1 Eylül 2014

Yeni mi! GERİ Türkiye mi?

“Coğrafya kaderdir” İbni Haldun

Cennet anaların ayakları altındadır” denir ama her fırsatta, o saygı ayaklar altına alınır! Kadınlarımızın ayaklarının altına ne zaman baktık? Bakabildik mi? İnsanca yaşama hakları, ifade özgürlükleri, çoğu zaman ayaklar altında kalmadı mı! Ve onlar evlatlarının varlığı içinde cenneti ararken, cehennem hayatı yaşayıp ölürler. Bu sadece öteki yarımıza yaptığımız bir “inkar suçu” da değildir. Yarına dönük umutlarımızı karartmaktır.

Kadınlarımızı geri bir kafayla görmekte yetiştirmekte devam edersek, hiç bir güç bizim geri kalmamızı engelleyemez!. Matematiğe vurunca kadını görmezden gelmek, eşit tutmamak, yok saymak emek israfı değil mi?Nüfusumuzun bir yarısını çöpe atmış gibi olmuyor muyuz?.Günümüzde ilerleyen her yerde insan hakları gelişirken sadece sandıktan çıkılmıyor. Yalan sarhoşu olup baştan da çıkılmıyor. “Bunları halk duymasın” yerine, halka hesap vermek, ulusun katlanacağı sıkıntıyı olduğu gibi nedenleri ile açıklıkla söylemek gerekmiyor mu? Demokrasi ile yönetiliyorsak!

Bugün seyrettiğimiz siyaset ne yapıyor dersiniz? Olmayacak pembe boyalarla gerçeği görünmez kılıyor. 17 Aralık -25 Aralık diye bir şey olmadı diyor. İftira ise öğrenmeliyiz... Ergenekon ve Balyoz gibi davalarda sahtecilik yapanları da öğrenemedik! Siyaseti yalanı gerçek diye yutturma sanatı olmaktan çıkarmalıyız. 49 Konsolosluk elemanını da unutacak kabiliyetteyiz!
Hayret. Bu kadar yalanı bu kadar uzun zaman duyup DOĞRU olanı tanımak zor olmuyor mu? Dini duyguları bu denli kullanmak neden? Her liseyi İmam Hatip yapıp, genç neslin tümünün biat etmesini mi sağlayacaksınız? Nereye gittiğimiz çok açık. Hükümetçe yakılan her yeşil ışıkla önce kadınlarımız biraz daha derinden horlanıyor! Son örnek umut kırıcı! Görüntü vahim! 7 yaşındaki  kız çocukları  resim çektiriyor. Daha 7 yaşında bu çocuklar! Kendi iradesi oluşmuş mu? Kanun 18 yaş diyor. Hepsinin başı sıkı sıkı kapalı. “Ben geldim allahım” yazılı bir pankartın altında toplanmışlar. Yer Ankara Odunpazarı! Kafa... o kafa. ODUN  PAZARI KAFASI! Başka adreslere baksak olmuyor mu!. Kadını hor görmemiş ülkelere. Aslında gerçek mutluluk ve aydınlık kadınlarımızın ayak bastığı yerdedir. Bir öğrenebilsek..

Eski Başbakan, Cumhurbaşkanı  Forsunu açmadan “Atatürk ilke ve inkılaplarına , Laik cumhuriyet ilkesine bağlı, tarafsızlık içinde kalacağına Büyük Türk Milleti huzurunda.. Namusu ve şerefi üzerine yemin etti” Sadece yemin edene kadar geçen üç beş günde bile çiğnediği kanunlar üçü beşi geçti!. Şimdilerde eski başbakan yeni rolünde kanunların tam olarak uygulanması ve tarafsızlığın yürümesini sağlayacak! HALK neyi tam olarak ne kadar biliyor ki? İfade ve halkın haber alma özgürlüğü kimin namusuna teslim edilmiş? İlk isyancılara bakın! Eski Başbakanın meydanlarda isim vererek yuhalattığı kadınlar! Bir avuç kadın gazeteci… İyi bakın ve uyanın! Türkiye yeniye değil eskiye gidiyor! Hangi eskiye mi?

Davutoğlu müjdeledi. “12 yıldır devam eden RESTORASYON sürecek!” Her yeni lafının ardından bir eski hortlamıyor mu? Dışişleri Bakanını hatırlayın. Musul Konsolosluğu’nu basarak 49 kişiyi rehin alan ve henüz bırakmayan IŞİD’e bir türlü terorist diyemiyor. “Öfkeyle bir tehdit olduğunu, Sünni Araplar dışlanmasaydı bu öfkenin birikmeyeceğin, IŞİD radikal, terörizm gibi bir yapı olarak görülebilir ama katılanlar arasında Türkler, Araplar, Kürtler vardır. Oradaki yapı, daha önceki hoşnutsuzluklar, öfkeler büyük bir cephede geniş bir reaksiyon doğurdu” diyerek bu terör örgütünü savunmadı mı?.
Ortadoğuda güçlü ülke borazanı öttüreceksin, kaçırılan 49 Konsolosluk görevlinizi geri alamayacaksın! Bu güç mü? Güç olan sizin için doğruyu söylemek. 1 milyona yakın Türkmen haftalardır “kurtar bizi Türkiye” diye feryad edecek sizin kulaklarınıza ses ulaşmayacak! Ve bu feryat medyada nerede ise görünmeyecek! Özgür Medya bu mu?. Bunun adı gazetecilik mi? Acıyı, inasanların hayat hakkının elinden alınmasını yazamayacaksın! Niye… Yasak var… Hukuk yok! Şikayet etme hakkın bile yok!. Zira bizde ileri demokrasi var. Aman ha. 49 vatandaşımız var ya. Sussss. Sorma yasak. Ama elin ağzı bizim torbalar gibi değil. Yazıyorlar, gerçeği dünyanın burnuna sokacak kadar ayrıntılı anlatıyorlar. Onların torbalarında gerçekler var. Acı gerçekler. Biz halkın meclisine, taşıdığımız torbaları, halkın düşüncesini almadan nerede ise kanunsuzluğu meşru kılan, acayip yasalarla doldurup durmuyor muyuz? 

Gözümüzü kapayıp alışkanlığı bozmak olmaz değil mi? Oysa Dünya Medyası gerçeği, insanlık ayıplarını torba torba ortaya döküyor. Haritalarda IŞID’e giden silahın takip ettiği yolu gösteren ok İstanbul’dan çıkıyor, Irak-Suriye sınırına ulaşıyor. Yurt dışındakiler bize haksızlık eder bizi anlamazlar! Biz AKP icadlarını anlayabiliyor muyuz?. Eğitimde milli bir özellik kalmasın istemiyorlar mı? 7 yaşındaki kızları hangi hedefe yönlendirdikler görülmüyor mu? Ya diğer öğrenciler… En acil veli sorusu şu: 4+4+4 Kaç ediyor 12 mi? Şimdi okula başlamak üzere borç harç giydirdiğimiz oğlanı 12 ayrı adrese mi yollayacağız. Dağıtım sistemi kendini dağıtmış. Ben şimdiden doğru olanı söylemiş olayım. Boşverin  Hak… Hukuk gibi lafları Tek tip düşünce egemen değil mi?. Yap okulların hepsini İmam Hatip. Bunca yıl suskun kalan milletin belki hitabeti artar. Hem imam hem hatip olurlar. Yani tek konuda da olsa konuşur anlaşırlar! Medyadaki laflarda çeşitlilik artıyor. Benim okumamla Hükümetin uyguladığı baskı can yakacak boyutlara ulaşmış demek ki. Gene de eski başbakan için müjdeli bir haberimiz var. “Biz bu yola kefen giyerek çıktık” demiyor muydu!. Yeni bir koruma tedbiri de var. Cehennem için ateşe dayanıklı kefen yapmışlar.

Bizim coğrafyamızda aldatma siyasetin yarattığı bir kaderdir. Ve giderek artan bir kedere dönmüştür!. Karanlıkta yürürken ıslık çalanı duyanlar kırda çiçekler arasında yürüyorsun zanneder. Oysa yokuş aşağı koşar gibi inen ayaklarının sesidir. Giderek hızlanan bir tempo ile düşüyorsun. Yüreğinin taş gibi kasılıp kalması düşüşün işaretidir. Yeni Türkiye’de değil gerçekte GERİ Türkiyedesin ve özgürlüğün tepesinde tepe takla düşüyorsun!


*Restorasyon; aslını bozmadan onarmak. Normal bir tamirden çok farklı olan restorasyon büyük bir bilgi ve uzmanlık işidir. Restorasyonun amacı tarihi eser ve dokuların özgün biçimleriyle korunarak, gelecek kuşaklara aktarılmasıdır.

20 Ağustos 2014

Dilimizdeki "yanlış" kullanmalar!

Sosyal medya da ıvır zıvır bir çok şey paylaşılırken arada bir faydalı bilgiler de paylaşılıyor. Bunlardan biri de İffet Aygün Hacıeyüpolu'nun paylaştığı dilimizle ilgili yanlış kullanmalar. 
Sizinle paylaşıyorum:

17 Ağustos 2014

Kuzu’nun KURT planı!

Ahlaksızla birlikte yaşayacağına yiğitle ölüme git.(Çerkes atasözü)

Demokrasi eşitlik ve özgürlük rejimidir. Belli bir kültür ister. Cahil olana bir şey anlatmaz. Cahil için demokrasi karın doyurmaz! Karnı doyunca da eşitlik ve özgürlükten dem vurmaz! Menfaat daha öndedir. Oysa demokrat olan adalet ister herkese eşit vicdan ister. Onun için ancak demokrasi varsa eşit şartlar var demektir. Kazanmak için haksızlığın hak olduğunu düşünemez. Kazanmak herşey değildir! Vicdanlı olmak hak yememek önde gelir. Hak edip kazanmak ister. Ama benim AKP li bakanım gerine gerine Cumhurbaşkanı seçiminde devletin TRT ile yaptığı haksızlığı hakmış gibi sunmadı mı? “Canım Başbakandır. Onunla rakipleri bir mi?” Diktatörlüğe metres olmuş bir demokrasiden haber alma değil nerede ise hiçbir şeyden haberdar olmama  özgürlüğü ve rahatlığı sağlıyoruz!
17-25 Aralık soruşturması ne oldu? Musul Konsolosluğunda esir alınan 49 devlet görevlisi nerede? (Vatandaş olsa hadi neyse. Al ananı da git dersin unutulur. Oysa bunlar devlet görevlisi. Yoksa paralel devlet görevlisi mi!) Güçlü Başbakan - pardon AKP Genel Başkanı karizmatik Başbakan ve de Türkiye Cumhurbaşkanı her şeyi bilmiyor mu? Bence medya soramıyor? Ve de millet bu yüzden doğruyu göremiyor. Duyamıyor!. Sandığa gidenlerin, gitmeyenlerin beyinleri nasıl çalışıyor ki bunca yolsuzluğa rağmen hak, hukuk, yetim hakkı lafı anlaşılmıyor? Haklı olan değil sadece kazanan öne çıkıyor! Halk olarak zorba ve torba yasalarla canımıza okunma oranı yüzde yüz! Dergi okuma oranı % 4. gazete okuma % 22 radyo dinleme  %24 televizyon izleme % 95.

Prof Dr Gülmira Kuruoğlu: Beynimiz sağ ve sol homiferlerden oluşmaktadır ve kitap okurken biz ağırlıkla sol hemisferimizi geliştirmekteyiz. Bu da mantıksal matematiksel ve sözel hemisferdir ama televizyon izlerken biz sadece sağ hemisferi geliştirmekteyiz .Bu da tüm olarak beynin gelişmesini oluşumunu etkilemektedir.” Yani bir toplumda beyinler (!) ne kadar kitap okuyorsa o kadar gelişir. Bir başka deyişle “tam olarak gelişmemiş beyinlere giden en kısa yol Televizyon ekranlarıdır.”
Geçtiğimiz Yerel Seçimlerde sonuçlarını sadece Devletin ajansı (aa) açıkladı TRT nin Genel Müdürü seçim boyunca AKP nin Parti merkezinde karargah kurmuştu. Gelen sonuçları parça parça yayınladılar. Bu da tarafsız bir seçim olarak o zaman deftere yazıldı! Bunu adil ve dürüst olarak kabul etmek beynin hangi hemisferinden çıkan fermandı? Haksızlık bu seçimde de olmadı mı? Başbakan TRT nin 6 kanalını birden tepe tepe kullanmadı mı?

CHP’li Ali Özgündüz, bir başka darbeden bahsetti. Yargı Darbesi. Birileri mi ayağa kalktı?. Demokrasinin yarattığı (!) medya da yer yerinden mi oynadı? Özetle CHP li Özgündüz şunu söyledi: “25 Aralık’ta, Başbakan’ın oğlu olmaktan başka hiçbir sıfatı olmayan Bilal Erdoğan’ın evine mahkeme kararıyla arama, el koyma, yakalama, gözaltı kararıyla polisler gidiyor. Başbakanlık koruma ekibi gelen polislere karşı silah çekiyor. O zamanki Başbakanlık Müsteşarı, şimdiki İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın talimatıyla koruma polisine “Yaklaşanı vurun” deniyor ve mahkeme kararı uygulanmıyor. Bu eşkiyalıktır, bunun bundan hiçbir farkı yoktur. Aynı eylem yapıldı bu ülkede ve hukuk yerle bir edildi. Sonra, hemen operasyon, biliyorsunuz, bu polisler apar topar görevden alındı. Yani 17 ve 25 Aralık’ta aslında ne oldu? “Darbe” falan diyorsunuz ya, aslında Hükûmet yargıya darbe yaptı, bu kadar açıktır.
Erdoğan seçim gezisi sırasında kucaklayıcı olmamış eski tas eski hamam devam etmiştir. Seçildikten sonra da gazetelere ve gazetecilere baskı artmadı mı? Hadi kadın gazeteci Amberin Zaman’ı kucaklayamadı. Hemen her şey için dini bir gönderme yapmanın kural halini aldığı günümüzde Başbakanın kucaklamama gerekçesi belki de namahrem olduğu içindir!. Bu yorumu yapmak beynimizin sağ hemisferinin işidir! “Gazeteci kılıklı bir kadın militan çıkmış, edepsiz kadın, haddini bil haddini” tehdinin neden gerektiğini bilemiyoruz. Huylu huyundan vazgezmez ata sözü uyar mı?

Bilinen bir şey ötekilerin ,belki şimdi bizi de kucaklar bekleyişinin suya düştüğüdür. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve bağlı bakanları kendilerinden olmayan gazetecilere özel bir demokratikleşme bohçası hazırladı. Onlara akreditasyon uygulama işine hız verdi. İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın konuşacağı Ankara’daki toplantıya davetli olduğu halde Cihan Haber Ajansı muhabirleri alınmadı. Geldiğimiz noktada bir ileri örnek daha verebiliriz. Zorbalık haktır der gibi Devlet Tiyatroları’nın, inşaat yaptırdığı alanda “silahlı çatışma” yaşandı. Yaşanan baskını bağlı oldukları  Kaymakamlığı’a ileten Tiyatro yönetimine şu cevap geldi: “Adamlar hukuk tanımıyor, yapacak bir şey yok. Siz olayı fotoğraflayıp, yeni bir suç duyurusunda bulunun” Yani… Beynimin hangi hemisferi dürtüyor beni? Şeytana uysam soracağım. “Acaba örnek aldığımız büyüklerimize bakıp da mı bu hale geldik? Beyin bu, sağı solu belli de olmuyor ki. Havuz medyasına mahkum olmayanların tercihi ise bambaşka. Manzara uzaktan daha mı net görülüyor?: Amerika’da atılan oyların dağılımı şöyle: İhsanoğlu: %76.15   Erdoğan: %17.39   Demirtaş: %6.46

Kurt siyaset adamı KUZU gazetecilere demokrasiyi çekiştiriyor. Hayret! Sanki muhalefet lideri. “Bu parlamenter sistemle Türkiye yürüyemez. Milletvekilleri önce genel başkanın emrine giriyor. Meclis’de derinlemesine tartışma yok. İndir parmak kaldır parmak ” Gazeteciler soramıyor. Hangi iktidar, milletvekillerini kuklaya çevirdi? Kim hükmediyor? Kim “Dağılın Gül’ün kulisini yapmayın. Konuşmayın.” diyor. Meclis o saniye dağılıyor. Bugün mü Gül’ün yandaş kokusu yok oldu, sadece dikeni kaldı! Bu neyin sistemi? Kuzu can kurtaracak formülü ortaya koyuyor.“Kurtuluş Tam Başkanlık sistemi. Bak Amerikada ne güzel uygulanıyor. Meclisteki milletvekilleri vicdanlarına danışıp öyle karar veriyorlar. Başkan her istediğini yaptırabiliyor mu?” Kuzu televizyonda soruları cevaplarken AKP de milletvekillerine bir pusula verilip soruluyordu. Başbakan adayınız kim? Kuzu, “Ben TV de olacağım. “Sizin gibi düşünüyorum” diye Başbakana not bıraktım” diyor. İşleri sağlama almanın geçerli tek yolu!


Beynimin sağ ve sol hemisferlerine fayrap diyorum. Çalış. Düşün! İşte sana Kuzu’dan bir Kurt planı. Yeni Türkiye nasıl olur bilemem ama yeni yönetim biçimi Başkanlık! Pardon Tam Başkanlık. KUZU’ yu dinlerken neden kendimi kandırılmış hissediyorum? 

15 Ağustos 2014

İnsan eliyle çevre faciası: Kurbağalıdere

Suzan Abla yazıyor:

Adı Kurbağalıdere..Ama dere bırakın kurbağaları, kirli suyu pek de önemsemeyen denizanalarının, kefallerin bile yaşam alanı olmaktan çoktan çıkmış...Şimdi yıllardır anıldığı *oklu dere adını daha çok hakediyor.
Burası İstanbul’un en nezih semtlerinden biri Kadıköy. Ünlü Bağdat Caddemiz’in başladığı nokta. Uluslararası maçların yapıldığı Fenerbahçe Stadı’nın dibi. Ülkemizdeki hiçbir akarsu, hiçbir dere böyle bir pisliği haketmiyor ama İstanbul’un göbeğindeki Kurbağalıdere, yıllardır süren ihmalkarlığın, vurdumduymazlığın, siyasi çekişmelerin yüzümüze attığı bir tokat gibi.
Temiz derelerimizi HES’lere kurban verirken, kirli derelerimizi temizleyerek kurtarmaya çalışıyoruz. Kurbağalıdere de yıllardır ıslah edildi edilecek diye oyalanıyoruz. Burnunu mendille tıkayarak yanından geçenler, derenin niye temizlenemediğini bir türlü anlayamıyor. Oysa o kadar çok nedeni var ki; altyapı eksiklikleri, yapılaşmanın artması, yanlış çevre politikaları, ihmalkarlık, siyasi çekişmeler, eğitimsizlik...
Toplam 67 km’lik uzunluğundaki Kurbağalıdere; Ümraniye, Maltepe, Üsküdar ve Atasehir’den geçerek Kadıköy’de Marmara ile buluşuyor. En yoğun sorun yaşanan bölge de burası. Derenin dibi ve ağzı balçıkla kaplanmış durumda. Metangazının oluşturduğu baloncuklar nedeniyle dere sürekli fokurduyor. Kokudan, bahsetmek bile istemiyorum.
Yıllardır doldur-boşalt politikalarla yapılan ıslah çalışmalarından sonuç alınamadı.
Derenin son ıslah çalışması ise, Kadıköylüler’in başta umuduyken sonra tam anlamıyla kabusu oldu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ihale ettiği proje, 2012 Ekim ayından beri sürdürülüyor.
Her yağmurda taşıyor
 İBB çalışmaların amacını; dere yatağının genişletilmesi, pis su hatlarının kolektör aracılığıyla toplanarak arıtma tesisine aktarılması ve bu sayede de Marmara Denizi’nin kirletilmesinin önüne geçilmesi olarak açıklıyor.
Derenin önce denize dökülen bölgesi ıslah edilerek kademeli olarak yukarı bölgelere gidilmesi gerekirken, kamulaştırma, sit alanı, çevrecilerin protestosu gibi nedenlerle ıslah çalışmaları derenin yukarı kesimlerinden başlatıldı. Kuşdili Çayırı bölgesinde derenin iki yanında kazık çakma çalışmaları yapılacaktı. Çalışmalar esnasında iş makinelerinin durduğu alan dere yatağına doğru genişletildi. Dolayısıyla yatak daraldı. Çevredekilerin ‘bu dere taşar’ uyarılarını dikkate almayan müteahhit firma, meteorolojinin uyarılarına da mı kulak tıkadı bilinmez. 2 Haziran’daki ilk yağmurda çevredeki esnafın dükkanları ve evler sular altında kaldı. Çaresizce, elinden hiçbirşey gelmeyerek bakakaldı herkes. Belediye görevlileri, sular çekilmeden müdahale edemedi, sular çekildiğinde olan olmuştu zaten. Esnafın ve sakinlerin zararı ve öfkesi büyüktü. Müteahhit firma dere yatağındaki daraltmayı açtı. Bundan sonra hava durumuna göre hareket edeceklerini açıkladı. Meteoroloji 17 Haziran için yine kuvvetli yağış ve sel uyarısı vermişti. Ama Kuşdili’ne bir damla bile düşmemişti. Bu sefer derenin Ataşehir ve Ümraniye’deki yağışlarla debisi arttı. Kuşdili Çayırı’nı yine pis su kapladı. Park halindeki araçlar kullanılamaz hale geldi, itfaiye mahsur kalanları kurtardı. Yine gafil avlanılmıştı. Derenin yatağı yine dardı. Müteahhit firmaya tepkiler arttı. İşyerleri ve meskenler yine sular altındaydı.
 Koli basili, normalin 300 katı
 Su, dediğimiz kanalizasyondu aslında. Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu, sonraki günlerde yapacağı açıklamada ıslah çalışmaları sırasında alttaki kanalizasyon borularının kırıldığını, kanalizasyonun Marmara’ya aktığını ve koli basilinin normalin 300 katı olduğunu söyleyerek İstanbullular’ı denize girmemeleri konusunda uyardı. Bir parantez açıp koli basilinin kanlı ishale ve ölüme yol açabileceğini hatırlatalım. Nuhoğlu, derenin kenarındaki ‘Yoğurtçu Park’ta bile bulunmayın’ dedi. En acısı ‘çocuklarınızın burada olduğunu düşünün’ diyerek yetkilileri uyardı.
Daha sonraki günlerde de en ufak bir yağmur yağsa, çevredekiler hep tetikteydi. Birkaç kez daha yaşandı su baskınları, çok büyük çaplı olmasa da.
Kadıköy Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü’nün raporuna göre ıslah çalışmalarının yakın bir gelecekte tamamlanması pek mümkün görünmüyor. 
Sit alanı engeli, kamulaştırma çalışmaları, imar planı değişiklikleri, Salı Pazarı’ndaki pazarcıların yerlerini vermek istememeleri,metrobüs duraklarının geçici de olsa taşınması gerekliliği. Müteahhit firmanın zararının da iş nedeniyle büyük olduğu belirtiliyor. Bunun yanısıra taşkınlardan zarar görenler de firmaya dava açmaya başladılar. Kurbağalıdere; pisliği, taşkınları ve ıslah çalışmalarıyla daha uzun bir süre gündemde kalacağa benziyor. 
Yandaki fotoğrafta rafa kaldırılan derenin maketi görünüyor.

14 Ağustos 2014

Demokrasi “eşitlik ve özgürlüktür”!

Ülkemiz ilk defa halkın oylarıyla cumhurbaşkanını seçti.
Tartışmalar sürüyor.
Çatı aday, devlet gücünü kullanan aday, adil olmayan yarışma.
Peki tüm bunlar demokrasinin özüne uygun mu?
Demokrasiyi, gerçek demokrasiyi içimize sindirebildik mi?
Aklıma Prof. Sina Akşin’in bir değerlendirmesi geliyor “ Atatürk Osmanlıdan kalan en büyük mirasın cehalet olduğunu iyi biliyordu.
Cumhuriyet bu cehaleti yenebildi mi?
Ne dersiniz?
Demokrasi ile cehalet yan yana gelebilir mi?

Yine Prof. Sina Akşin’in 2023 aylık dergisine verdiği söyleşiden alıntılarla devam edelim:
Cumhuriyete karşı gelenlerle, cumhuriyetçilerin ayrılması konusu. Akşin, nedir bu ikiye ayrılma sorusuna şöyle cevap veriyor:
“Biri Atatürk devrimi dönemi, öbürü de benim kısmî karşı devrim dediğim dönem. Biz hâlen bu kısmı karşı devrim dönemi içindeyiz.
İsmet İnönü çok partili sistemi getirmekle 1945’te şeyhlik ve ağalık düzenine yani cumhuriyetin mücadele ettiği düzene prim verdi. Osmanlı düzeni, şeyhlik ağalık düzeni idi. Osmanlı padişahı ağaların ağası durumundaydı. Halife olarak da baş şeyh durumundaydı. Tabiî saltanatın kaldırılması bunun sadece üstünü örttü. Toplum, şeyhlik ve ağalık düzeninde yaşamaya devam ediyordu. Atatürk devrimi bu düzeni değiştirmek adına yapılmıştır. Yarı yolda kesildi. Niye kesildi? Çünkü, çok partili sistem gelince oy almak için şeyhler ve ağalara muhtaç oluyorsunuz. Dolayısıyla, Türkiye’de gittikçe gücü zayıflayan dönüşen bir kesim iken birden bire kuvvet aşısı aldılar bu çok partili sistem sayesinde. Sevr’in çöp tenekesine atılma harekâtı yarıda kaldı".

Sina Akşin, 1945’e kadar yapılan neydi? Sorusunu da şöyle cevaplıyor:
"Atatürk devrimi bir kere bir aydınlanma devrimidir. İnsan zihninin sınırsız özgürlüğü amaçlanmıştır. Bunu dönüştürme aracı da eğitim, kültür ve bilimdir. Önce bunun kadroları oluşturuldu, kurumları oluşturuldu. Halkevleri ve Köy Enstitüleriyle bunlar bütün topluma yaygınlaştırılmaya başlandı. Karşı devrimle birlikte bu durdurulmuş oldu.

İki türlü demokrasi anlayışı var. Genellikle gazete yazarları, sokaktaki vatandaş ne anlıyor: Çok partili sistem olacak, seçimler dürüst yapılacak ve özgür bir basın olacak. Demokrasi, bununla eşitleniyor. Halbuki, bu yanlış. Demokrasi, çok daha karmaşık ve çok daha derin bir olaydır. Demokrasi, Fransız İhtilâli ilkeleri ile dile getirecek olursak, “eşitlik ve özgürlük”tür. Bir toplumda eşitliğin ne kadar olduğu ölçülebilir. Eşitlik; kadın erkek eşitliği, insanların yasalar önünde eşitliği, siyasal hakların herkese verilip verilmemesidir. 1923’e kadar ancak belli bir oranda vergi verenler oy sahibiydi. Bu hak, daha sonra herkese tanındı. Sonra özgürlükler, bu konuda yasalara bakmak lazım, uygulamalara bakmak lazım. Bence bir ülkedeki eşitlik ve özgürlük ölçülebilir bir şeydir. Birtakım göstergelerden hareketle bu sağlanabilir. Okula gidebilme imkanları, eğitimin, sağlığın parasız olup olması, bunlar eşitlik ile ilgili hususlardır. Şimdi, çok partili sisteme gelince; çok parti, dürüst seçim, özgür basın… Bu demokrasiye hizmet edebilir, etmeye bilir de. Eğer, sandıktan demokrasiye aykırı sonuçlar çıkıyorsa, demek ki etmiyor… Ama çıkıyorsa ne âlâ. O zaman, çok partili sistem demokrasiyi tamamlayan bir mekanizma oluyor. Ama, bu bir mekanizmadan ibaret. İşin ruhu o değil. İşin ruhu, toplumdaki özgürlüklerin ve eşitliğin bilançosudur. Ben bu görüşü benimsiyorum”.

Ben de Sina hoca gibi düşünüyorum.

31 Temmuz 2014

Kahkahaya takılmayın, gündemi kaçırmayın!

Sosyal medya yıkılıyor.
 Hanımların kahkaha atmasını Başbakan Yardımcısı eleştirdi ya,
sazan gibi atlamışlar hemen.
Yahu! 2 yıldır bunların taktiklerinin farkında değil misiniz?
Önemli bir gündem mi var?
Bu gündem iktidara dokunuyor mu?
Hemen bir laf atılıyor ortalığa.
Özellikle kadınlarımız için.
Sonra oturup seyrediyorlar .
Belki de kahkahalarla gülüyorlar nasıl gündemi değiştirdik diye.
Şöyle bir filmi 12 yıl geriye doğru sarın.
Örnekler o kadar çok ki.
Başbakandan bakanlara, milletvekillerine kadar say say bitmez.
Yapıları belli.
Dünya görüşleri belli.
Takiyye mi?
Hazır ve nazır.
Bunun için dostlarıma özellikle hanım dostlarımıza diyorum ki bu laflar fol yok yumurta yokken neden birden bire ortalığa salındı?
Gündemdeki konuları aklınıza getirin.
İktidarı yıpratan konular mı?
Şöyle bir düşünün.
Bir daha düşünün.
Tepkinizi ondan sonra verin.
İktidarın ekmeğine ballı yağ sürmeyin.


30 Temmuz 2014

Kaç AKP kaç!

Bir yalan yüz doğruyu paslandırır. ( Çerkes Atasözü)
Gezi olayları sırasında Başbakanın kahraman polisleri bugün mü ihanet içinde! Bu devlet, Emniyet Teşkilatının hepsini mi cemaate devretmiş! Bunca tutuklama, coplama, yaralama, öldürme, göz çıkarma yaşanırken, göze çarpmadılar mı? Askerleri, gençleri Ergenekon, Balyoz, KCK ve kendi gibi düşünmeyen hemen herkesi öteki diye ayırıp, acımasız kumpas kurarken, onlar da mı kumpasa kurban oldular? Bugün gene de oh olsun diyemeyiz. Hakkı, hukuku, adaleti savunacağız. İnsan haklarının üstünlüğünü elden bırakmayacağız. Keşke, polisin polisle imtihanı böyle olmasa idi.
*Ahlak çöktü ama olsun o benim polisimBütün İsmailler gibi… İsmail ADİL TÜY! İsmin ilk hecesi, İsmail’in nüfus kağıdından, onu babası koymuş!. Diğeri benim hediyem. Bana göre en uygun hareketi yaptı… Polis olarak Adliye’den koşarak tüydü… Ne işi var bu karışık ortamda!. Ne zaman adalet dense sonunda olmadık bir haksızlık çıkmıyor mu? Peki kaçmayıp ne yapacaktı ki. Herkesin Hukuk deyip durduğu, herkesin Adalet isteyip yerlere yığıldığı, gençlerin bu yüzden coplandığı, gazlara boğulduğu, yaralanıp öldüğü ama hiç kimsenin henüz hiç bir yerde bulamadığı adaleti o mu tek başına bulacaktı!. Hem de Adliye binası içinde!. Bir şeyi yıllar içinde çok iyi öğrenmişti… Adaletin en çok arandığı ama nerede ise hiç bulunamadığı yer Adalet binasıdır. Şimdilerde daha büyük mekanlara taşınmasına, Saray gibi olmasına rağmen! Adı İsmail. Türk polisi. İşi… Adaletin peşinde… Adalet nerede? Bugün için, yandaş Hakimlerin emrinde!.
*Ahlak çöktü! Bursa’da Ulu Cami’de kıldığı Bayram namazı sonrası Bülent Arınç “ahlaki çöküntü”yü işaret etti ama ne 17 - 25 Aralık operasyonlarından, ne de hırsızlığı ortaya çıkardıkları için başlarına gelmedik iş kalmayan polislerden söz etti! “Biz çok iyi bir toplumduk. Bunlar nereden çıktı? Bu ayrık otları nasıl yetişti, nasıl bitti?”(Ne denebilir ki… Bahçıvana sormalı… Tarlayı biz ekmedik ki! Duyan yok ama hatırlatalım. Nerede ise 13 yıldır ülkeyi AKP yönetmiyor mu? Milli Eğitimi milsiz hale getiren siz değil misiniz?. 4+4+4 ile neleri yerle bir ettiniz! İmam hatip olmayan okul kaldı mı?) Kadın iffetli olacak. Erkek de olacak. Zampara olmayacak. Eşine bağlı olacak. Kadın ise o da iffetli olacak. Mahrem- namahrem bilecek. Herkesin içerisinde kahkaha atmayacak. (AKP den ayrılıp yeni İFFET partisi mi kuruyor? Bırak kadınları, kimde bu ülkede gülecek hal kaldı ki!. Kasdettiği ağlanacak halimize gülmek olsa gerek! Ona da gülmeyin diyor! Keşke kadınlar birazcık gülebilse! Bu gidişle erkek egemen bu kafa ile yüzleri nasıl gülecek!)
Ahlak çöktü!. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu iddia ediyor: “Gırtlağına kadar yolsuzluğa batmış”, “Bağışları açıklamıyor, çünkü kara para”… Libya’nın verdiği ödül parasını ne yaptığını açıklamadı. Çünkü onu hiçbir hayır kurumuna vermediğini biliyoruz. Aynı şekilde Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasında bütün adaylar gelen bağış paralarını açıkladı, bir tek Erdoğan açıklamadı. Çünkü kara para, açıklamaz…
Ahlaklı olmak bu mu? 17-25 Aralık operasyonlarını yapan polislerin, Çağlayan Adliyesi'ndeki gözaltı durumunda yaşananlar polisin polise (neci olurlarsa olsunlar) yaptığı ahlakın neresinde yer alır? Başbakan tarafından dün devlet üstün hizmet madalyası ile ödüllendirilmiş eski emniyet müdürü yeni tutuklu Yurt Atayün süresi kalmadığı için ifadesini tamamlayamadı! Elleri ters kelepçelendi. Atayün’ün Avukatı Ömer Turanlı. “Tuvaletlerde maşrapaya doldurup soğuk su ile duş aldılar. Bayram namazını da öyle kıldılar. Ben bayramlaşmak için gözaltındaki polislere şeker getirdim... Müdür emrindeki polise “sakın şeker almayın bunlarla bayramlaşmak bile yok” dedi… Başbakanın dediği gibi polis kinini korumuyor mu? Polisin polisle bayramlaşamadığı bir bayram!
Adalet, intikamla yaşar mı? Aslında suçun büyüklüğü (İN) aydınlanınca gözler önüne serilecek… Av sürecek gibi!. Atayün “İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü'nce yapılan bütün operasyonlar Başbakan'a arz edildi.” diyor.Yani Başbakanın hepsinden haberi vardı. Peki şimdi suçları ne? İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği'ne sevk edilen 49 polisten Yurt Atayün'ün de aralarında bulunduğu 11'i tutuklandı. Devletin gizli kalması gereken bilgilerini casusluk amacıyla temin etmek ve Resmi belgede sahtecilik suçlaması ile… Size hiç bir şeyler hatırlatmıyor mu? Hangi polise inanacağız? Tutuklanana mı tutuklaya mı?


Cehennemin kapısı aralanıyor mu? AKP nin uzun vadeli planı Şeriat devleti kurmaktır diyenlerin IŞİD’i seyrederken bu işin ucu Türkiye’ye değecek endişesi büyüyor. AKP yi dinliyoruz… Nerede ise 13 yıldır… Kurutulmadık gölet, kesilmedik ağaç, betonlanmadık yeşil kalmadı… Etraf, feryat figan!… Ama bizim gözlerimiz kapalı… Polisler de polis düşmanı olmuş!. Adalet saraylarında bir telaş…Biri mi bağırıyor dersiniz (Kaç İsmail kaç..) Bir yalan yüz doğruyu paslandırıyor! Biri sana doğru mu geliyor! Kaç AKP kaç…

23 Temmuz 2014

Cehennem’in kapısında!

“ Adamlar çalmış ama hizmet ve medeniyet getirmişler! Zaten biz de 2002 yılında götümüzde yaprak, elimizde mızrak ormanda av yaparak yaşıyorduk... (Çarşı) Sosyal Medyadan...
Normal Medya’da, normalde olması gereken hemen hemen hiç bir şey kalmadı… Sosyal Medya dolup taşıyor! Çoğu zaman da çoşuyor… Karşı olanların nefes aldığı, nefes aldırdığı yer oldu! Hal böyle olunca biz de aldık duvarı önümüze, duyar inşallah deyip gerçeği bağırıyoruz... Duyması gereken hemen her yer aslında DUVAR! Yalan Krallığında sanırsınız ki herşey AKP ile başladı… AKP ile bugüne geldi… Ülkenin ormanları katledilmedi… HES lere YESS dendikçe ihaleler katliama dönmedi! Sanki iki yüzlülük meziyet sayılmadı!. Halk fakirleşmedi! Ordu zayıflatılmadı!. Yargı ele geçirilmedi! Adalet mülkün temeli değil, iktidarın emeli olmadı! Kimlik kavgası yaratılmadı! Ülkeyi yöneten nefretine sahip çık nutku atmadı! Bölmedi… Parçalamadı… PKK ile gizli pazarlığa kalkmadı!.Ne yaptığını kimse bilmedi!.
Oysa havuz beslemesi Fırıldak Medya oralı değil! Hangi gerçekleri hasır altı etti! Cepleri büyürken itibarları sıfırlanmadı mı? Ergenekon-Balyoz- Casusluk gibi, katagullisi bol, sahte delilleri etrafa saçılan hormonlu davalarla insanların umutlarının zindana yatırılması ne içindi? Henüz yasaklanmamış bir kaç şeyi torba (Zorba) yasa tekniği ile bir hamlede aktarmalıyım! Yarın AKP ile gelen ve sorgulanmayan susma özgürlüğü, ifade edememe özgürlüğü yaygınlaşabilir!. Filistine yapılan baskıyı, zülmü, kadınların, çocukların ölümüne yol açan İsrail saldırısını lanetlemeyen kaldı mı?Başbakan en yüksek perdeden haykırmadı mı? Cumhurbaşkanlığı seçimine giderken içte prim yapar! Nelerden bahsetmedi dersiniz! Türkmenlere yapılan katliamı, İşid’in müslümanlara yaptığını, cinayetleri, adam alıkoymayı, camii ve türbe bombalamasını! Dile getirmedi…
İsrail bu zülmü hep yapıyor… Gaddarca… Haince… Başbakan IŞID için terör örgütü lafını ağzına almasa da müslüman halkın ölümü sadece İsrail’le sınırlı değil ki!. Başbakanın bugün ki öfkesine ve “one minute” çıkışına bakıp inanamayız!. AKP döneminde düşmanlığımız değil iş birliğimiz tam 4 kat arttı. Allahtan Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, bir gerçeği görmezden gelmedi. Açıkladı: “Yapılan bazı araştırmalara göre son yıllarda günde ortalama bin Müslüman katlediliyor. Bunun yüzde 90'nı Müslüman tarafından, kardeşi tarafından katlediliyor. Sadece Suriye'de, Irak'ta değil. Libya'da, Pakistan'da, Afrika'da, Myanmar'da... Buralarda ortaya çıkan hareketler var. Şebaplar, İŞİD'ler, Boko Haram'lar var. Bütün bunlar nasıl türedi?. Müslüman kamuoyunda nasıl ortaya çıktı?. Üzerinde durmamız gereken en önemli husus bütün bu yapılar nasıl ortaya çıktı. Yanlış yapılar nasıl oluştu?. Asıl gaye ise temelinde mezhepçilik ya da fitne ateşini nasıl söndürebiliriz” dedi…
CHP Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker, batan dış politikadan artan malları işaret ediyor. Hesapsız ve plansız açılan hudut kapılarından ülkemize gelenler bugün sorun yaratıyor. Suriyeliler ile büyük bir gerginlik var. Çevre illerde ve Gaziantep'te yaşayan Suriyeliler rahat işyerleri açıyor ve denetlenmiyor. Bizim esnafımız ise işyeri açtığında SGK ve vergiler ödüyoruz, zabıta, polis bizi denetliyor. Suriyeliler de, çok rahat işyeri açıyor ve vergi, SGK gibi maliyetleri de yok!”. Zülme maruz kalanları tabii ki sokağa terkedemeyiz!. Ama ayağımızı yorgana göre uzatmak, öncelikle kendi ulusumuzun çıkarını düşenmek şart değil mi?
CHP’li Umut Oran, “Vekil olarak hükümet üyelerinin karıştığı yolsuzluk olayları konusunda parlamentoda yasama ve denetim görevlerim yaptırılmıyor” gerekçesiyle Avrupa Konseyi’ne Türkiye’yi şikâyet etti... Oran dilekçesinde Başbakanın polis ve yargı mensuplarını “çete, örgüt, paralel yapı” diye nitelendirdiğini, operasyonu gerçekleştirenlerin görevden alındığını, çıkarılan yeni yasalarla yürütmenin, yasama ve yargıya müdahalesinin önünün açıldığını ileri sürdü...
*İmam Hatip Liselerinin artması için yapay baskılar var... Milli Eğitim Bakanlığı özel öğretim kurumlarına yeni standartlar getirdi ve ibadethane zorunluluğu koydu. Bundan sonra yapılan tüm okulların ibadethanesi olacak! Dönüşümün hangi noktasına kadar geldik dersiniz?
*4+4+4 sisteminin çöktü AKP nin pek çok projesi gibi... Eğitim Sen raporu başka rakamları da ortaya koydu... Ülkede ortaöğretim öğrencileri 9 veya 10 sınıfta okulu terkleri arttı. Bu terklerle birlikte çocuk gelin sayısı da arttı... Çağdaş ülkeler seviyesine mi? Arap ülkeleri hizasına mı?
Meclis’te Muharrem İnce soruları ve cevapları sıraladıktan sonra şunu ekledi: “Türkiye Cumhuriyeti’nin 1948′den beri bir Filistin politikası vardı. ANAP’ın olması, Doğru Yolun olması, CHP’nin olması, MHP’nin olması, Adalet Partisinin olması, başka partilerin olması Türkiye’nin Filistin politikasını değiştirmiyordu. Ne yazık ki Türkiye’nin bu Filistin politikasını yerle bir ettiniz.”

Cumhuriyet değerlerini koruyabilmek için son durakta otobüs bekler gibiyiz. Son durak Cumhurbaşkanı seçimleri… Bugün durup yeniden düşünmeliyiz.! KİMİ SEÇMEYECEĞİZ!. Zira tam olarak Cennemin kapısındayız!

12 Temmuz 2014

Haksızlık HAK’tır!

Atın başı geçtikten sonra kuyruğundan yakalamağa kalkma ( Çerkes Atasözü)

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) büyük bir kampanya içinde… Devlet imkanlarının tümü ile hazırlanıyor… Genel Seçim havası yaygın… Oysa sadece Cumhurbaşkanı seçilecek! AKP bu yarışta kuralsızlıklarını saklama ihtiyacı da görmüyor… Bir garip telaş var! Ve bu ortamda Adaletin A sı yok ama AKP tüm kadrosu devletin tüm imkanı ile ve 12 yıldır alıştığımız yaptım oldu fırtınasını estiriyor! Adalet Patisinden adaletsizlik yayılmıyor mu? CHP milletvekili Mahmut Tanal haktan hukuktan bahsedecek oluyor... “Anayasanın 76. maddesi ve YSK'nin 2923 sayılı genelgesine göre, “hizmette bulunan, işçi niteliği taşımayan kamu görevlilerinin seçime katılabilmesi için istifa etmesi” gerekir. Dinleyen çıkmıyor... 17 Aralık ve 25 Aralık operasyonlarındaki hırsızlık, yolsuzluk iddiaları sanki partinin AK hecesi ile aklanı vermiş gibi. Oraya bakmıyorlar bile! Ne lüzum var savcıya! Ne gerek var yargıya! Ne alakamız var paralelle. O yaptı. Onun inine gireceğiz... Kavga havası ve suçlamalar dinmiyor!. AKP hala AK mı?
Kampanyada şarkılar da tamam... Bir de pastanın üzerine çilek misali ünlüler yapıştırılıyor... Kimi tanıtıyorsunuz ki! Özgürlük diye diye her umudu ters köşelere yatıran birini değil mi? Alışkanlıklar 12 yıldır sürüyor... Menfaat dünyası. Onun havuzlarında serinlemiyor mu? Benim Başbakanım! Benim polisim. Benim genel müdürüm, benim gazetecim, benim, benim, benim... Kısaca artık sadece ONUNKİLER var... Yepyeni bir Cumhuriyet kuruyorlar! Var olanı kevgire çevirmişler, bütün birleştirici değerleri yıkıcılarla değiştirmişler, alt üst etmişler ya… Cumhuriyetin son kullanım  tarihi dolmuş gibi davranıyorlar!. Menzile doğru… O da Samsun’a ayak basmış… Benim Samsun’um dedi mi, bilmiyorum. Bu gayret, bu telaş için bilgi verdi… Olay ne imiş? Recep Tayyip Erdoğan açıklıyor “Ben aranızdan ayrılmıyorum. Hizmetlerimize ara vermiyorum, dinlenmeye çekilmiyorum. Tam tersine sizlere, aziz milletime daha iyi hizmet edebilmek için bir üst makama aday gösteriliyorum. Olay budur”
Başbakanın Cumhurbaşkanı olunca daha çok iş yapacağı, her işe karışacağı beklentisi yok muydu!. Bir gün Cumhurbaşkanı olursam Anayasayı bu kez çiğnemem, mahkeme kararlarını dinlerim, istediğim yerlere villa yaptırmam dese “ ters köşe olurdum”... Demedi!. Genç bir sporcuya BU DÖVMELER ne?” dediğinde çok sevinmiştim. O sıra Taksim de bir gazeteci komaya sokuluncaya kadar polisten dayak yemişti. Onu soruyor zannettim. Usta siyasetçi ufukta yeni bir seçim görününce vites değiştirdi veya gerçekten adalete ulaştı ve ustalaştı! Geç oldu ama güç olmadı. Ramazanın da payı olabilir! İfade özgürlüğünün DÖVME ile sağlanamayacağını hele hele polisin kahraman olsa da, olmasa da halkı, gösteri hakkını kullanan binlerce genci dövmesi ile, hiç mi hiç özgürlükler yolunda ilerlenemeyeceğini gördü!. Birlikte yaşama, farklı fikirleri tartışma, düşünceleri dinleme becerisi gösterme de önemli bir ilerleme sağladı.. Öyle ya.. Olur olmaz dövme sahneleri artık bıktırmadı mı!. Olmayacak ölümler!. Oysa yanılmışım. Ters köşe olmuşum! Paralel’in AKP yi, pardon, Başbakanı aldattığı gibi bir duyguya kapıldım... Ne safmışım dedim. Gerçi dövme de deriye zarar veriyordu ama dayaktan sopadan falakadan bahsediyor ve olmaz anlamına nedir bunlar diye soruyor zannetmiştim. Oysa Başbakan Cumhurbaşkanlığı seçimine çeyrek kala 18 yaşındaki Galatasaraylı genç futbolcu Berk Yıldız'ın kolunu görünce onun tercihine karışıyor, terbiye ediyordu! Silin bunu diyordu. Bir kaç yerde Berk dövmeyi silmem demiş diye okudum... Cesur bir genç daha mı kazandık! Kısacası ortam dengesiz... Cumhurbaşkanlığı seçime giderken şartlar eşit değil! Yani Haksızlık var! Başbakan da şikâyetçi. Hayret ama o da eşit şartlarda yarışılmadığından yakınıyor. Şu anda siz 5-6 parti toplandınız, tüm teşkilatlarınız bir olmuş durumda. Sizi destekleyen medya da bir oldu. Karşılarında da şu anda sadece AKP’nin koyduğu aday var. Tek avantajı Başbakanlık, o da Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı”
Siz 5-6 parti, ben tekim diyor… Haksızlık değil mi! Başbakan hem kanuna aykırı bir şekilde Başbakanlıktan istifa etmeden aday oluyor, hem de seçilirsem tarafsız olacağım diyebiliyor… Sadece AKPlilerin değil 77 milyonun cumhurbaşkanı olacak! Ben bu cümleden tarafsızlık manası çıkaramıyorum. Bana göre bu cümlenin manası şu:77 milyon AKP’li daha yaratacağım. Ve hepsinin Cunhurbaşkanı olacağım. Böylece 77 milyonu tamamlamış olacağım. Başka nasıl 77 Milyonu kucaklayacak? Herkese eşit uzaklıkta nasıl kalacak?
Rakamlar da var. Var olmasına da gören gösteren var mı? Yazılanlara göre Devlet Televizyonu yani tüm yurttaşların (sadece AKP lilerin değil, öteki haline getirilmişlerin de) vergileri ile yayın yapan TRT, adaylara ne kadar zaman ayırmış bugüne kadar. Hesaplamışlar. Orantı göze batıyor. Başbakan: 51 195 dakika, Ekmelettin İhsanoğlu 4 389, Selahattin Demirtaş 476 dakika. Adaletsizliği anlatan olaylar da var! Şimdiden bir sürü! Kısa bir örnek: Erdoğan’ın Denizli mitinginde kentteki reklam bilboardlarının büyük bölümü kiralandı. Mitingin ardından Erdoğan’ın katılımıyla 15 bin kişilik iftar yemeği düzenlendi. Binlerce TL’lik her iki organizasyonun bütçesinin nasıl karşılandığı konusunda hiçbir açıklama yapılmadı. Cumhurbaşkanlığı seçim süreci anormal sıkıştırıldı! Normalde 2 yıl bir hazırlık yapılıyor...
Hayatımızdaki zorluklar bizler haberdar olmadan torba torba çoğalıyor? Sıkıntı artıyor. Meclis'teki torba (Zorba) yasaya eklenen bir madde ile vatandaşlara ait mülklere, kamu yararı kapsamında köprü, otoyol ve benzeri yapılar yapılması halinde kamulaştırılmış sayılacak. Yani vatandaş önerilen fiyatı kabul etmek zorunda kalacak, dava açamayacak. İleri demokrasinin en ileri ucu... Adalet hangi mülkün temeli? Kaliteli bir Medya var ya. Tüm köşelere adam oturtulmuş. AKP hayranı kahraman gazeteciler, yıllarını bu meslekte tüketmişlerin tanımadığı usta gazeteciler! Artık etraf her kalabalığa, sorgusuz sualsiz dalan kahraman polislerle dolu!. Medya’nın tamamı Alo Fatih’ten oluşmuyor. Alo.. kimler var kimler!. Demokrasilerde, sandık ve kazanma için her yol mubahtır prensibi acı sonlar hazırlar. Hiç bir siyasetçi aslında siyaset yaparken bunu görmeye hazır değildir. Bilse de çok kere gerçeği görmezden gelir! Adaleti ve özgürlüğü yürekliliğine sığdıranlar için seçilememe, görev yapamama bir nöbet değişimidir. Umudu bir daha ki seçime kalır… Demokrasiyi araç olarak kullananlar bir kere kaybederler. Bir daha gelemezler! Geri dönüşü yoktur. Kaybolmuştur… Mantık, hoşgörü, insaf çizgisi pek çok şey kaybolmuştur…

Yalanın, hırsın başkumandan olduğu bu meydanlarda HAKSIZLIK HAK olmuştur!.

3 Temmuz 2014

Menzil “İSLAM” devleti mi?

Yurdun güçlüyse cesursun. (Çerkes Atasözü)
Uzun ince bir yol… Menzile ulaşmak için çekilen çile!… Uğranılan mağduriyet!… O başörtülü bacıların Kabataş’ta vapura binerken başına gelenler! Çektikleri.. Ya da çektirdikleri! Tam 12 yıldır Kurgular, Katagulli’ler ,Sahte CDler., Mağdurlar ,Ergenekonlar Balyozlar ve Casusluk, KCK davaları… Günahsızların hapislerde çektiği acılar… Eski haline dönemeyecek aile yıkımları! Ülke çöle döndü, dönecek ama AKP de yalan kuyusunun suyu tükenmiyor!. Her olayda kapanmak, kapatmak, bir suçlu bulmakta becerikli. Hemen hemen her dinde 3 önemli emir yok mu? Kesin yasaklanan bu 3 emir. Öldürme-Çalma-Yalan söyleme değil mi? Başbakan şikayete gelen ve anamız ağlıyor diyen çiftçiye “Al ananı da git” demedi mi? Bugüne bakarsak haşaaa… Demek ki dememiş! Yurtta sulh cihanda sulh ata sözümüz vardı… Hatırlayamadık! Hem yurtta hem de cihanda ONLAR düşman olarak kaldılar! Biz ve Onlar Mezhep kavgasına indirgenen din üzerinden siyaseti çatışma ayarına getirdik! TIR lar dolusu silah, cephane ,Irak, Suriye , topraklarına gitmedi mi? Silah yetmedi, Kin’i ortak ettik… Erdoğan gençlere hitap ederken ne öğütledi… Kininizi unutmayın! Çok kucaklayıcı bir nasihat değil miydi? Kadın erkek eşitliğine inanmadığını bilmiyor muyuz? Başbakan “ben Cumhurbaşkanı olmak istiyorum” derken, dakikalarca bir logonun önünde konuştu! Logo çalıntı bir logo idi… Obama’nın logosunu taklit etmişlerdi. Onu da mı çaldınız diyemedik! Her şeyi kucaklarken  muhalif basın kucağa gelmedi! Sığmadı, dışarda kaldı! Ramazan sofrasını süsler gibi konuşmasını, dini temalarla doldurdu! “Zaferin sahibi sadece Allah’tır”, “Bu millete zaferi müjdele ya Rab” derken korkuya kapıldım… Savaştayız da bizim mi haberimiz yok! ZORBA (pardon)TORBA yasalarla savaş ilan edilse haberimiz de olmaz ki!
Ülkemde her şey açık ya! Başbakan onu da açık açık açıklıyor! Neden siyaset yapıyor dersiniz? “Dicle’nin kenarında kaybolan koyunların hesabını sormak için siyaset yaptık”, “Yoksul olduğu için kapının önüne konanlar için siyaset yaptık” “Ayrımcılık yapmadık”, Sadece Dicle kenarındaki koyunlar mı? “Cumhurbaşkanı olacağım” demek için, görkemli bir salonu doldurup, dini içeriği bol cümleler pompalamak, ülkedeki çöküşü, geriye gidişi, gerçeği göremeyenleri bir kere daha yalana boğmak, onları koyun yerine koymak değil mi? Yoksul oldukları için AKP nin 4 bakanını ayakkabı kutularını dolduracakları bir yere mi koydunuz? Yoksa Soma da yolsulluğu anlatmaya kalkan kuyudan kurtulan bir gençi yoksulluğunu gidermek için mi tokatladınız, İsrail dölü saydınız? Önce askeri vesayeti yıkacağım dediniz. Askeri körelttiniz… Sonra, Yargı vesayetini hedeflediniz… Yargıyı yeniden kurguladınız. Şimdilerde eski ortak yeni düşman, paralel vesayeti yok etmek görev haline geldi! Cumhurbaşkanı seçilirsem güçlü bir Cumhurbaşkanı nasıl olurmuş göstereceğim diyorsunuz. 12 yıldır görmek isteyenler sizi görmedi mi? Hak hukuk terazisinin diğer kefesinde kim kaldı? Denge ve fren sistemi yok olmadı mı? Asker-yargı-medya vesayetiniz altına girmedi mi? Asıl melese şu: Demokrasiyi sizin vesayetinizden kim kurtaracak? İktidarınızda, aşırı dindarlık, gericilik öyle bir kök salmış ki kafa keserken, palayı sallarken Allahu ekber demek unutulmuyor! Bana anlatılan, benim dinim bu mu? DİNİMİ ELİMDEM ALDINIZ. Bu benim dinim diyemiyorum! Allahın verdiği aklı, mantığı neden kullanamıyoruz? Üzeriden 21 yıl geçti ama yobazlık tehdidi kalktı mı? Yoksa sinsice büyüyor mu?. Madımak nasıl kapkara bir lekedir? Ama gerçektir. Musul Konsolosluğu olayını da yazmak bugün yasaktır… Medya mefta olduğu için üstü örtülen hırsızlığı, yolsuzluğu , arsızlığı AKP nin giydirme, örtme, örtünme merakına bağlamak gerekmez mi? Musul konsolosluğu olayı hangi noktada? Kaçırılan... Türkler nerede? Medya’dan sildik!Nüfusumuzdan da mı sildik? Mırıltılar artıyor! Cumhurbaşkanlığı seçimi sonuçlanana kadar bir yerde yiyip içip tatil mi yapıyorlar? İşkence mi çekiyorlar? Bir bilen vardır… Biri Başbakana sorsa… Ne iyi olurdu. Sora bilir mi?  Bugün sokaklarımızda hangi tehlikeyi büyütüyoruz? Canlı bombalar yok mu? Bu ülkede, insanlar cayır cayır yanmadı mı? Yanık kokusu hafızamıza kazanmış, nasıl unutulur?
Sivas’ta, 2 Temmuz 1993’te, 4. Pir Sultan Abdal Şenlikleri’nin hazırlıkları sırasında  gerici odaklar çevre illerden otobüslerle Sivas’a geldiler. Camilerde toplantılar yapıp, bildiriler dağıttılar. Cuma namazından çıkan bir grup, “Sivas laiklere mezar olacak”, “Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak”, “Şeriat gelecek, batıl zail olacak” sloganları atarak etkinliklerin yapıldığı kültür merkezine ardından valiliğe saldırdı. Atatürk ve Pir Sultan Abdal heykelleri yıkılarak yerlerde sürüklendi. Kalabalık, tekbir getirererek ellerindeki benzin bidonlarıyla aydın ve sanatçıların sığındığı Madımak Oteli’ne yürüdü. RP’li Sivas Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu, otelin önünde kışkırtıcı bir konuşma yaptı. Madımak Oteli’ne sığınmış aydınlar, sanatçılar ve gençler korku içinde beklerken. Elektriklerin 7.5 saat kesildi. Kalabalıktan birkaç kişi otele girdi ve ellerindeki benzini dökerek perdeleri ateşe verdi... Katliamda 33 aydın ve sanatçı , 2 otel görevlisi can verdi. 51 kişi ağır yaralandı.


Işid bizim için nedir? Terör örgütü demeyen bir Başbakanımız var. Kalkar şimdi biz terör örgütü dersek Başbakana inanmamış mı oluruz! Nereden geldilerse, hangi sınır kapımızı kollarını sallayarak geçtilerse! Onun bilgisi içinde değil midir?.. Henüz hatırlamamız yasak değil!.. Niğde civarlarında çatışmaya girip askerlerimizi öldürdüler… Haber sürdü mü? Hemen üstü örtüldü! Tehlikeyi farkına bile varamadık! Olaylar dikkatten kaçtı! İstanbul’dan Şanlıurfa’ya giden otobüsün yolcularından A.K., sabaha karşı herkesin uyuduğu sırada eline aldığı bıçakla “Allahuekber” diyerek 3 kişinin boynunu kesti!.. Yolcular ağır yaralandı. Allahtan saldırgan pala bulamamıştı! Üç kafa daha kesebilirdi! AKP iktidarında uzun ince bir yoldayız. Nereye kadar geldik bilen var mı? Uzun ince ve karanlık bir yol!. Başbakanın duası şöyle“Bu millete zaferi müjdele ya Rab” Neyin zaferi bu? Menzil’e, yani islam devletine ulaşma zaferi mi?