24 Kasım 2014

Ayaklarımızdan "Gislavet" de geçmişti !

Recep dayının ayağındaki yırtık lastik ayakkabı ile gündeme oturmuştu Gislaved. Ya da bir diğer değişle Cızlavet.Ben de 1950’li yıllarda giymiştim bu lastik ayakkabıyı.

Gislaved ayakkabılar çok ucuz olduğu için genellikle gelir seviyesi düşük insanlar tarafından tercih ediliyordu. Ayrıca içine su çekmemesi, çabucak kuruması, temizliğinin kolay, giyilip çıkartılmasının pratik olmasından dolayı tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin yoğun yapıldığı kırsal bölgelerde yaygın olarak kullanıldı. Tek sakıncası ayakları sıcak tutmamasıydı. Anadolu'da bu dezavantajını aşmak için kışları yün çorapla giyilirdi. Bazı modellerinin içine mest de giyiliyordu.

21 Kasım 2014

Ve dünya Erdoğan’ı keşfetti!

İyi olmadı mı? Cristof Kolomb Amerikayı, ondan da önce müslümanlar Küba’yı sonra ise tüm dünya Erdoğan’ı keşfetti!. Niye bunca sene geç kaldılar diye takılıp kalmamıza gerek yok. Geç oldu ama güç olmadı.  GEÇMİŞİMİZ fetihlerimiz ve de keşiflerimizle yeniden gündeme geldi!. Geçmişini, geleceğini öfkesine kapılmadan hakikatı araya araya bugüne gelebilsek!. 17-25 Aralık yolsuzluğu iddiaları yeniden doğrulandı. Adli Tıp Kurumu, bakan çocukları ile İranlı Reza Sarraf’ın da şüphelileri arasında yer aldığı soruşturma ile ilgili 2 bin 593 kaydı inceledi. SONUÇ: Konuşmalar ile tapeler birbirinin aynı çıktı. Türkçe 2 bin 493 kaydın çözümünde, “cümle eklemesi veya cümle çıkartması sonucu anlam bütünlüğünü bozacak değişiklik” tespit edilmedi. Gerçeği yazacak medya mı kaldı? Biz aslında çok az şey biliyoruz... Ama bir bilen var. Hemen hemen her şeyi bilen biri yok mu? Recep Tayyip Erdoğan baştan beri o cümleyi tekrarlıyor… “Biz biliyoruz. Ben biliyorum. Ben çok iyi biliyorum… O meseleyi çok iyi biliyorum. Ben nedir ne değildir bilirim” Sadece halk asla bilemez… Keşfedemez…

Bütün dünya geçmişimizin şanlı bir keşfini nihayet keşfediyor!.  İspanyolların ispat et feryadı boşuna. Elimizde kapı gibi belgeler hazır. Ve henüz daha birinci ciltteyiz. Bunlar müslümanların becerisini küçük görme hastalığına saplanmış!. Yazarın dediği gibi yapmalıyız. “Gelecek zamanlarda bunların müdafasına hazırlanmalıyız”. Dünya İslam Bilimleri Tarihi Araştırmacısı Prof. Dr. Fuat Sezgin’in, “Arap-İslam Edebiyatı Tarihi”.eseri karanlığa son veriyor! “Şimdi Türkiye'de bir uyanma başladı. Tünelin sonunda ışığı görmeye başlıyoruz. Kitapta yazılan her şey doğrudur. Yani Amerika kıtasına Kristof Kolomb'dan önce Müslüman denizcilerin ulaştı. Gelecek zamanlarda bunların müdafaasını yapmaya kendinizi hazırlayınız” Koca bir cilt var yazılmış. Aç ikinci bölümü bak sayfa 67’ ye.. Ne yazıyor OKU Bakiiim.. Yeter bu kıskançlığınız... Bilin artık.. Bize bakın örnek alın..
Ülke güvenliği sağlamakla görevli İçişleri Bakanı “muhalefetin repliklerini çalıp” durumdan şikâyetçi olmuyor mu? Efkan Ala, Kobani olaylarını hatırlatarak, “Kırsalda terör baskısı arttı şehirlere inmeye başladılar. Şehirlerde de hâkim olmaya başladılar. Biz buna müsaade etmeyeceğiz. Aldığımız önlemleri göreceksiniz. Alanda PKK hakimiyeti var gibi bir durumdayken seçime gidilmez. Biz kamu düzenini sağlayacağız ve seçime o atmosferde gideceğiz”.

Soru:Polis devletini tamamladık mı? Biz polisi işte bu haklı gerekçeleri ileri sürerek nerede ise Silahlı kuvvetler sayısına çıkaracağız. Ağır silahlar ile donatacağız... İki amaçlı kullandığımız havaya değil kafaya da sıktığımız biber gazı fişeklerini depoluyoruz. 550 bin gaz fişeği ithal ettik... Başını değil kaşını kaldıranı bize yan bakanı bin pişman edeceğiz... Güvenlik yasası çıktı, acaba polis ne yapar! tasası kalmadı! Makul bir şüphe için makul olmayan ne kadar yol varsa kullanacağız. Ve gene size bir sandık dayıyacağız... Yol haritamız hazır. Geçmişi bugüne aktaracağız. Öncelikle ismi ne olursa olsun, ne kadar orman varsa keseceğiz. Dağa taşa dereye tepeye AK saraylar yapacağız. Sadece Niğde Aksaray olduğu gibi kalacak! Eserlerimizi küçültme gayretleri boşunadır. Kim demiş bin oda. En az beş bin odalı saray!. Milletçe fukaralığı bu yolla yeneceğiz. Bir gün gelecek kira derdi de kalmayacak. Kıskananlar olacak. Gene de öğünmeliyiz. Biz bu sarayı haklın öz parası ile yaptık. Gavurdan aldığımız borç ile değil! İşte o tükenmeyen paralarla KÜBA’ya da cami yapacağız. İçine İmam Hatipli bir imam atayacağız... 2015 yılı gelirken Ermeni meselesinde de elçimiz hazır. Bu kez asla mahçup olmayacağız. Kevork’un oğlu Etyen Mahçupyan’ı öne atacağız. Bakın kimi başdanışman aldık, diyeceğiz.
Tüm süreçleri sandığa sürüklüyoruz... Oyun aynı... Tuzak denenmiş ve başarılı olmuş ayni ökse. Kürt sorunu kördüğüm. Ama biz ÇÖZÜN deyip yumağı verdik. Şimdi çözüm paketini kucaklayanların başlarını kaşıyacak zamanları yok... Bir Kandil konuşuyor, bir İmralı... Ne verdik?. Ne aldık?. Kim biliyor?. Bizim adımıza kim karar veriyor?. Dağdaki adam “Ne silah bırakması?. Bizi bir kere kandırdılar. Asla silah bırakmayız”biz diyor. Elinde silah var. Sanal Başbakan sesini kalınlaştırıp nutuk atıyor. “Çözüyoruz. Kardeşliğimize kimse engel olamaz. Barış istemeyenler var”. Soru pakette ne var? Pakette ne var allah aşkına kim biliyor?. Bu çözüm paketi değil ayakkabı  kutusu falan olmasın!.
Uluslararası G20 zirvesi İstanbul’da! Zirve değil zırva gibi. Toplantının gündemi 

“Yolsuzluklar ve rüşvetle mücadele”... İran asıllı Türk vatandaşı Rıza Sarraf ülkemizde takipsizlik kararı ile artık takip edilmiyor. Zira iş adamı Rıza Sarraf ile Barış Güler ve Salih Kaan Çağlayan'ın da aralarında bulunduğu 53 kişi hakkında takipsizlik kararı verdi. Başsavcılığa göre, ortada bir suç yok. Ama İran’da durum farklı! Dava ve yolsuzluk takip altında. Yok edilen paraları, İran onlar benim paramdı deyip bizden istiyor. Bizde son karar suç yok. Takipsizlik!.
Türkiye sarp kayalara sıkışmış kalmış. Soluk soluğa ,pençelerini kayalara geçirmiş.öyle kala kalmış!. Ha düştü ha düşecek diye bekleyenler hala BEKLİYOR. Seyredenler hayal kırıklığı içinde bir türlü DÜŞMÜYOR! Ha çıktı düzlüğe, ha çıkacak umudu taşıyanlar da bir o kadar şaşkın. Bir türlü yukarıya, düzlüğe ÇIKMIYOR! Çıkamıyor... Ve dünya nihayet şunu da anladı!. Amerikaya, Küba’ya ilk kez müslümanlar ayak bastı!.

*Rıza Sarraf ve Kaçakçılık iddiaları neydi?

İddiaya göre Sarraf ve şirketleri külçe altın ve nakit paraları kuryeler aracılığıyla havalimanından İran’a veya İran’a göndermek üzere Dubai’ye fiziki olarak yolladılar. Banka işlemlerinde de Dubai-İran-Türkiye üçgeninde gerçekte olmayan gıda ve benzeri mallara ait ihracat belgelerini kullandılar. Olayla ilgili olarak İran’da yolsuzluktan tutuklu bulunan işadamı Babek Zencani 2.7 milyar dolarlık petrol parasının nerede olduğunu bilebilecek tek kişi olarak Türkiye’deki yolsuzluk soruşturmalarının kilit ismi Rıza Sarraf göstermişti.. Sarraf bu “yok olma” işini sahip olduğu ilişkiler ağı ve kişisel bağlantılarını kullanarak yasal boşluklar sayesinde yapıyordu. Firmalar adına açtıkları banka hesaplarına, İran’daki bankalardan ihracat ödemesiymiş gibi havale yaptılar ve bu işlemler için sahte evrak düzenlediler. Çin’e gelen paraları bekletmeden Türkiye’de kurdukları paravan veya gerçek firmaların hesabına ihracat ödemesi olarak gönderdiler.

14 Kasım 2014

Debdebe MAKUL, israf SEVAP!

Gözlerin rengi ve biçimi farklı olursa da göz yaşlarının rengi aynıdır. (Afrika deyişi)
Anlatılan ve asla anlayamadığım, Yeni Türkiye hikayesinde bir iki yüzlülük var!. TOKİ evlerinde kiracı iken sesi çıkmazdı! Deniz manzaralı villaya taşınan VİCDAN’giller binbir yönü ve bin odalı saltanat sarayına geçince tanınmaz oldu! Çıktıkları kovuğu da çoktan unuttular. Çocukluklarında ayakları çıplaktı ama kundura merakı bilinirdi. Bugün her yerde ismi var onun... Ama hiç bir yerde görünmüyor! Lakabı Vicdansız VİCDAN’a çıktı. Ülkemde kimin öldüğü kimin ağladığı da fark etmiyor artık! Hepsinin göz yaşında ayni tad ayni TUZ’dan bir parça var! Gözler ayrı ayrı da görünse gözyaşları ayni. Örtülü özgürlüğün örtüsü kefen kılıfı gibi, her alanda rekor kırıyor. Şarkılar kendi ufuklarında kaybolmaya başladı. Hani bütün sokaklar bizimdi. Neyi bekliyorlar! Hala yasada ne yazılırsa yazılsın kafada olan uygulanmıyor mu?
Başörtüsüne özgürlük denildi. Torbalanan diğer yasakları kimse farkına varamadı. Örte örte 17 Aralık ve 25 Aralık yolsuzluğuna kadar geldik. ÖRTÜLÜ ÖDENEK Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığında daha önceki iktidarların ve hükümetlerin 10 yıllık sürede harcadığı miktarın 44 katına ulaştı. Demokrasilerde tüm partiler halka hesap verir bizde kapalı balkonda sigara içene bile hesap sorulur. Ceza yazılır. Her olayı siyasi malzeme yapma huyumuzdan asla vazgeçmedik! Madende ölenler öldü, sorumlulara neden hala o sandalyedesiniz sizin ihmalinizle öldüler diyemedik! Canları kurtaramadık ama ölenler öldükten sonra reklamı ihmal etmedik, ocağın ağzına sayısız cankurtaran yığdık. Fedakarlıktan kaçmadık. Yakası kirlenen gömleğimizi dahi ertesi gün değiştirebildik. Her kazada işçileri hayatta tutamadık ama sağ kalanları hala bizimdi, mitinglerde saatlerce tuttuk. Hayatlarını hiçe sayanları, siyasetçiyi alkışlattık. Böylece yıllardır rant kapılarını açtık! Örtülü siyasette sıfır sorun hedefine ulaşamadık ama emir kumanda zinciri kopmasın diye felsefesi baştan batık, derinliği 3 santimi geçmeyen bir sanal Başbakan yarattık..
Sadece Başbakan mı, en az okuduğu halde en çok bilenler partisini iktidar yaptık! Yeni bir ankete göre ülkemde 4.5 milyona yakın gazete okunuyor. Bunun 3.5 milyonunu CHP liler okuyor. 450 ile 500 bin kadarı MHP liler, bizi yöneten partinin okuma miktarı 350 bine ancak ulaşıyor. Yani en az okuyan AKP liler... Ama dinliyorlar! Ve inanıyorlar... Kıskanmayalım. Gerçeği kabul edelim artık! Yeni Türkiye’nin vitrini bugün pırıl pırıl. Bu ne zenginlik! Bu ne ihtişam... ABD nin beyaz evi White House (ona da saray diyoruz ama EV) bekçi kulubesi gibi. Ben ahh eski Türkiyenem diyorum. Fukarlığı bile güzeldi. Yeşili gözlerim görünce çiğerlerime dolan taze hava, beni de havalandırıyordu! Yeni Türkiye’nin bin odalı göz kamaştıran bir KAÇ-AK- SARAY’ı tüm kurallara, yasalara, mahkemelere kafa tutmuş ve kazanmış! Bu ne kahramanlık! Neyi kaybettiklerinin bile farkına varamıyorlar! En kötüsü Arap şeyhleri geldiğinde kendi saraylarını yavru gibi hatırlayacaklar. Bütün dünya basını kıskançlıktan çatlama noktasında... Hani alkış... Siz de mi kıskançlıktan donup kaldınız... Hele dost sandıklarımız. Şu Almanlara bir bakın!...
Welt Online’--“Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, şimdiye kadar cumhurbaşkanlığı konutu olarak kullanılan Çankaya Köşkü’nü yaptırabilmek için, zamanında, 4 bin 500 lirayı ancak biraraya getirebilmişti. Bugün ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, sıkça ifade ettiği “Yeni Türkiye”den anladığı şey, şimdiye kadar var olan Türkiye’den başka. Bunu da muhaliflerin öfkesine rağmen Atatürk’ün resmi konutunu hor görüp, taşındığı yeni şatafatlı sarayla beyan etmiş oluyor. Türk basının yazdığına göre sarayın maliyeti 700 milyon lira (250 milyon avro).
Frankfurter Allgemeine--: “300 bin metrekarelik arsaya sahip saray çok tartışmalı, çünkü mahkemelerin durdurma kararına rağmen tamamlandı. Erdoğan, Atatürk döneminde kurulan ve inşaat yasağı olan ormanlık alanda imar izni verilmemesine rağmen, mahkemelerin durdurma kararı olduğu halde yaptırdı sarayını. Muhalifler Devlet eliyle tamamlanan bir “kaçak” yapıdan bahsediyorlar.Yeni sarayın özellikle de büyüklüğü tartışmalı, zira tenis kortları, yüzme havuzları ve bahçeleriyle beraber Beyaz Saray’ı düşünün. Erdoğan’ın sarayı onun beş katı büyüklüğünde. Yeni mekanı Erdoğan’a, dinlenmesi imkansız toplantı salonları ve odaları, nükleer saldırıya dayanıklı kontrol mekanları, helikopter kalkış alanı ve tavan yüksekliği tam 5 metre odalar sunuyor. Söylendiğine göre roket saldırısına bile dayanıklıymış yeni saray. Yeni yapıyla Erdoğan, eski Osmanlı sultanlarını ve Atatürk’ü gölgede bırakıyor. Yeraltı tünelleri de olan bu sarayda bombalardan ve kimyasal silahlardan koruyan bir sığınak da varmış. Medyaya göre Ak Saray’ın bulunduğu arsanın büyüklüğü 210 bin metrekare. Binanın yüzölçümü ise 40 bin metrekare. Böylece Erdoğan’ın yeni sarayı Buckingham Palace, Elysée Sarayı ve Beyaz Saray’dan çok daha büyük.”

Makul süphe ile hapse düşmek, zindana atılmak yarın normal karşılanabilir!. Hazırlık tamam gibi. Örtülü özgürlüğümüzü örten örtene! Ödenekleri harcadık! Benim paramı nereye niçin harcıyorsun deme cesaretinizi de harcadık! Sadece harcamaları harcayamadık! Şimdi daha çok para gerekmiyor mu? Memurlar, emekliler, asgari ücretliler ve kamu ne güne duruyor? Gelecek yıl verilecek zam bile kısıldı. Yüzde 3’ü geçmeyecek. Zira para bitti. Çoğu Kaçak Saray yapımına gitti .Haydi halkım Sevin artık! Yeni Türkiyem Ankara’daki 1000  odalı kaçak Sarayımızla taçlandı. Yeşili yaşatmak ve ülke gelirini hakca dağıtım haram, Debdebe MAKUL, israf ise sevap oldu! 

Sonbaharda yapraklar neden sararır?

Hiç merak ettiniz mi?
Sonbaharda çoğu ağaçların yaprakları neden sararır ve düşer?
Bu doğa harikası değişimi Leeds Üniversitesi Biyoloji Fakültesi Araştırma Direktörü Profesör Brendan Davies AA muhabirine yaptığı açıklamada şöyle anlatıyor:

Bitkilerin fotosentez yapmasını sağlayan klorofil kimyasalı, aynı zamanda yapraklara yeşil rengi veren pigmentleri besler. Bu kimyasalın azalmasıyla yaprakta çıplak gözle görülmeyen zaten var olan sarı pigmentler daha baskın hale gelir. Ağaç az beslendiği için yaprağın düşmesine izin verir”.

31 Ekim 2014

DOĞANIN BİZE SUNDUĞU İNANILMAZ GÖRÜNTÜLER!


Doğanın güzellikleri saymakla bitmez ama bazı görüntüler var ki inanılmaz ilginçliktedir. Bu görüntülerden biri Ardahan ilinde Damal Dağları'na yansıyan Atatürk siluetidir. Her yıl 15 Haziran-15 Temmuz tarihleri arasında  Karadağ yamaçlarında güneş batarken dağın yamacında bulunan dere yatağının bir tarafının gölgesi diğer tarafına yansımakta ve tamamen doğal olarak Ulu Önder Atatürk'ün siluetini oluşturmaktadır..Siluetin ilk kez 1954 yılında bir çoban tarafından fark edildiği ve Atatürk siluetinin ilk fotoğraflarını ise Erdoğan Kumru tarafından çekildiği biliniyor.(Yandaki fotoğraf).

Burma’da yılda bir gün çekilebilen bir göldeki kaya oluşumu da inanılmaz güzellikte.(üstte)


(Not: Fotoğrafa kafanızı sola yatırıp bakarsanız görüntü daha iyi ortaya çıkıyor).

28 Ekim 2014

"Cumhuriyet canımdasın, kanımdasın"!

CUMHURİYET

Gönül verdik,
Sana erdik.
Ey hürriyet, Cumhuriyet.
Herkes sever,
Seni över.
Ey hürriyet, Cumhuriyet.
Canımızdasın, Kanımızdasın.
Ey hürriyet, Cumhuriyet.
B. Kemal ÇAĞLAR

27 Ekim 2014

"Nar" hakkında bilmediklerimiz!

 
Mevsim nar mevsimi. Tüketilmesinde çok fayda olduğu söylenen bir meyve. Sahi narın tam anlamıyla ne işe yaradığını biliyor musuyuz?
Uzmanlara göre nar bir antioksidant. Çekirdekleri ile birlikte çiğnenerek tüketilmesi daha sağlıklı.  Narın kabuğunu da  kaynamış suda 10 dakika bekletilip içebilirsiniz. Bu yöntem ishale karşı oldukça etkili. Gargara yaparsanız boğaz enfeksiyonlarına ve ağrıya da iyi gelebilir.

25 Ekim 2014

DALGA DİP Mİ VİP Mİ?

İyi geçmişi olmayanın iyi geleceği de olmaz... Çerkes atasözü
AKP nin her söylediğini gerçek sanmak yerine AKP liler için en hafifinden bugün makul bir şüphe duymak gerekmiyor mu? KANUN denilen şeyin yok sayılması makul bir şüphe ile bakılsa dahi ne kadar makul kalabiliyor?. Ve bu düzen, hangi düzensizlikleri yaratıyor? Sıkıntı bunalıma dönmüş değil mi?. Yalanı yalanla kapatma, gizli kapaklı işleri sürdürme alışkanlığı oluşturma çok demokratik bir durum mu? Biz biliyorduk ama sakladık! Sandıktan çıkan demokrat(!) biri söylüyor bunu. AKP li emanetçi Başbakan Davutoğlu. Ülkenin birliği, dirliği, akan kanın durması için hepimizin önemsediği ölüm kalım meslesi. PKK nın silah bırakması. Terör örgütünün Silah bırakmadığını bile bile bırakmış sayıp PKK ile müzakere yapabiliyor bunlar. Sandıktan çıkma uğruna! İtiraz eden olmuyor. Sahi PKK ile neyi konuştular, neyi çözdüler, ne verdiler hala net olarak bilen var mı?. Bu hırs makul bir şüphe olabilir mi? Makul olmayan bir teslimiyet değil mi bu? Halk ne derse desin ben bildiğimi yaparım, yeşili yok eder ormanı ranta açar, Validebağı savunanların validelerini de ağlatırım kafası bu. Cumhurbaşkanı seçimi dahil pek çok şey yapılırken belli kanunlar kurulu düzen belli şeyler yıkılmadı mı?.Kanun ve Düzen kurallar bozulmasın diye vardır. Ben kanun falan takmam diyen biri seçim kazanıyor. Yani kanun ve düzeni koruması gereken bir makama seçilen, kanunu takmıyor. Ülkemin makul işleyişi böyle olunca anormalliklere bakıp makul mu diyeceğiz? Makul sayılmıyor mu?

Anayasanın hak dediği AKP’nin ve de onun polisinin hakladığı suç zannettiği makul hiç bir şeyi düşünemiyoruz! Hiç şüpheniz olmasın ki ha bire kadrosunu yandaşlar ile doldurduğu polis artık devletin, halkın polisi olmaktan çıkmış partinin  polisi olmuştur. Sokakta hak aramak, şiddetsiz yürüyüş yapmak Anayasanın verdiği haktır. Bu yürüyen kitleyi gelecek her hangi bir saldırıya karşı korumak ise polis için görevdir. Biz de ise polisin görevi hak arayanı coplamak, biber gazı sıkmak, çok kere kapsülle kafasından yaralayıp öldürmek olmuyor mu? Düzen bozuk! Hızla uçuruma sürükleniyoruz. Biri israfın uçuruma atlıyor. Diğerleri uçurum başında sıraya girmiyor mu? Bir yarımız DİP dalgasından endişe ederken diğer mutlu yarımız VİP dalgasından nasipleniyor. Sokakta hak aramaya mecbur bırakılan kitleler kaynama noktasına, yeni bir DİP dalgasına itiliyor! Ölümler bile makul kaza sayılıyor! Atatürk’ hayranlığı ile dikkat çeken 30 yaşındaki Ferdi Özmen Twitter ve Facebook üzerinden yazdığı yazılar yüzünden tehditler alıyordu. Sarıyer’de bir lokanta çıkışında otomobilinden indirilip tabanca ile vuruldu. Ve ne yazık ki hastanede hayatını kaybetti. Henüz bu cinayet için MAKUL BİR ŞÜPHE belirtilmedi! Makul olmayan şeyler sıralıyor. Makul bir tepki de yok. İfade ve düşünce özgürlüğü açısından “görülen o ki ortaçağ karanlığına kadar” ilerlemişiz...

17 ve 25 Aralık yolsuzluklarının üzeri nasıl örtüldü. Savcılar, yargıçlar hallaç pamuğu gibi sürülüp nasıl bir baskı uygulandı, korku yaratıldı. Dokunan yanar dendi! İçte ve dışta ülke itibarı kaç para biliniyor mu? Nihayet Yeni Şafak Yazarı Fatma Barbarosoğlu,bile AKP nin israfına dayanamamış, düğün salonlarında gerçekleştirilen yeni moda “baş örtme törenlerini” “israf” olarak nitelemiş. “Bir salon kiralanmış. Adeta bir düğün töreni. Davetlilere yemek, tatlı vs. ikram edildi..  Bunca tören bir işe yarasa bari. Muhabbet yok. Bari adabı muaşeretin mesafeli nezaketi olsa... O da yok!... Bizim mahalle’de insanlar sadece almaktan bahsediyor. Son model projelerden ev alanlar hep daha iyi bir proje bulup daha güzel bir evin hayali ile yaşıyor”Tamamlayalım. İsraf ve görgüsüzlük.
* Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD’nin Raporunda özetle şunlar var., “En yüksek yetkililerin karıştığı soruşturmada 96 kişi takipsizlik aldı, bu ciddi bir endişe kaynağı. Türkiye’de 2003’te suç olan uygulamalardan sadece 10 iddia Türk yetkililerin dikkatine geldi. Türkiye bu iddiaların sadece 6’sı için soruşturma açtı, 3’ü kapandı” Türkiye’nin 2013 Aralık’ta iç rüşvet, para aklama ve altın kaçakçılığının içinde bulunuyor. Hükümetin en yüksek düzeydeki yetkililerinin karıştığı yüksek profilli bir soruşturmada “Siyasi müdahalenin dış rüşvet soruşturmalarını ve savcıları etkileyebileceği riski, ciddi bir endişe kaynağıdır” dendi.

İçişleri Bakanı Efkan Ala, jandarmayı hükümete bağlayan teklife, “jandarma siyasallaşır” diye karşı çıkanlara cevap verdi. “Siyaset kötü bir şey mi? Bu kadar insan sandığa niçin gider? Siyasetçi karar alsın diye. Siyasetçi karar verecek, güvenlik ve sivil bürokrasi de bu kararları uygulayacak. Bu kadar net ve basit” dedi.  Her şeyi en iyi onlar biliyor ya... Ne Ala... Ne ala... Sayın Ala o kadar basit değil! Tarafsız kalınması gereken kanun ve düzene aykırı yapılamaması gereken onca şey var ki. Sadece AKP iktidarında aynı savcı 10 ayda fikir değiştirebilir. “Kuvvetli suç şüphesi” ile 17 Aralık sanıkları için tutuklama talep eden Savcı Aydıner, bir yıl geçmeden tutukladıkları için “takipsizlik” kararı verebilir. Siyahı beyaz yapabilir!.

*Makul şüphe meclisten geçmeden bir gazetecinin evinden geçti. “Makul şüphe” üzerine arama kararı için yeterli görüldü. Gazeteci, yazar Aytekin Gezicinin evi aranarak gözaltına alındı. Gözaltına alınan gazeteci Aytekin Gezici, geçtiğimiz günlerde Twitter fenomenlerinden “Fuat Avni” ile ilgili yazdığı “Fuat Avni Firavun Sarayındaki Musa” ismindeki kitapla gündeme gelmişti.

*Anadolu ajansının Hakkari mahreçli haberi şöyle: Hakkari nin Yüksekova ilçesinde kar yağışı ve sis başlayınca sürüden kopan  bir grup koyundan biri uçuruma atladı. Ardından diğerleri de onu takip etti ve 230 koyun uçurumdan atlayıp telef oldu!

Ne DİP ne de VİP dalgasını demeden Yüksekovalı çobana gitsem, bu kırlar yatıp uyuma yeri değil, şu en öndeki koyuna sahip çık desem makul olmaz mı? Sürü kurtulmaz mı? 

15 Ekim 2014

BEN SİZİN!..

Akıllı olan deliye bile danışır!.. Çerkes atasözü
Neden ayakları çarpık gibi duruyor?. Yere bir türlü sağlam basamıyor. Yerli yerinde ve zamanında doğru bir adım atamıyor? Şimdinin Başbakanı. Dünün Dışişleri Bakanı. Bugünün, Uzun Adamın en emin emanetçisi! Yeni Başbakan. Yeşerdiği kültürü, Mevlana düşüncesini, Mevlana şehrini, hoşgörüyü, kim olursan ol gel demeyi unutmuş Ben size, gel diyemiyorum! Mevlana’yı tanıyorsanız “Senin aklına ihtiyacım yok .Sen sus” denmeyeceğini biliyorum...

BEN SİZİN!.. Duman altı olduğunuz Nargile kahvesini de biliyorum. Sol ayakları vuran, acıtan papuçlar, topukları ezilip, kolay çıkarılan terlik haline döndü!. Günlük hayatın bitmeyen yorgunluk ve umutsuzluğu AKP yalanları ile zina halinde yakalanınca o kahvenin girişi de griden siyaha kaydı. Hayallerin ayağa düştüğü ayakkabı okyanusunun kıyısına kadar gelenler kendi papuçlarına yer açabilmek için etrafa daha da dikkatli bakarlar. Uzun Adam’ın kısa paslarla al- vere dayanan Pratik stratejisi yürüyor. Ülkede ayaklanmalar, polis vatandaş çatışmasında ölümler 35 hayatı yok ederken Etiler Polis okulunu yani yeni rant kapısı açacak kupon arsayı takip etmekten vazgeçmiyordu. Cumhurbaşkanı yemin etse başı ağrımıyor, hukuku, hakkı, yasayı hiçe sayan alışkanlık meziyetmiş mertebesinde bütün ayrıntısı ile bugün de sürerken diktatörlüğü yarılayan yolda özgürlük marşı söylemek emanetçiye emanet edilmiş bir görev oluyor! Bu Stratejinin derinliği yerine verimliliğini fark eden sıfır sorun mucidi o an şaşkındı. Pabuçunun teki kayıptı! Elinde bir anda iki sağ tek papuç buldu. Sol teki nerede diye meraklanmadan kayıp sol tek yerine başkasının sağ tekini sol ayağına geçirdi!. Derin strateji sağ teki de sol gibi görebilmek değil miydi? Önemli olan torbalar idi. Yasaların torbalarla geçmesi çelişkilerin torbalar dolusu olması hedeflerini değiştirmezdi ki! Yeni torbalar gerektiği zaman yapılacak iş yeşilin her tonunu temsil eden eski boncukları silip silip yeni torbalara koymaktı. Ona göre sorun bir anda sıfırlanmıştı! Yaşasın sıfır sorun deyip her iki ayağındaki sağ tek kundura ile bir garip yürüyordu. Sonunda masal pembe bitmiş Cumhur Padişahın sağ kolu olmuştu.! Adım atarken yalpalamanın önemi de kalmamaıştı!

BEN SİZİN!. Söylemlerinizle eylemleriniz siyah ile beyaz gibi durduğunu, söylemin parlak eylemin karanlık olduğunu görüyorum. HSYK seçimi öncesi torba torba çıkan yasalar gibi torba dolusu mavi masmavi boncuk dağıttığınızın da farkındayım. Yargı’yı rüşvet almış gibi gösterme gayretinizi affedemiyorum. Bağımsız Yargının size de gerekeceği günler sayılı değil mi? Yolsuzlukları örtemeyeceksiniz!. Tezkereler bir yerlere gidip gelmekten yorulmayacak!
BEN SİZİN!. Eğitimdeki matematiğinizi gördüm… 4+4+4 toplam 12  yapmadı. Tüm Liseleri İmam Hatip yaptı!. Başörtüsü meselesini arap yalelisi gibi uzattınız. Asıl mağduru hafızanızdan sildiniz. Ülkenin işçisi, memuru, düşük gelirlisi müebbete mağdur oldu!. Siz hala ben mağdurum diyorsunuz! 18 yaşındaki kızların erkek arkadaşı ile el ele tutmasını nerede ise zinaya eş tuttunuz. Halka mikrofon tutup “ateist” ise onlar için aile fertlerine keserim dedirttiniz. Yetmedi mitinglerinizdeki halkı polis barikatları ile haremlik selamlık olarak ikiye ayırdınız.

BEN SİZİN!. Yönetimi protesto edenlere yaklaşımınızı biliyorum. Polislerin biber gazı, kapsül ve cop kullanarak “sergilediği demokratik aktiviteyi de görüyorum. Siz görmüyorsunuz! Bu baskı “dikatörlük” diyen, gaz yiyen, kapsül yiyen, yaralanan bu uğurda ölüp gidenler, ama asla pes etmeyenler neyin peşinde? İktidarın nimetlerinin mi? Dindar ve kindar gençlik projenizin zehirli meyvelerini topluyorsunuz. Işid ucubesini beslediğinizi, dünya öğrendi. Gerçeği örtmeyi, polisi siyasete alet etmeyi, halka düşman kılmayı, Parti Devleti için mi planlıyorsunuz?. Polis halkın polisi olmayacak mı? Siz koyduğunuz yasaklarla gerçekleri ne kadar örteceksiniz?
Dinci yaptığınız polisi, özgürce fikir söyleyene, padişahlarına itiraz edenlere karşı kinci yaptınız. Şimdi 2500 aday daha aldınız. Onları siz seçtiniz. Parti polisi olarak mı yetişecekler? Hangi polisin eline güvenerek hangi silahı vereceksiniz. Polis vandalları engellesin. Tamam. Ama hangi polis?. Tarafsız ne kaldı ki ülkede. Tarafsız polis bulursanız daha fazla yetki ve etkili silah verebilirsiniz. Oysa siz dünden bu güne ötekileştirmek ile besleniyorsunuz. Yönetimde şiddeti, zoru kullanmayı tercih ediyorsunuz. Sevgiyi, saygıyı, laik düşünceyi dışadınız. Yeni zorba ve torba yasalarla gideceğimiz adreste Polis Devleti olacak!

BEN SİZİN!. Kobani derken kimi parlatmaya çalıştığınızı milletin farkına vardığını biliyorum APO ya hapiste cep telefonu veren MİT Başkanı Fidan icraatlarınızda koskoca bir ağaç gibi kök salmıyor mu? Kandil’e ulaşıp yurt içindeki yangınları bir emirle durdurduğunu söylüyor, ama kimin kürtleri sokağa döktüğünü anlatmıyor! Kandil tehdit edebiliyor. “Silahlı militanları Türkiyeye sokarım!” Sanki yurt dışına çıkmışlar gibi!. Bu kanlı bir oyun. Sandık şişirecek tiyatro değil. Yeni çatışmaların, yeniden bombalamaların gösterdiği tablo başka kötülüklerle eşleşiyor. Zamlar sırada, pek çoğu can yakmaya başladı.Yani ekonomi pamuk ipliğine bağlı. Orta doğu batağına çıkarımız olur dediniz, batağa saplandık!. Etrafımızı kan ve ateş sardı. Yardıma muhtaç aç ve sefil durumda 2 milyon Suriyeli yurdun her tarafına dağıldı. Çamur nerenize kadar geldi? Her şeyi basite almayın. Yaptım oldu ile olmuyor ki!. Baştan yaptığınız açılım hatası başımıza neler açtı!. Her şeyi karıştırdınız. Kürt halkı başka, terörö başka. Kürtler de bu ülkenin gerçek sahibi. Terör örgütü PKK daha başka Bu ülkenin baş belası. Hala kavramadınız mı? Öyle başarılısınız ki parallel nefreti ile binlerce uzman polisi yolladınız. Bugün bir teröristten, Kandilden medet umar görünüyorsunuz. Üstelik PKK yı bütün dünya Işid’le savaşta sırtı sıvazlanacak bir örgüt olarak görüyor! Sayeniz de…

BEN SİZİN!. 30 Mart Yerel Seçimlerinde yaptığınız seçim hilesinden sabıkalı olduğunuzu biliyorum. Yerel Seçimlerinin ardından İlçe Seçim Kurulu’nca 36 sandıkta yapılan incelemede yaklaşık 3500 oyun CHP’den AKP’ye aktarıldığı tespit edildi. Bu karar İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca açılan 22 davadan biri 1057 numaralı sandığa ilişkin karardı. AKP'lilerinde arasında yer aldığı 15 kişi oy birliği ile hileye karar verdi. Önümüzdeki seçimlerde aynı hırsızların sandıklardan uzak duracağına kim inanacak?

BEN SİZİN!.

14 Ekim 2014

Mantıklı "CEVAP" arayan sorular!

Elektronik posta ile gelen bazı ilginç gönderileri sizlerle paylaşıyorum. Aşağıdaki gönderi de onlardan biri:
Aşağıdaki sorulara mantıklı cevap verebilecek misiniz?

* Tarzan'ın neden sakalı yoktur? Köse değilse, tıraş olmayı ormanda nasıl öğrenmiştir?* Pillerinin bittiğini bilmemize rağmen, uzaktan kumandanın tuşlarına neden daha sert basarız?
* Kamikaze pilotları neden kask takar ki?
* Bebekler 2 saatte bir uyanırken, insanlar neden rahat uyumayı "bebekler gibi uyumak" şeklinde tanımlar?
* İnsanlar neden yüksek binalara çıkıp dürbünle aşağıya bakmak için para verir?
* Neden ekmek kızartma makinesinin ekmeği yakan bir sıcaklık ayarı hep olur?
* İnsanlar saati sormak için bileklerini işaret ederken, neden tuvaletin yerini sormak için kıçlarını işaret etmezler?
* Az sonra sizi muayene edeceğini bile bile, jinekoloğunuz siz soyunurken neden odayı terk eder?
* Mısır yağı mısırdan, zeytinyağı zeytinden yapıldığına göre, bebek yağı neden yapılır?
* Domuzlar terlemediği halde, insanlar neden "Domuz gibi terledim!" derler?
* Asansör düğmesine birden fazla kez basmak asansörü daha mı hızlı getirir?
* Neden bozulan otobüsün ya da minibüsün yolcuları bizim otobüsümüze aktarıldığında onlara mülteci imiş gibi bakarız?
* Neden her gördüğümüz haritada hemen Türkiye'yi bulmaya çalışırız? Millet olarak dünyada kaybolma kompleksimiz mi vardır?
* Neden öğrenciler ilköğretimin beşinci sınıfına kadar öğretmene "öğretmenim" diye seslenirken, altıncı sınıfta bir anda "hocam" diye seslenmeye başlarlar?
*Neden sınavlarda "4 yanlış bir doğruyu götürür" şeklinde bir uygulama ile öğrenciler cezalandırılırlar da; "4 doğru bil, bir doğru da bizden" şeklinde bir kampanya başlatılıp zekaya ve riske girme cesaretine ödül verilmez?
* Neden insanlar kapalı bir alandan yağmur yağan alana çıkınca kafalarını eğerler? Yağmura duyulan saygıdan mıdır, yoksa ondan tırstığımız için midir?
* Neden dükkanını kapatıp giden esnaf, kapıya "10 dakika sonra döneceğim" yazar, ne zaman gittiğini nasıl anlarız?
* Televizyona çıkan insanlar neden kendilerini Türkiye'deki bütün insanların izlediğini sanırlar? (Örneğin: "Şu anda 70 milyon kişi bizi izliyor...")
* Düğünlerde neden "Dom Dom Kurşunu" ile göbek atılmaktadır? "Bir avcı vurdu beni, bin avcı beni yedi" gibi sözler eşliğinde kendinden geçen başka milletler var mıdır?
* Neden bazı kızlarımız şirin bir hayvancağız gördüklerinde "inanmıyorum!" derler? İnanılmayacak olan nedir?
* Cumartesi ve pazartesinin neden kendi isimleri yoktur?
* Dolmuşlardaki fiyat tarifesinde "en kısa mesafe" neden "indi-bindi" olarak tabir edilir? Önce inilip sonra mi binilir? Bir terslik yok mudur?
*Bir programı kurarken neden "kabul ediyorum" ya da "kabul etmiyorum" seçenekleri vardır? O kadar parayı bayılıp bir bilgisayar programını satın aldıktan sonra "kabul etmiyorum" seçeneğini işaretleyen bir takım saf kişiler mevcut mudur?
*Bulmacalarda boru sesinin karşılığı neden hep "ti"dir? Bulmacaları hazırlayan arkadaşlar hiç "ti" diye ses çıkaran boru görmüşler midir?
* Neden futbol takımı olan Ajax "Ayaks" diye okunur da, temizlik ürünü Ajax "Ajaks" diye okunur?