini açıkladı. Pilav üstü kavurma, kahvaltı, kokteyl, protokol ağırlaması not defteri, çanta, takvim, şemsiye, kitap gibi küçük hediyeler için toplamda 1 milyon 300 bin lira…
Rant kaldığı yerden devam ediyor. Fark bizim haberimiz olamıyor!Tape’ler şu anda sızamıyor. 17 Aralıktan bu yana tüm önlemler bunun için değil miydi? Gene de şüpheler beliriyor. Orman ve Su İşleri Bakanlığı sulak alanlar “ulusal önemdeki sulak alanlar” ve “mahalli önemdeki sulak alanlar” olarak ikiye ayrıldı. Eniştem durup dururken beni neden öptü demeyim. Yapılan düzenlemeyle Türkiye genelindeki tüm sulak alanların yapılaşmaya açılabileceğini savunanlar var. Çevreciler hükümetin bu düzenlemeyi İstanbul’a yapılacak Üçüncü Havaalanı’nı arazisini imara açabilmek için yaptığını düşünüyor! Neden olmasın!

Başbakan Anayasa’ dan bıkmış usanmış!. Kendi ayarlamış ama. HSYK den şikayetçi. HAİN PARALEL başının belası. İnlerin girip o yapıyı da inletecek!. Yeni cambaz Cumhurbaşkanlığı seçimi! Türkiyenin 76 milyon vatandaşına karşı iki isim yetiyor... Cumhurbaşkanını halk seçecek deniyor. Deniyor ama konuşan iki kişi... Karar Erdoğanın iki dudağına yapışmış... Meydan da Başbakan ve Cumhurbaşkanı var. Yasalar yetmiyor mu? Biz gene Demokrasinin dengeli yönetimini beklerken aşırı yetkinin esiri mi olacağız?. Gelişme karanlık. MİT yasası çıktı. Kanunsuzlukları KANUNİ yapan anlayışı kucakladık... Kardeş görünen küskün ikili ile çok daha tehlikeli bir dönem geliyor. Benim çıkış yolum var! Anayasa işe yaramıyor. Yeni bir BABAYASA yapalım... Erdoğan Cumhur-başbakanı olsun... Başbakanı tasarruf etmiş oluruz!

15 Nisan 2014

Zehir Köprüsü’ne oy verdiler!

Seçim sonuçlarını değerlendirirken herkes büyük fotoğrafa baktığı için detaylar kaynayıp gitti.
Oturduğum ilçe Sarıyer’de CHP kazandı ama ben en çok burunlarının dibine köprü ayakları dikilen Garipçe’yi ve hava kirliliğinden, gürültüden  en çok etkilenecek üç mahalleyi merak ettim.
3. Köprüden bahsediyorum.
Hani yer belirlenince protesto yürüyüşleri yapan Garipçe ve Rumelifeneri’nden.
Öyle ya.
Gürültü yolda, egzoz dumanlarıyla birlikte zehirli hava “ bekle geliyorum” diyor.
Hem de günün her saatinde.
Hele lodos esince.
İstanbul’un en temiz iki köyü, Anadolu yakasındaki Poyrazköy ve Anadolu Kavağı ile birlikte dört köyünü zehirli hava esir alacak.
Şimdi diyorsunuz ki bunca itirazlara rağmen köprüyü oraya diken AKP tabii ki az oy almıştır.
Değil mi?
Kazın ayağı öyle değil işte.
Gürültüden ve hava kirliliğinden en çok etkilenecek Garipçe’de AKP 226 oy aldı. CHP mi? Sadece 33. Sanırım onlar da köyün yeni nesil gençleri.
Rumeli Feneri mi?
O da aynı. AKP 778, CHP onun yarısı kadar 422.
Ne dersiniz bu sonuca?
Ben bu sonucu şöyle değerlendiriyorum;
Yolsuzluk, rüşvet gibi iddiaların üstelik yerel seçimlerde ileri sürülmesi, tüm seçim stratejisinin bu olgular üzerine kurulması seçmeni etkilememiş.
Köylerin aklı başında gençleri bu sonuçları büyük ölçüde iki şeye bağlıyor; Biri dinin kullanılması diğeri de mazotun balıkçılara ucuz satılması.
Biliyorsunuz bu köyler büyük ölçüde balıkçılıkla geçiniyor.
Demek ki “oylar” ın ucunda çıkar da var.
Garipçeliye “bak kardeşim burnunun dibine dikilen bu köprüden günde şu kadar, ayda şu kadar ağır vasıta geçecek. Sen bu vasıtaların çıkardığı gazları devamlı soluyacaksın, sağlığın bozulacak ve ömrün kısalacak. Buna razıysan kabul et. Çocuklarını, torunlarını geleceği düşünmüyorsan köprüyü yapanları alkışla” derseniz belki biraz düşünür oy verirken.
Ama yine de gider AKP’ye oyunu verir.
Detay dedik ya.
Bu detayı genelleyin.
AKP’nin niçin İstanbul’da, Ankara’da  ve hemen hemen orta Anadolu’ da kazandığını anlayın.
Takım tutar gibi parti tutanlara, çıkarına bakanlara doğru yolu göstermek mümkün mü?
Biraz zor gibi.

AKP tam damardan giriyor yüzde 44’lük seçmenin kanına.

14 Nisan 2014

KAMA  
DİYARBAKIR’ın kadın Belediye Başkanı BDP ’li Gültan Kışanak, demokratik özerklik adımlarını atmaya başladıklarını açıklarken zaman kaybetmedi... “Petrol başta olmak üzere, bölgede üretilen enerjiden yerel yönetimlere pay verilmesi gerekir” dedi...Ağzının payını veren çıktı mı?

9 Nisan 2014

Milsiz irade!

*Honore de Balzac: bugünkü kanunlar, büyük sineklerin delip geçtiği, küçüklerinde takılıp kaldığı bir örümcek ağı gibidir.
Ülkemde, iktidarın meclis aritmetiğine dayayıp torbaladığı kanunlar, yüksekteki büyük sineklerin kanat çırpmaları ile vızır vızır delindi! Küçükler adaletin ışığını beklerken, kedilerin hışmına uğrayıp tam 44 ilde aynı anda oylar sayılırken karanlıkta kaldılar. Sevgiyi saygıyı, dürüstlüğü MUM ışığında aramak zorunda kaldık! Birey olmakla övünenler “milli irade deyip” durumu idare ettiler! Son söz Milli iradenin mi oldu? Oysa, dün de, önceki gün de, daha da öncesinde! Bilenler söylediler… Çömlekçilere kadar kapı kapı dolaşıp anlattılar. AMAN sandığa olan GÜVEN ZEDELENMESİN testi kırılmasın… Gözümüzü kör eden neydi? Demiri kesen emir… MİLLİ İRADE DEĞİL Mİ?
Matematiğim ATA -MADİK olduğu “biz ne dersek o olur” gerekçesinin itiraz kabul etmediği bir yerde denklem geçerli kılındı… Türkiye genelinde geçerli oy sayısı: 44.839.581. Seçime katılan 6 partinin aldığı oyların toplamı 73.593.947. Bu ne bereket? Nasıl mı oldu? Büyük sinekler kanunları ve de kuralları delip geçti. Gergin ve nefretin beslendiği, mantığın yorgun düşüp bir yere yaslandığı bu ortamdan CHP Genel Başkanına Meclisin güvenli koridorlarında bir de yumruk çakıldı… Yaşı  müsait olanlar İsmet İnönü’nün taşlandığı, Süleyman Demirel’in burnunun kırıldığı dönemi hatırladılar… Gene nefretin kral olduğu o yere, o kargaşaya, o çalkantılı günlere mi gidiyoruz? İtibarımız Türk Lirasından hızlı düştü… Uluslararası ortamda Twitter yasağı şaşkınlık yaratırken siyasetçiler de alay konusu oldu… Bu sahneleri AKP seyretmedi. Seyreden AKP liler kalkıp konuşamadı. O kadar özgürdüler işte! Ama Başbakanın bir yakını söyledi:
Şam Müftüsü Ahmet Bedreddin Hassun çevremizi saran ateşi, düştüğümüz batağı anlattı duyan oldu mu? “Yaşananların sorumlusunun Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan’dır dedi. Ve özetledi “Başbakan Erdoğan’ı Belediye Başkanlığı döneminden beri tanırım. Dini bilgisi çok yetersizdir. Erdoğan benim Şam'ı terk edip, Türkiye’ye gelmemi istedi. reddettim. Din bunların yaptıkları değil. Dinde zorlama yoktur. Bunlar insanları zorluyorlar, olmaz ise öldürüyorlar. Her şeyden önce insanız. Sonra dinimiz gelir. İnsanlığımızı hiçbir zaman unutmamalıyız. Dini insanlığın önüne koymamalıyız. Herkes önce insan sonra Müslümandır”
Tayyip Erdoğan’ın Türkiye'de laiklikle savaştığını vurgulayan Ahmet Hassun, “Allah'ın bizi Erdoğan’dan koruması için dua etmeliyiz. Bölgede savaştan yana tavır aldı. Suriye için tek derdi Müslüman Kardeşlerin serbest bırakılmasıydı. Yıllar önce Erbakan Hoca beni uyarmıştı. Bu adama dikkat et, güvenme diye. O zaman çok dikkate almamıştım. Ama bugün görüyoruz ki, Erbakan çok haklıymış. Erdoğan mezhepsel bir politika izliyor. Sırf mezheplerinin egemen olması için, bu katilleri destekliyor. Allah bizi Erdoğan’dan korusun.”
Sadece Şam Müftüsü mü? AKP kurucularından Aptüllatif Şener “Bir saniye içinde döner… Bir dediği öbürüne uymaz… Koltuğunda kalmak için savaş dahi çıkarır ..” AKP kurucusu ve eski Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat Dışişleri Bakanı’nı eleştirdi. “Davutoğlu Başbakan Erdoğan'ı yanlış yönlendiriyor. Bizi savaşa götürme tehlikesi  var?” dedi.. Yolsuzluklar için de “Bu fezlekelerin üzeri kapatılamaz. Bunların aklanacağı veya suçlu bulunacağı yer de Yüce Divan'dır. Ben Başbakan'ın yerinde olsam Yüce Divan'a gönderirim” yorumunu yaptı. Başbakanın kahraman polisi nedense şimdi KAHREDEN polis oldu! Ülkenin tüm inlerinde aranıyorlar!
Ülkem sağırlar, körler dilsizler dönemini yaşıyor. Oysa yurt dışında tüm ülkeler görüyor, itibarımızı sıfırlıyor ve konuşuyorlar: ABD li gazeteci nedense ciddiye alınmamış gibi. CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün,de naklediyor: “Pulitzer ödüllü ABD'li ünlü gazeteci Seymour Hersh'in Ağustos 2013'te Şam Guta'da 1100 çocuk ve kadının öldüğü kimyasal saldırısının failinin Türkiye olduğuna dair yazısını okudunuz mu? Hersh'e göre, 21 Ağustos 2013'teki kimyasal silah sarin gazı ile yapılan saldırıyı Tayyip Erdoğan ve ekibi ABD'yi Suriye'ye çekmek için gerçekleştirdi, amaç bir provokasyon idi. Hersh MİT ve Türk Jandarmasının Suriye hükümetine karşı savaşan Cihatçı teröristlere silah ve kimyasal gaz kullanma eğitimi verdiğini de ortaya atıyor, Guta'da kullanılan kimyasal gazın Türkiye'de üretildiğini ve Türkiye'nin desteğiyle Suriye'ye getirildiğini belirtiyor” ifadelerini kullandı.”
Başbakan hala aynı yolda. Aynı söylemde. “Benim Bakanım… Benim Muhtarım… Benim Genel Müdürüm.. Benim memurum… Benim Polisim” Benim de kanaatim Suriye yanlışına, batağına saplanmadan önce kamu oyu yoklamalarında milli irade % 80 oranında bu işe HAYIR  demişti. Buna rağmen bu batağa balıklama dalınmıştır. Bu karar Milli İradenin  olamaz… Mezhepler ölçüsüne inen kinli bir iradedir… MİLSİZ İRADEDİR

8 Nisan 2014

Şaibesi bol seçimin ardından…

Kuyrukta bekliyoruz. Seçim yeni başlamış. Saat sabah 8.15.
10-15 kişi varız. Çoğumuzun yaşı 65 üstü.
Yine de bizden yaşlılara öncelik tanıyoruz.
Tek kabin var.
Sıra yürümüyor.
Yaşlıların yarım metreyi bulan oy pusulalarından parti amblemini, mühürün doğru tarafını bulması, pusulaları katlaması zaman alıyor.
Sandık görevlilerinin yardımı da para etmiyor.
Zaman su gibi akıp gidiyor.
Bir minibüs yanaşıyor okulun kapısına.
Huzur evinin sakinlerini getiriyor.
Bu kez onlara öncelik tanınıyor.
Kuyruk olduğu gibi duruyor.
Yaşlıların bazıları nereye geldiklerinin farkında bile değil.
Hür iradeleri ile oy kullanıyorlar!
Hava alanlarına sandık koyan kafa, huzurevlerine sandık koymayı akıl edemiyor.
Homurtular artınca kartonlardan bir kabin daha yapmak akıllarına geliyor.
Saat 17.00.
Sandıklar kapanıyor.
Sayım başlıyor.
Parti temsilcileri, gözlemciler pür dikkat.
Aman hile olmasın.
Kimsenin kimseyi güveni yok.
Tutanaklar tamam.
Şimdi çuvalları ilçe seçim kurullarına götürme zamanı.
Bir kuyruk da ilçe seçim kurulları önünde.
Hadi bakalım.
Tutanakları listeye geçir.
135 mi? Yaz 13.
150 mi yaz 15.
Sonuçlar açıklanıyor.
Ve itirazlar başlıyor.
Tekrar sayılsın.
Seçim yeniden yapılsın.
İtirazlar da ikiye ayrılıyor.
İktidarın itirazlar. Fazla sorgulamadan çoğuna kabul.
Muhalefetin itirazları. Çoğuna ret.
Hadi bakalım.
Sorunu Yüksek Seçim Kurulu çözsün.
Bir curcunadır gidiyor.
Kimsenin kimseye güveni yok.
Seçime düşen gölge büyüyor.
50 yıldır oy kullanıyorum. Bu kadar şaibeli seçim ortamı yaşamadım.
Bize ne oldu yahu?
Teknolojinin geldiği bu ortamda biz hala insana dayalı sayım mı yapacağız?
Çağ atladık derken çukura mı düştük?
Onu yaptık, bunu yaptık diye övüne övüne çatlama noktasına gelenler, neden seçim sistemine dokunmazlar? Şeffaf seçimi tercih etmezler?
İşlerine mi gelmez?
Evet. Hilenin sıfırlanacağı elektronik sistem işlerine gelmez.

Dürüstlüğün yerlerde gezdiği bir ortamda ileri demokrasi dedikleri bu olsa gerek.

5 Nisan 2014

KAMA
Ben de!
Başbakan Erdoğan Anayasa Mahkemesinin Twetter yasağını kaldıran kararı için “kararı uyguluyoruz ama ben saygı duymuyorum” dedi... Oyyy hemşerim!. Ben de özgürlükleri hiçe saydığın için sana Başbakan diyorum  ama saygı duyamıyorum!

1 Nisan 2014

KAMA

İN’ lemek...
Manav’ın sepetinden (seçimden) bir Armut ile bir Ayva çıktı... Adliye’de beklenenler. Balkon’da boy gösterdi... Güvercin uçmadı... Tehdit uçtu... “İnlerine gireceğiz. İNLERİNE...”
Yol görünmedi mi? İN’leye.. İN’leye de olsa ışığı yeniden yakacağız...
Dayan Türkiyem...

24 Mart 2014

HELAL- ZEDELER!

Direk mi, kazık mı? Yoksa şu meşhur bir yerin kılı mı? Ne olursa olsun korkacağımızdan fazla korktuk… Adalet yıkılmasın dedik. Yıkıldı! Artık bizi kimse daha çok korkutamaz! Yıkamaz!
Tezatlar maratonunda neredeyim diyorum. Ara seçimin sonucu nedir? Yerel idarecileri seçmek değil mi? Genel seçimden de öne çıkmış… Kader seçimi! İktidar mı değişecek? Şöyle mi olacak? Diyelim AKP eski oyu kadar oy aldı.. Yolsuzluk, hırsızlık, çalınan paralar  yok hükmü ile silinecek ve defter kapanacak mı? Yoksa AKP “Millet benim hırsızlığımı kabul etti. Bakın gene bana oy verdi. Siz de kim oluyorsunuz?. Yeniden seçildiğime göre yeniden yolunu bulur dediğim dedik bildiğimi yaparım”derse ne olacak?  Bu AKP mantığına ders düşmez ki! 11 yıllık tecrübe ve torba yasalarla neleri yasaklamadılar ki! Üstelik adına, ileri demokrasi diyerek!

 “Kocaman metal bir direk. Elde levye. Çelik halatı saran sistem kırılıyor. Halat boşalıyor… Sonra insanlar sarılıyor kazığa. Üstüste gelecek şekilde. Biri birinin üzerine biniyor insanlar… Bal arısı misali! Bal tutan parmak görüntüde yok! Bizim anlamadığımız bir çekim var! Üst üste, üst üste… Yığın yığın. Yapışa yapışa pramite dönüyor… Ve geniş bir ovanın ortasında insandan oluşan bir başka kazık halini alıyor...Çevreden koşan kazığa yapışıyor! Kazık kime, derken biri en üstten atıyor kendini. Düşerken bayrak açılıyor! AKP nin yasaklanan TV reklamı bu. Reklamda bayrak kullanmak yasak ! Olsun!. Kanunu yapan kanunu deler de! Eldeki bayrak derhal kırmızı bez oluyor! Kazık gerçekleşmiş ise işlem tamam!

Gün ışığına çıkacak yeni yolsuzlukları önleme azmi kuvvvetli. Yazılı medya satın alınmış veya susturulmuş… Delik internet üzerinden kapanmıyor. Ha bire sızıntı var. Paralel mi? Ara el mi? Kim belli olmuyor… Aman ha dikkat! Bir de şu cır cır öten minik kuş çıktı…. Kapatma kararı yok..  Ama  TWİTTER kapalı! Uygulama gayri hukuki. 17 Aralık yolsuzluklar ile bağlantılı macera bitmiyor. İlk iddia edilen rüşvet  247 milyar TL Sızma işi Medya’da tiryakilik yapmış! Gazeteciler yarım gün mesaide. Bir tape daha.. Yenisi geliyor… Bekleyin… Vallahi bekliyoruz. Gözümüz medya da! Bakalım bugün ne sızacak beklentisi yerleşmiş “Bir sürü puştla uğraş, ayakta kal, gel minik bir kuşa temsil ol… Olamaz… Yasaklarız… Kim ne derse desin… Güçümüzü kullanırız” 25 Aralık’ta yürütme iflas ediyor. Savcının talimatını polis dinlemiyor! Darbe olmuyor mu? Paralel mi, yamuk mu, yoksa düpe düz darbe mi? Yolsuzluğu soruşturmaya çalışan yargının önünü AKP kesmiyor mu? Memurları, savcıları, polisleri hallaç pamuğu gibi savururken kahraman polis kahreden polis mi oluyor? Tunceli de Emniyet Müdürü. Hayati Yılmaz istifa, dilekçesinde özetle şunları yazdı: “Hukuk teminatını ve aralarındaki güveni yitirmiş personelim ile daha fazla kanun uygulayıcılığı görevimi de, yeminimdeki gibi tarafsız ve eşitlik ilkesine sadık bir şekilde devam ettirebileceğime inancım kalmamıştır. Zira artık personelimi hakka-hukuka değil kudrete sığınmış olarak göreceğimi düşünmekteyim. Mesleğe girmesiyle eleğe binmiş sicil notları fevkalade, kaliteli hizmet üreten, ahlak ve disiplin yönüyle tertemiz durabilmeyi başarmış yetenekli astlarımı, en ağır suçu işleyene bile savunma hakkı verilirken, savunmaları alınmadan çeşitli peşin hükümlerle eza-cefaya mahkum olmuş görmekteyim. Tunceli gibi fevkalade çetin bir coğrafyada, uzun yıllar terörle cansiperane mücadele eden kahramanlarım, iradem sorulmadan, zamansız ve hiçbir gerekçe gösterilmeden görevlerinden alındılar. Çocuk yaşta giydiğim üniformama ve kalan hayatımda kendime saygı duyabilmek için görevimden istifa ediyorum.” Kendine saygısını yitirmeyenler şu sıra sessizler ama az değiller!

Besteci ve piyanist Fazıl Say, twitter üzerinden paylaştığı Ömer Hayyam rubaisinde “dini değerleri alenen aşağıladığı” iddiasıyla 10 aya mahkum edilmişti. Dini duygular üzerinden siyaset yapan AKP nin ileri gelen mensubu eski bakanı Egemen Bağış ortaya çıkan ses kaydında “Bakara Makara” sözleriyle Kur'an ayetleriyle alay edebildi. Utanmadan. AKP ve Egemen Bağış, hiç bir şey olmamış gibi yola devam ediyor. Yaptıkları HİÇ değerinde  mi?

Ülke bu noktaya nasıl geldi? AKP İleri demokrasi dedi ama ileri giden sadece keyfilikti… Son nokta 25 Aralık’ta kondu. İktidarın devlete karşı darbesi gerçekleşti. Savcı emretti polis yapmam dedi. Yürütme bitti.. Haram yiyenler, Haramzadeler! Kıraç tarlaların tozlu yollarından yeşil alanları talan edilmiş gökdelenlerine taşınmışlardı… Büyük ve sessiz çoğunluk haram yememiş ve haksızlığa uğrayıp helal-zede olmuştur. Çöken sistemin temellerini yeniden onlar atacak… Haksızlığa baş kaldıran gençler, polisler, memurlar, akademisyenler, sanatçılar, aydınlar yani bugün AKP nin düşmanı görülenler çöküşü sonlandıracak, yeniden dirişi yaratacak güçtedir. Acımız dinecek… Daha iyi günleri de göreceğiz… Haram yiyenlerle değil helal süt emmişler, içi dışı bir, memleket sevdalıları ile… HELAL- zedeler ile… 

20 Mart 2014

Minareyi çalan kılıfını da hazırlar!

Meclis çalışmalarını izlediniz mi hiç? Emekli olunca zaman zaman izliyorum çalışmaları.
Tabii saat 19.00’a kadar olanları.
Başkan Meclis’i açıyor.
Diyelim ki sırada bir yasa tasarısı var. Maddeler tartışılacak. Muhalefet önergelerini veriyor. Örneğin “ile” kelimesi “veya” ile değişsin. “Cümle düşüklüğü var düzeltilsin” gibi.
Başkan komisyona soruyor “katılıyor musunuz?
Cevap hazır; ”Katılmıyoruz”.
Başkan hükümete soruyor “katılıyor musunuz?
Cevap hazır; ”Katılmıyoruz”.

Önerge sahibine söz veriliyor. O da yasayı bir kenara bırakıp halka duyurmak istediklerini anlatıyor. Sataşma varsa iktidarın nöbetçileri hemen cevabı veriyorlar.
Oylama yapılıyor.
Kabul edenler etmeyenler.
Kabul edilmemiştir.
Bu çizgi salondaki 30-40 kişi ile böyle devam edip gidiyor.
Meclisimiz böyle çalışıyor ne yazık ki.

Gelelim fezlekelere.
Dört bakan hakkındaki fezlekeler Meclis’e geldi gelmesine de CHP ve diğer iki muhalefet partisi istedikleri sonucu alamadılar. Fezlekeleri Meclis’te okutamadılar.
Neden mi?
İktidar partisinin karşı adımlarından.

Şimdi bu adımları izleyelim:
Birinci adım; Soruşturmayı yürüten savcıları değiştirme,
İkinci adım; Bakanlığa gelen fezlekeleri geri gönderip zaman kazanma;
Üçüncü adım; Olağanüstü toplanan Meclis’te başkanlık yapacak vekili o sabah yeni çizelge ile değiştirme;
Dördüncü adım; Soruşturmanın gizliliğini ileri sürüp fezlekelerin okunmasını engelleme;
Beşinci adım; Elli beş imza ile soruşturma komisyonu kurma teklifini kabul ettirme;
Altıncı adım; Kuşa dönmüş iddialar üzerine komisyonda rapor hazırlama;
Yedinci adım; Raporu oylama ve reddetme;
Sekizinci adım; Bakanların yüce divanda yargılanmasını genel kurulda önleme.
Ne demişler minareyi çalan kılıfını da hazırlar.