2 Mayıs 2016

Fener ve Balat gezisi (3): CEBE ALİ BEYDEN CİBALİ’YE!

İstanbul Fatih tarafından 29 Mayıs 1453'te fethedildiği gün Bursa Subaşısı Cebe Ali Bey  sur kapısını kırıp şehre girmiş. Bu kapı ve çevresindeki semt, daha sonra bu kişinin adı ile anıla gelmiş, sonradan halk arasında Cibali şeklinde değişmiş. Bugün Cibali, küçük esnaf, işçi ve asıl iç göçle gelenlerin yerleştiği bir semt. Göçle gelenlerin çoğu Rizeliydi. 
Tütün fabrikasında çalışan kadın işçiler...
1997’de Maliye Bakanlığı fabrika binalarını Kadir Has Vakfına sattı. Fabrika bugün Kadir Has Üniversitesi’nin merkez kampüsü olarak kullanılıyor. 1884'te üretime başlayan Cibali Tütün Fabrikası 1995'te faaliyetine son verdi.
Fabrika bugün bir eğitim yuvası artık..
Tütün fabrikasında 1500’ü kadın 662’si erkek olmak üzere 2162 kişi çalışıyordu. Cibali Kapısı iki mermer sütunun üzerine oturan kemerli bir kapıdır.

30 Nisan 2016

Fener Balat gezisi (2): Demirden yapılmış Bulgar kilisesi!

Kilise, Haliç kıyısında Fener semtindedir. Prens Stefan Bogoridi’nin bağışladığı arazi ve üzerindeki ahşap hane, Istanbul’daki Bulgarların gönüllü yardımlarıyla kiliseye dönüştürülmüş.
Ahşap kilise 1898 yılında yanar. Yerine, bugün hala ayakta olan Demir kilise inşa edilir. Projenin mimarı Hovsep Aznavour’dur.  
Toplam 500 ton ağırlığında demir dökülmüş ve sonradan parçalar burada birleştirilmiş. 
Dökülmüş olan parçalar, Viyana’dan Tuna ve Boğazlar yoluyla gemilerle getirilmiş. Sveti Stefan dünyadaki tek demir kilise olarak varlığını sürdürüyor. 
3 kubbeli ve haç şeklinde olan kilise, diş süslemelerinin zenginliği ile de dikkatleri üzerine çekiyor. Mihrabı Haliç’e dönüktür. Çan kulesi giriş kapısının üzerinde ve 40 metre yüksekliktedir. Çan kulesindeki altı adet çanın hepsi Rusya’nın Yaroslavl şehrinde dökülmüş.

29 Nisan 2016

Fener Balat gezisi (1): KIRMIZI MEKTEP!

İstanbul’un en kozmopolit iki semti. Fener ve Balat.
Hem Bizans hem de Osmanlı döneminin önemli iki bölgesi.
Dik yokuşlarıyla ünlü Fener semtinde küçük evlerin arasından dev bir bina görünür kıpkırmızı.
Kırmızı Mektep.
Tamamen tuğladan yapılmış. Yapım yılı 1881. Mimarı Dimaolis. 
Kırmızı mektebin bir diğer adı da Fener Rum Lisesi. 
Bina yapımında Marsilya’dan getirilmiş kırmızı tuğlalar ve granit kullanılmış.
Okul giriş ve 3 kattan oluşuyor.
Kuş bakışı görünümü ise bir kartalı andırıyor.

4 Nisan 2016

Noterden alınan mirasçılık belgesine (veraset ilâmı) dikkat!

Kayın valide’yi ocak ayı içinde kaybettik.
Kumburgaz’da 100 dairelik bir sitede küçük bir yazlığı vardı. Mülkiyetin kızına geçmesi için harekete geçtik.
İlk yapılacak iş veraset ilamını yeni adıyla mirasçılık belgesini almaktı.
Biliyorsunuz bu belgeyi sulh mahkemeleri veriyordu. Hükümet kolaylık yaptı, noterlere de bu belgeyi verme hakkını tanıdı.
Bir saat içinde noterlikten mirasçılık belgesini aldık.
Diğer evrakları da tamamlayıp Büyükçekmece tapu müdürlüğünün yolunu tuttuk. Randevu aldık. Evrakları verdik. 
Beklemeye başladık. Tapu da teknolojiye ayak uydurmuş. Cep telefonunuza yatırılacak harçla ve tapuyu verecekleri saati mesajla bildiriyorlar. Cep telefonu olmayanlar ne yapıyor bilemiyorum.
Önce kamu bankalarından birine harç yatacağı için zamandan kazanmak için bankanın yolunu tuttuk.
Beklemeye başladık.( Bir not: Harç banka ATM'sine yatırılıyor.)
Neyse. Mesaj geldi geldi ama farklı bir mesaj.
“Murisin kimlik tespiti verasetnâme ile farklılık gösterdiğinden nüfusa kayıtlı olduğu nüfus müdürlüğüne yazı yazılacaktır”.
 (Kayın valide Balıkesir nüfusuna kayıtlı iken evlenmiş, nüfusunu Üsküdar’a aldırmış. Daha sonra ikametgâhı oturduğu semte Sarıyer’e geçmiş).
Tekrar tapuya dönüp sorduk. Verilen cevap hepimizi ilgilendiriyor:
Eğer mirasçılık belgesini mahkeme kanalıyla alsaydınız sorun çıkmazdı. Sorun mirasçılık belgesini noter kanalıyla aldığınız için çıkıyor.
Yani noterlerden mirasçılık belgesi alırsanız ve eğer ikametgâh İstanbul değilse eksik belge alıyorsunuz. Ayrıca ölenin asıl nüfus müdürlüğünden de yazı alınması gerekiyormuş.
Bize artık Üsküdar’ın yolunu tutmak, tekrar Büyükçekmece’ye gitmek düştü.
Bu durumu mirasçılık belgesini veren noterin uyarması gerekiyor ama nerede o noterler?
Ben dostlarımı uyarıyorum.
Aklınızda bulunsun.


24 Ocak 2016

İstanbul’da yaşanmış bazı olaylar ve bu olaylardan çıkan deyimler (9): Yelkenleri suya indirmek!

 İstanbul'da yaşanmış olayların konu olduğu deyimlerin anlamlarını ve ortaya çıkış hikayelerini içeren bir kitap yayımlandı. 'İstanbul'un 100 Deyimi' isimli kitabı İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Çilem Tercüman kaleme aldı:

 İlk zamanlarda yükseklerde uçan kimselerin daha sonra durumlarının farkına vararak eski hallerinden vazgeçtiklerini anlatmak için kullanılan bir deyimdir. Eskiden gemiler, rüzgârlı havalarda yelkenle yürütülürdü ve geleneğe göre bir gemi, yabancı bir ülkenin sınırlarına girdiğinde saygı gereği yelkenlerini indirmek zorundaydı. Bir gün Fatih , Rumelihisarı'nda gezerken bir Ceneviz gemisi hisara yaklaşır ancak yelkenleri indirilmez. Kaptana yelkenleri indirmesi hatırlatılmasına rağmen geminin yelkenleri indirilmeyince Fatih'in emriyle gemi topa tutularak batırılır ve böylece bu deyim dilimize geçer.
 Zıvanadan çıkmak 

Zıvana, eskiden sigaranın veya tütün çubuğunun ağza gelen kısmına konulan kağıttan yapılmış boruya verilen addır. Ayrıca pek çok kısımdan meydana gelen eşyalarda parçaların birbirine geçmesini sağlayan girinti ve çıkıntılara da zıvana denir. Zıvana yahut zıvanaların olması gereken yerden ayrılması, umulan amaca hizmet etmeyecektir. Dolayısıyla eski İstanbul'da gündelik hayatta bir olay karşısında "çok öfkelenmek", "delirmek" manasında zıvanadan çıkmak tabiri kullanılmıştır. 

23 Ocak 2016

İstanbul’da yaşanmış bazı olaylar ve bu olaylardan çıkan deyimler (8): Püsküllü bela!

 İstanbul'da yaşanmış olayların konu olduğu deyimlerin anlamlarını ve ortaya çıkış hikayelerini içeren bir kitap yayımlandı. 'İstanbul'un 100 Deyimi' isimli kitabı İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Çilem Tercüman kaleme aldı:

II. Mahmud devrinde önce askerler, ardından memurlar için resmi başlık olarak kabul edilen fes, kısa sürede halk tarafından da kullanılmaya başlanır. Fesin yaygınlaşmasının ardından değişik renk ve biçimleri, püsküllü ve püskülsüz olanları, hatta püsküllerin de envai çeşidi sokaklarda görünür. Yağmur ve kardan kalıbı bozulan, rüzgarda püskülleri sürekli karışan fesin kullanımı zahmetli ve masraflı bir iştir. Başlığın bu durumuna binaen doğan ve elinden kurtulması güç, zarara ve sıkıntıya yol açan kimse yahut şeyler için söylenen "püsküllü bela" deyimi, bugün dahi sıkça kullanılmaktadır. 
 Üsküdar'da sabah oldu
Üsküdar'da deniz kıyısındaki Valide Sultan ve Mihrimah Sultan camilerinin müezzinleri, karşı tarafta yaşayan padişaha seslerini duyurabilmek ve ondan ihsan alabilmek, belki saray müezzinliğine yükselebilmek ümidiyle sabah ezanlarını mutlaka Beşiktaş'taki cami müezzinlerinden önce okurlarmış. Bir şeyin zamanını geçirmek, geç kalmak anlamında bugün dahi kullanılmakta olan "Üsküdar'da sabah oldu" deyimi, vaktiyle aynı hat üzerinde olmalarına rağmen Üsküdar'ın Beşiktaş'tan önce okunan sabah ezanlarından kaynaklanmıştır. 

 Yarın: Yelkenleri suya indirmek ve zıvanadan çıkmak…

22 Ocak 2016

İstanbul’da yaşanmış bazı olaylar ve bu olaylardan çıkan deyimler (7): Kabak tadı vermek!

 İstanbul'da yaşanmış olayların konu olduğu deyimlerin anlamlarını ve ortaya çıkış hikayelerini içeren bir kitap yayımlandı. 'İstanbul'un 100 Deyimi' isimli kitabı İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Çilem Tercüman kaleme aldı:

Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırılan medreseye devam eden talebelere medresenin aşevinde her gün yemek verilmektedir. Bilhassa cuma günleri sofraların iyice zenginleştiği, yemeklerin çeşitlendiği medresede mevsimi geldiği zaman haftalarca her gün kabak yemeği çıkar, sürekli çıkan kabak yemeğinden doğan usanç ile her türlü bıktırıcı hal için "kabak tadı vermek" deyimi kullanılmaya başlanır. 
 Marmara çırası gibi tutuşmak:
Eskiden ocak, soba veya mangalda ateş yakabilmek için çıralar kullanılır, bu çıralar ise çarşılarda tutam halinde satılırdı. Aniden parlayanlar, öfkelenenler için kullanılan "Marmara çırası gibi tutuşmak" deyimi, sakızlı çam ağaçlarıyla meşhur olan Marmara Adası'ndan toplanan ve reçinesi bol olduğu için kolaylıkla yanan çıralardan doğmuştur. 

Yarın: Püsküllü bela ve Üsküdar’da sabah oldu…

21 Ocak 2016

İstanbul’da yaşanmış bazı olaylar ve bu olaylardan çıkan deyimler (6): Eşref saati!

 İstanbul'da yaşanmış olayların konu olduğu deyimlerin anlamlarını ve ortaya çıkış hikayelerini içeren bir kitap yayımlandı. 'İstanbul'un 100 Deyimi' isimli kitabı İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Çilem Tercüman kaleme aldı:

 Eski İstanbul'da sefer, savaş, düğün, seyahat gibi önemli bir işe girişmeden önce mutlaka eşref, yani uğurlu bir vakit gözetilirdi. Saray halkından sokaktaki insana kadar herkes buna inanırdı. Kişi önemli bir işe girişmeden önce dönemin astronomu sayılan bir müneccime başvurur, müneccim de yıldızların hareketlerinden ve gezegenlerin gökyüzündeki durumlarından bir mana çıkararak eşref saat tayin ederdi. Günlük dilde bu deyim sinirli bir mizaca sahip olan sağı solu belli olmayan bir kişiden bir şey isteneceği zaman "Şu an sırası değil, eşref saatini beklemek lazım" şeklinde de kullanılmaktadır. 
 Gözden sürmeyi çekmek:
Kasımpaşa'daki Haliç Tersanesi'nde "göz" adı verilen özel bölmelerde "sürme" denilen keresteler istiflenerek, muhafaza edilirdi. Ancak bütün tedbirlere rağmen zaman zaman açıkgöz ve becerikli hırsızlar tarafından gözlerden sürmeler çalınırdı. Günümüzde göz ve sürme kelimeleri bu anlamlarını yitirmiş olsalar da hala hırsızlıkta marifeti ifade etmek için kullanılan "gözden sürmeyi çekmek" deyimi buradan gelmektedir. 
Yarın: Kabak tadı vermek ve Marmara çırası gibi tutuşmak…

19 Ocak 2016

İstanbul’da yaşanmış bazı olaylar ve bu olaylardan çıkan deyimler (5): Dingo’nun ahırı!

 İstanbul'da yaşanmış olayların konu olduğu deyimlerin anlamlarını ve ortaya çıkış hikayelerini içeren bir kitap yayımlandı. 'İstanbul'un 100 Deyimi' isimli kitabı İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Çilem Tercüman kaleme aldı:

İstanbul'da ulaşım için atlı tramvayların kullanıldığı yıllarda iki at ile çekilen tramvaylara dik Şişhane yokuşunu çıkabilmesi için fazladan atlar koşulurdu. Azapkapı'da tramvaya eklenen takviye atlar, Taksim'de Dingo isimli bir Rum vatandaş tarafından işletilen ahırda dinlendirilir, sonra tekrar Azapkapı'ya götürülürlerdi. Gün içinde sürekli atların girip çıktığı ahırın, bu durumu dolayısıyla girenin çıkanın belli olmadığı veya her önüne gelenin girip çıkabildiği yerler için "Dingo'nun ahırı" deyimi kullanılmaya başlanmış. 
 Dolap çevirmek:
Eski konaklarda haremlik ile selamlık arasında irtibatı sağlayan ağaçtan yapılan, silindirik, alt ve üst taraflarında bir mil ile tutturularak çevrilen dolaplar vardı. Birbirlerine alaka gösteren ve ev sahiplerinin bundan haberdar olmasını istemeyen konak görevlileri, dolap vasıtasıyla haberleşirler ve birbirlerine haber gönderirlerdi. Konaklarda dolabın bu gibi işlerde kullanılmasından dolayı günlük dilde gizli işler yapmak anlamında "dolap çevirmek" deyimi kullanılır olmuş.

Yarın: Eşref saati ve gözden sürmeyi çekmek…

18 Ocak 2016

İstanbul’da yaşanmış bazı olaylar ve bu olaylardan çıkan deyimler (4):Başında kavak yeli esmek!

 İstanbul'da yaşanmış olayların konu olduğu deyimlerin anlamlarını ve ortaya çıkış hikayelerini içeren bir kitap yayımlandı. 'İstanbul'un 100 Deyimi' isimli kitabı İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Çilem Tercüman kaleme aldı:

 Anadolu ve Rumeli kavaklarının şiddetli rüzgarları üzerine söylenmiş bir deyimdir ki, sorumluluk duygusundan uzak gençler, zevk ve eğlence peşinde koşanlar veya zihnini gerçekleşmesi imkansız işlerle meşgul edenler için kullanılmaktadır. 
 Çarşamba pazarına dönmek:
Osmanlı İmparatorluğu döneminde çarşamba günleri Fatih Camisi avlusunun duvarından Yavuz Selim'e kadar yan sokaklara büyük pazar kurulurdu. Kalabalığı, kargaşayı ve düzensizliği ifade etmek için kullanılan "Çarşamba pazarı" veya "Çarşamba pazarına dönmek" deyimi buradan doğmuş.
Yarın: Dingo'nun ahırı ve dolap çevirmek!