1 Eylül 2015

Sivil değil, SİVRİ DARBE!

 “Harp zaruri ve hayati olmalıdır. Hayatı millet tehlikeye maruz kalmayınca harp bir cinayettir. (Kemal Atatürk)
Savaşmak zaruri ve hayati bir hal almıştı. Milletin hayatı tehlikede idi... Ve ülkemin eli silah tutanları, tutamayanları, çocukları, kadınları savaşa katıldı. Kanlarını akıtarak 30 Ağustos zaferini yarattılar. Bu Türk ulusunun zaferidir. Örtülemez... Yasaklanamaz... Hafife alınamaz ve sadece kutlanır... TÜRK MİLLETİNE KUTLU OLSUN...
Ülkemde neler oluyor anlamıyorum!. Kim ben bilirim diyebilir? Cumhurbaşkanından başka! Bu halk ile bir şey olmaz der gibi, seçimden çıkıp ertesi gün seçime gitmek neyin saygısı?  “Seni başkan yaptırmayacağız” dediği için seni siyasetten silerim tepkisi mi? Öyle bir nefret demokrasinin içinde yaşar mı? Bir telaşımız var. Hemen her şeyi her kavramı iç içe soktuk. PKK nın terör örgütü olduğu konuşuluyor mu? Terör ile hangi haksızlıkları birarada pişiriyoruz. Özgürlük ve adaleti kim ne zaman hakladı. Yok etti! Her duygunun içini boşalttık. Ve karanlığı yarattık! AKP iktidarında vatan sağ olsun cümlesi müzeye kalktı! Ne oldu da buraya kadar gelindi? Hani halkın verdiği karara saygı duyulması gerekirdi?. Siz iktidardan düşünce mi halkın seçim sandığı ile verdiği karar yanlış oldu? Kabul edilemez oldu! Yeni bir seçime gitmeyi akıl almaz bir inatla sürdüren ve sonunda ülkeyi seçime sürükleyen bu akıl ermez ısrarda çok gizli bir hesap yok.mu?.
“Ey halkım. Zaten ben Başkan gibi davranıyorum. Başkanlık sistemine geçtim. Daha fazla uzak kalmaya dayanamadım. Acelem vardı. size soramadım. Gelin olmuş bitmiş sayın bu işi. Eksik olan yasasız kalan işlerimin yasasını da siz çıkarın. Daha rahat edelim. Ben sizin babanızım. Ben ne dersem o olur .Siz de direnmeyin zorlamayın. Kabullenin!..”
Biz hangi sıra ile dertleri konuşuyoruz?. Anlayabildik mi? Ver kurtul veya vur kurtul ile de olmuyormuş!. Eğitim sıkıntısı mı? Konuşulmuyor! Bir ülkede öğretmensiz okullar ders yapamaz halde! Hepsini İmam Hatip yapıp eğitimi de halletmedik mi? 130 binden fazla öğretmen tayin bekliyor. Yaklaşık 3 milyon öğrenciye matematik, 2 milyonuna ise yabancı dil eğitimi verecek öğretmen yok. Mesele o değil ki. Bugün senin esnafını bir turisti dövmeye kalkıp dayak yerken gördük. Çok şükür. Seni dinlemekten vazgeçer ve gerçek esnaf hüviyetine dönerler! Yeni baskı araçlarını İHBAR  SÜRECİNİ heyecanla bekliyoruz. Baskı araçlarını zaman kaybetmeden devreye sokuyorsun. Yüzbaşı Kardeşini şehit veren Yarbay soruyor. Duyan var mı? Düne kadar barış süreci devam ediyordu ..Ne oldu da neden bugün savaş süreci başladı? Cevap...
Ne zaman konuşacağız?. Gündemde AKP nin reklam senaryoları var. Yalanın, olmayanın olmuş gibi anlatımları! Fukaraya sıra gelir mi?Asgari ücreti 1500 liraya çıksın dendiğinde bütçede para yok ki denmedi mi? Çare bulmak bir yana konuşamıyoruz bile. Para yok! Tamam da sonuçların değişmediği nerede ise kesin olan yeni bir seçimi Cumhurun başı neden istiyor? Milyonlarca lira fazladan harcama yapacak! AKP lilerin cebinden mi çıkacak bu para? Neden? Açıklanamayan ayrı bir hesap yok mu? Kanun kanundur diyebilen var mı? Biri var. Hem de Başkanlık sisteminin ana vatanında. ABD Başkanı Obama... İnternette de paylaşılan konuşmasında ne mi diyor?
“Size karşı dürüst olmak istiyorum. Bunu gerçekten anlayamıyorum. Ben ikinci dönemindeyim. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olarak hizmet etmek olağanüstü bir ayrıcalık. Bundan daha fazla gurur verici ve ilgi çekiçi bir iş düşünemiyorum. İşimi çok seviyorum. Ama Anayasamıza göre başkanlık için yeniden aday olamam. Aslında iyi bir başkan olduğumu düşünüyorum. Yeniden aday olsam kazanabilirim. Ama yapamam. Amerikayı ileri götürmek için yapmak istediğim daha çok şey var. Ama Kanun kanundur. Ve hiç kimse kanunun üstünde değildir. Başkan olsa bile…
Ve size karşı dürüst olacağım .Başkanlıktan sonraki hayatını dört gözle bekliyorum. Etrafımda çok geniş bir koruma olmayacak. Bu da rahatlıkla yürüyüş yapabileceğim anlamına geliyor. Ailemle daha çok vakit geçireceğim. Hizmet etmek için farklı yollar bulabilirim. Afrika’yı daha sık ziyaret edebilirim.
Gelmek istediğimiz nokta şu: Neden insanlar daha fazla görevde kalmak isterler anlamıyorum? Özellikle çok paraları olduğu halde! Bir lider sadece görevde kalmak için oyun esnasında kuralları değiştirmek istediği zaman bu istikrarsızlık ve kavga gibi riskleri beraberinde getirir. Burini’de gördüğümüz gibi. Ve bu genellikle çok tehlikeli bir yola doğrı giden ilk adım olur. Bazen lideler “ben bu millet ayakta tutacak tek kişiyim.” diyebiliyor!
O lider gerçekte kendi milletini inşa etmekte başarısız olmuş  demektir. Nelson Mendela’ya Madibaya bakın! George Washington gibi devamı sürecek olan bir miras bıraktılar. Sadece görev sürelerinde yaptıklarından dolayı değil, görevi ve gücü barışcıl yollarla başkalarına bırakmaya istekli olduklarından dolayı Afrika Birliği darbeleri ve kanuna aykırı güç transferini kınadığı gibi aynı şekilde Afrika Birliği otoritesi ve güçlü sesi liderlerinin dönem kıstasları ve Anayasalarına uymalarını garanti altına alarak Afrika insanlarına yardım edebilir.
Hiç kimse ömür boyu Başkan olmamalı! Ve ülke taze kan ve yeni fikirlerle daha iyi olacaktır. Ben hala çok genç bir adamım. Çok genç biriyim. Ama biliyorum ki taze bir enerji yeni anlayışlara sahip olan biri ülkem için iyi olacaktır. Bazı örneklere bakarsak bu sizin için de iyi olacaktır.
…………………………

Hızla koyu bir karanlığa giriyoruz. Ülkenin bir bölümünde silah sesleri ve ağıtlar kesilmiyor. Ölüyor, öldürüyoruz! Biri Başkan biri olmaya niyetli! Ne diyorlar? Başkanlığının son dönemini yaşayan ABD başkanı OBAMA. Diğeri Başkanlık rüyasından uyanamayan Recep Tayyip. Biri, ülke kan gölü içinde, karanlık yayılırken hala ben başkanım olayım diyebiliyor. Diğeri “kanun kanundur yapamam”. Bizdeki çıkmazın kaynağını, başını doğru anlamamız gerek. İşte bu nedenle darbe sadece sivil değil sivri bir darbedir. Fazlaca acıtmıyor mu

20 Ağustos 2015

ONE POTAMYA’LI!.

Söz sizin ağzınızda iken esirinizdir.  Ağzınızdan çıktıktan sonra, siz onun esiri olursunuz!

Cumhurun başında, yalana sarılıp, talana ulaşan ,Demokrasi budur deyip tek adamlığı diktatörlüğü, mubah kılan bir POTAMYALI’ var ! Anayasayı koruyacağına namus ve şerefi üzerine yemin etmiş gönlünde taht kuran gizli aşkı -başkanlık aşkı -sönmeyince, korumak şöyle dursun kınadığı  Anayasayı ve de işine gelmeyen tüm yasaları “tanımıyorum” demiştir. Birliğimizi beraberliğimizi koruma görevine dört elle sarılırken “benim bakanım, benim valim benim kaymakamım ve de benim muhtarım deme alışkanlığını terk edememiştir. Belki de hemen her şey onundur ama bizim sadece haberimiz olmamıştır! Üst üste Sarayda ağırladığı en derin dostları muhtarlar olmuştur. Söylem değişti. Benim muhtarım ifadesi daha gerçeği yansıtır hale gelmiştir. Ve benim muhbirim olmuştur. Görev kapsamı da konu komşunun mezhebine kadar ne varsa bildirin yakınlığına kavuşmuştur. Böylesine ulvi, samimi duygularla örtülmüş (!) kardeşlik bağları içindeki yurdu dört bir yanı yeniden kanamıyor mu? O hala bugün kendi yalanını gözü hiç bir görmeden savunuyor. Ve “ne mutlu şehit ailesine” diyebiliyor..
Bu filmin bedelini daha önce acıya ölümle “hani kardeştik” deyip şaşkınlıkla ödememiş miydik?.
Hemen her köşeyi, her hücreyi ele geçirme hırsı bir saniye azalmamış sürüp gitmiş, adil olan ne varsa benden değilsen adisin muamelesi görmüştür. Havuzladığı Medya gerçek yerine planlara konulmuş konuları sistemli şekilde pompalaya pompalaya her şeyi şişirmedi mi? Çevresinde biriken rant yalancılarıyla yola çıkan İktidarın Reisi önce yalana sonra miting meydanlarında Kuran’a sarılmadı mı! Daha önceki cümleler unutulmuştu.
*Elhamdüllillah şeriatçıyız (21 Kasım 1994)  *Ben İstanbul’un imamıyım (8 ocak 1995) *Benim referansım islamdır..Ve demokrasi AMAÇ değil araçtır.
Demokrasi diye haykırıyor .Adım adım hayata geçen gizli planlar. Sadece binip gelmek var! Sandığa binip geliyor! Demokrasi araç ya! Hani öbür cümle. Sandıkla gitmek! Onun lügatında GİTMEK kavramı gitmek eylemi yok ki. Ülkem demokrasi yolunda merdiven iniyor. Özgürlüğe yol almıyor! Kim çekip çeviriyor ortalığı?. Hemen her şey göstermelik. Kim farkında gerçeği?. AKP parti organlarına göre ne olursa darbe. Yolsuzluğun yolu kapalı! Bahsederseniz AKP ye darbe suçu işlersiniz. Yani gerçeğin ve adaletin özgürlüğün üstü iyice örtülü! Kaçmak zor.
Ama kaçan kim? Savcılar Celal Kara ve Zekeriya Öz. Özetle anlatırsak adaletin karanlık yüzü aydınlığa çıkar mı? Yoksa bu kaçış, kara kara düşünecek bir zamanı mı işaretliyor .17-25 aralık olayında Soruşturmayı Cumhuriyet Savcısı Celal Kara yürütüyor, koordinatörlüğünü ise Başsavcı vekili Zekeriya Öz yapıyordu. Soruşturmanın konusu “haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla örgüt kurmak, yönetmek, üye olmak, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek, rüşvet vermek, rüşvet almak, rüşvete aracılık etmek, kaçakçılık, resmi belgede sahtecilik, suçtan kaynaklanan malvarlığını aklama, fuhuşa aracılık etmek” olarak belirtiliyordu. Suçlananlar ise 3 bakan, çocukları, AKP’li iş adamları ve Reza Zarrab’dı. Reza’nın patronu durumunda olduğu söylenen Babek Zencani ve karışmış olduğu altın ve silah kaçakcılığı dış dünyada Türkiye’nin başını ağırtacak bir şekilde gelişiyor. 17 Aralıktan çok gözden kaçan 25 Aralık .AKP hala “bunlar darbedir” şarkısını söylüyor. İnanmak gönüllü körlükle eş değer! Soruşturma ilerleyince bunlar darbe yapıyorlar dendi ve bu savcıların elinden dosyalar alındı, savcılar başka illere tayin edildi, sonra açığa alındı. Yetmedi.. Yakalama kararı çıkarıldı. Unutkanlık salgın halini aldı. Bu ülkede bakanların, çocuklarının karıştığı yolsuzluk, rüşvet olayı şıp diye unutuldu. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcıları, araştırmaları yapan emniyet mensupları “sanık” oldu. Hemen hepsi ya tutuklandı ya da açığa alındı. Etrafındakiler onları aramaz oldu! Bakan çocuklarını, onlarla bağlantılı olan Reza Zarrab’ı gözaltına alan dönemin Mali Şube Müdürü Yakub Saygılı, yardımcısı Yasin Topçu, TBMM Soruşturma Komisyonu’na defalarca dilekçe verdi. “Bir de olayı bizden dinleyin” dediler. Kimse kulak asmadı. Savcı Celal Kara’yı kimse dinlemedi. Çünkü olay yolsuzluk-rüşvet olayı olmaktan çıkartılmış “hükümete darbe”ye dönüştürülmüştü. Soruşturmayı yürütenlerin elinden dava alınınca, dosyada eksik kalan bölümlerin tamamlanması yerine “takipsizlik” kararı verildi. Şişirilmiş kahramanlıklar yerine, incir çekirdeğini doldurmayan gerçekleri dillendiren dostlara hasret kaldık!
Bank of Amerika Merrill Lynch hazırladığı raporda özetle şöyle diyor:Türkiye ekonomisinin yüksek cari açık ortaya çıkaran modeli, dolar likiditesinin kaçınılmaz bir şekilde daralması ve daha pahalı hale gelmesi ile birlikte, artık daha fazla sürdürülemez” Sen öyle bil yabancı. Biz sürdürürürz. Süründürürüz. Bu iktidar bizim…
Tarım ülkesiyiz deyip övünüyorduk!. Etiyopya, Mısır, Bangladeş, Çin’den kurufasulye, Kanada’dan nohut ve yeşil mercimek ithal ediyoruz. Cennete gitme derdindeki Bakanlar fukarının, memurun cebine bakmıyor ki: Sadece dolardaki artış nedeniyle en düşük memur maaşı 1 Temmuz’dan bu yana 120 lira, asgari ücret ise 69 lira eridi. 12 Ağustos 2015 Dolar 2.77 lira 13 Ağustos Koalisyon için anlaşma yok. Dolar:.2.82. En düşük memur maaşı 1.811 tl. Dolar karşılığı 654… 18 Ağustos itibarıyla maaş 631 dolara indi. İnin artık durmayın.Cennet merdivenlerinde olamazsınız! Yaşattığınız cehennemi de görün!
Eğitim bir fiyasko. İmam Hatip mezunları AKP iktidara geldiği sıralarda az bir sayıda da değildi.70 bini buluyordu. Bugün rakamın 1 milyonu aştığı hesaplanıyor!. Hedef ne zaman konmuştu hatırlayan var mı? Recep Tayyip Erdoğan 29 Eylül 1994 yılında “Bütün okullar İmam Hatip Yapılacak “ demişti. Olmadı mı? Ve de ilerledik yeni teknolojiyi yakaladık, mutluluktan başımız göğe kadar yükselmedi mi? Başımız göğe değdi değecek! Belki de kabahat gene bizde. Göğü bulamıyoruz!. Kara bulutlar gölgeliyor. Şimşekler engelliyor…

İnce uzun bir hesap var! Ve gidiyoruz gündüz gece…Göremiyoruz. Çatışmanın çığlığı yaklaşıyor adım adım. Hissetmiyoruz!. Bütün yollar, sıkıntılar, umutsuzluklar onu işaret etmiyor mu? Demokrasi ve özgürlük savaşının engeli, bilinen ama engellenemeyeni! One(bir) Potamyalı!..

1 Ağustos 2015

Siyaset gülse de, anamız ağlar!

Anamız ağlamasın veya analar ağlamasın masalı ile yola çıktığımızda elde ne vardı?. Ne yaptığından neyi planladığından asla haberdar olmadığımız BABA’lar! Onlar en iyiyi bilir, en iyiyi yapardı! Şimdi ne var? Oğulları için kardeşleri için endişe dolu gözlerle ne olduğunu çözmeye uğraşan Barış umudunu yüreğinde tutmaya, yaşatmaya çalışan milyonlar... Ölüm ayrım yapmıyor ki... Alt alta yazarsak daha belirgin görülmüyor mu? Kaybettiklerimizin hepsi bizim çocuklarımız.
AKP’nin canbaza bak oyunu sürüyor. Duyduğumuza mı gördüğümüze mi inanalım! Yandaş iseniz günüllü köleliği kabullenirsiniz. Yeni bir entrika daha tezgahlanmadığını kim söyleyebilir? Terör bugün de 90 lı yıllara benzer bir tırmanışla herkesi tehdit ediyor, can alıyor, can yakıyor, analarımızı ağlatıyor ama Meclis gülüp geçer gibi araştırmak istemiyor!
Neyi doğru olarak duyduk dersiniz? Halkın haberdar olması gereken hangi gelişmeden genişçe ve doğru olarak haberimiz oldu? Entrikatör süzgeçinden hangi gerçek kurtulabildi? AKP ye ait bir Gizlilik özgürlüğü yok mu? Her ne kadar demokrasinin şeffaflık rejimi olduğu kitaplar hala yazıyor olsa da! Üç beş kişi arasında kalan gizli çözüm süreci neyi çözdü? Çözüm sürecinde konuşanlar kimdi? Neyi ne kadar konuştular? Açık ve net kim biliyordu? Çatışmasızlık sürecek dendiği için ülkemin o bölgesinde polisin karakoldan askerin kışladan çıkması yasaklanmadı mı? Bölgede devlet otoritesi bıraktık mı? Çatışmazlık yaşanmış gibi olmadı mı! Bugün dağları taşları bombalamıyor muyuz? Dün de bugün de doğru mu yaptık? Meseleyi Meclise getirip incelesek gerçeği arasak daha mı kötü olurdu?. Araştırmayı AKP oyları ile reddetmedik mi?
Tek başına bir parti kadar etkili olan Recep Tayyip Erdoğan çözüm sürecini bir çırpıda “bitti” deyip rafa kaldırmadı mı? Baldıran zehirinden bahsetmek bile cesaret isterken soruyu da soramadık. Barış sürecini kim neden ortadan kaldırdı? Barış isteyenler hangi hallerde vatan haini sayılıyor. Bilen var mı? Neyi ne kadar halka hesap vermeden yapabilirsiniz?. Hangi süreci halkın bilgisine sundular? Ne kadar süreç yaşadıysak, işin iç yüzünü anlamadan tüm bu süreçler sonlanmadı mı? Kimin millet adına süreç açıp kapama hakkı var?
Dünden bugüne geniş bir inkar süreci yaşanmadı mı? Yaşar gibi yaptık, uygar ülke vatandaşları gibi mi davrandık? Dış ülkelerde yalanlarımız yakalandı. Yok öyle şey deyip geçtik. Kim ayağa kalktı. En yakınları tarafsız ve de sorumsuz Cumhurbaşkanının başlattığı ve de bitirdiği süreçler kime sorulmuştu? Çözüm süreci onun sorumluluğunda başlamıştı. Ve sadece sorumluluk değil bu sorumluluğa iddialı bir şekilde pekiştiren baldıran zehiri garantörlüğü de eklenmişti. Ne oldu?
OY sandığı bugün de sahnede! Kim nasıl düşünüyor bilmiyorum. Ama birini tanıyorum. Hesabını her hangi bir anket firması kadar da tahmin edebilirim. “AKP nin kaybettiği iktidar koltuğunu sağlaması şart. Ve bunu gerçekleştirmek bana düşer. Ne yapıp edip iktidarda kalmalıyım” diye düşünüyor.
Ve bu yüzden tarafsız olamaz. Sorumsuz olamaz. Hatta senin işin artık bu değil. Mevcut Anayasayı çiğniyorsunuz diyenlere karşı da sinirsiz olamaz! Yeni bir ENTRİKA, günü kurtaracak bir formül ağızlarda ıslanmadan gizlice, yeniden iktidara taşıyacak bir OY avına çıkılabilir!
Sahne önünde dostlara koalisyon için elden ne geliyorsa yapılıyor vodvili sergilenirken sahne arkasında el altından seçime hazır olun talimatı teşkilata dağıtılıyor. Yazı benim imzamı taşımıyor. Bir yandan CHP ile koalisyon pazarlığı yapıyor görünen AKP nin kaç yüzlü olduğunu da anlatmıyor mu? AKP Genel Başkan Yardımcısı Beşir Atalay gizli belgesinde ne mi diyor (Taraf gazetesi) Tüm teşkilatın erken seçim için hazır olmasının istendiği yazı 23 Temmuz’da yollandı. Millet o sırada koalisyon olacak, seçimde verilen “birlikte olun” mesajı gerçekleşecek, ve daha kavgasız günler yaşayacağız diye bekliyor!. Beşir’in derdi sadece OY değil mi? Oyyyyyyyyyy oy!
“Özellikle güvenlik konusunda acele açıklama yapılmaması istendi. Başbakan’ın ve hükümet sözcüsünün açıklamalarına paralel konuşun talimatı verildi. Partimizin tek başına iktidar olacak çoğunluğa ulaşamaması negatif bir psikoloji oluşturmuştu. Bu süreçte 7 Haziran akşamı balkon konuşması ile başlayan ve sonrasında verilen mesajlarla hem söylem üstünlüğü hem de %41’in psikolojik üstünlüğü sağlanmıştır. Doğru siyasi hamlelerle karşımızda oluşturulmak istenen %60’lık blok dağılmıştır. TBMM Başkanlığı Seçimi iyi yönetilmiş ve başarı sağlanmıştır. Bu partimiz ve tabanımız için büyük moral üstünlük sağlamıştır. Açıldığı günden itibaren TBMM’nin çalışması bizim insiyatifimizde olmuş, yapılmasını istediğimiz düzenlemeler yapılmıştır.
Sevgi ve onunla gelen barış hiç kimsenin insafına bırakılmayacak kadar kutsaldır. Haktır. Benim memleketimin hiç bir yerinde hiç bir çocuk, hiç bir genç, hiçbir asker, hiç bir polis, hak arayan  derdini anlatmaya çalışan hiç bir genç, hiç bir gösterici ölmesin... Hiçbir siyaset bizim isteyeceğimiz şekilde bir barışı kendiliğinden bize bayram şekeri gibi sunmaz. Elele verip Barış’ı istemeyi, bizim adımıza ölümlere yol açacak atılımları önlemeyi öğrenmeliyiz. Bizim gözlerimizi kapamamız, görmezden gelmemiz Uluslararası mahkemelerin İŞİD ile yapılan petrol alışverişini TIR lara yüklenen silahların sevkini unutturmuyor! Yavaş yürüse de dünya terör sempatisini affetmiyor.
Yanlışı siyaset erbabı yapar, cezayı gene halk olarak biz çekeriz. Siyaset zaman zaman gülse, güler gibi yapsa da benim ülkemin insanları baskıya, yalana, talana karşı bir yumruk gibi duramıyor! Ve belki de bu nedenle siyaset, sandıktan çıkar çıkmaz ağlamasın dediği anamızı ağlatıyor!.

18 Temmuz 2015

ENTRİKATÖR!

Torba (Zorba) kanunlar nedense (!) açık hatta çok çok açık ve de şeffaf ve de milletin takdirine saygılı bir şekilde yapılır!. Ve de çok kere,değil halkın, milletvekillerinin de haberi olmaz!. 26 Mart günü sabaha karşı sadece Başbakana verilen örtülü ödenek hakkını % 52 oyla halkın seçtiği Cumhurbaşkanı Erdoğan “örtülüyü ” örtüsüz bir hamle ile götürdü!. Davutoğlu da aldığı emri tekrarladı! AKP Grubuna bir talimat patlattı.(!) “Örtülü Erdoğan’a verile. Ve de acele edile” Anladık ki bizim ileri demokrasimiz o gün de yıkılmadı. Ayakta kaldı. Örtülü ödenek düzenlemesinin seçimler öncesi kaçak saraydaki 1100 odanın doldurulmasına yani başkanlık sistemine hazırlık olduğu yazıldı. Ve çok kere hukuka karşı ve bir çok kere de sabaha karşı verilen bu imkanla Cumhurun başkanı “ne hakla” dedirtmeden Örtülü ödeneği cebine koyuvermiş oldu! Nasıl olsa alacağı kararlardan artık sorumlu değildi. (Anayasa:105. Madde Cumhurbaşkanı alacağı kararlardan sorumlu değildir.)
MADDE 104.– Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir. Bu amaçlarla Anayasanın ilgili maddelerinde gösterilen şartlara uyarak yapacağı görev ve kullanacağı yetkiler şunlardır: a) Yasama ile ilgili olanlar  b) Yürütme alanına ilişkin olanlar  c) Yargı ile ilgili olanlar...
Şu sıralar, özgür icraatını göremediğimiz arada kaybolmuş gibi duran ve geleceğimizi emanet ettiğimiz sorumlu kim? Anayasanın 112. Maddesine göre Bakanlar Kurulu ve Başbakan genel siyasetin yürütülmesinden sorumludurlar. Ne kadar örtülürse örtülsün, örtülemez olan Örtülü ödenekten harcama yapma yetkisi sadece Başbakana, belli hizmetler için verilir gerçeğidir.  Özetle kapalı istihbarat ve kapalı savunma hizmetleri, Devletin millî güvenliği ve yüksek menfaatleri ile Devlet itibarının gerekleri, siyasi, sosyal ve kültürel amaçlar ve olağanüstü hizmetlerle ilgili Hükümet icapları için kullanılmak üzere Başbakanlık bütçesine konulan bir ödenektir. Cumhurbaşkanının Anayasa’ da sayılan ve yapması gereken işler arasında örtülü ödenek harcamasını gerektiren bir görevi yoktur. Muhtemelen bizim bilmediğimiz başka bir örtülü babayasa vardır! Çok az sözü edilen fakat çatır çatır işleyen bir Örtülü ortaklık ise iş başındadır. Meclis Başkanlığı seçiminde AKP örtülü ortağı MHP desteği ile başkanlığı almadı mı? Delil isteyenler TRT yönetimi seçilirken isimlerin gösterdiği işaretlere bakabilirler. MHP’nin AKP’yi omuzladı ve muhalefetin çok şikayetçi olduğu TRT’ye AKP adaylarını seçtirdi...
Para musluğu açık kalınca hangi örtülü işler sürüp gitmiştir? Nedense benim zihnim mi arızalı! Çok şeye artık akıl erdiremez haldeyim. Öncelikle 12 ayın Sultanı’nı da anlamıyorum!. Aç olanın halinden anlamak için aç kalmıyor muyuz? Yoksulluk ve açlık rakamları büyürken bu yemek gösterisi, bu reklam merakı ne? Yemekler, tarifler, anlatımlar! Yarı aç yarı tok gezenlerin gözüne sokulan gösterişli İftar Sofraları! Bu Sultanlıkta sofraya oturanlar 12 ay yetecek kadar mı yemek yiyor? Kıtlıktan çıkmış gibi! Belediyeler kimin parasını harcayarak yapabiliyor bu gösteriyi? Sultan’ı anladık diyelim. Ya geride kalan garibanın 11 ayı ne olacak?
Kini, mezhebi, ayrıştırmayı sürdürmeden gerçeği nasıl görebileceğiz? Cumhurbaşkanı bir iftar yemeğinde gene konuştu. Siyaset meydanını tarif etti: “Siyaset meydanı er meydanıdır. Millet siyasetçilerden, partilerden hizmet bekliyor. Eğer siyasetçi kendisi meseleyi çözemiyorsa, bu meseleyi çözecek olan milletin ta kendisidir. Birbiriyle ve diğer makamlarla didişme halindeki partilerin koalisyonu, Türkiye’ye fayda değil, zarar getirir. Böyle bir zaman ve enerji kaybına milletimiz rıza gösteremez. Artık Cumhurbaşkanı, diğer görevlerinin yanı sıra millete karşı da doğrudan sorumludur. Türkiye’nin büyük projelerini rafa kaldırma tartışmalarıyla başlayan bir koalisyon görüşmesi, karşısında herkesten önce beni bulur.” Yani ben yeniden sahaya iner AKP nin tek başına iktidarını sağlayacak 3-5 puanı yeni bir seçimle alabilirim. Siz iyisi mi yeniden seçime gidin ben de istediğimi yapabileyim. Uzatmayın… Koalisyon moalisyon…
Onlar görmese de dinlemiş inanmışlardır!. Okumaya, araştırmaya, acaba mı demeye terbiyeleri el vermez! Toplum katmanlarının neresine bakarsanız bakın hangi yaşanmış hikayeyi alırsanız alın o daima başrolü oynar. Değişmez vazgeçilemez her zaman galip gelir. Ürettiği entrikalarla büyümüştür. ENTRİKATÖR olmuştur. Prensip sahibidir!.Sonunda yalan olduğu yalanı yaratanlar tarafından dahi kabul edilse bile hala Kabataş’daki başı örtülü bacım türküsü çalınıyor. Doğruyu söylemek sorumluluktur! Cesaret değil!
“Kanunlar çiğnenmemiştir” diyen biri size ne anlatıyor! Kanunların uyulması gereken şeyler olduğunu mu? Muhalefet ise durmadan normale dönmeden bahsediyor.Hukuk normalleşsin. Neden bugün anormal bir hukuk var denemiyor. Mezhepçilik yapılmaz, partizanlık olmaz, adam kayrılmaz desem! Geometrik hesaplaşma kalmadı demek mi daha açıklayıcı. Paralel lafına girmeden... Türkiye’nin büyük projeleri desem ne anlarsınız. RANT gelecek hemen her yerde hizmet götürüyoruz deyip GÖTÜRMÜYORLAR MI? Tarafsız, herkese eşit konumdaki Cumhurun başı her sıkıntının tam üstünde kalacak iken hemen her işin tam ortasında değil mi? “Türkiye’nin büyük projelerine karşı çıkanlar karşılarında beni bulur” Hala inşaatla içiçe! Birbirine bağlı insan, kalitesi yüksek insan, birbirini seven sayan insan yetiştirmek çok mü kötü? İşler her gün daha mı iyiye gidiyor? Kürtler seçim öncesi oyalanmadı mı? Dün çözdü çözülecek, ha oldu ha olacak idi. Bugün sorgusuz sualsiz babanızdan kalmış gibi DİGİTÜRK’ü kanun boşluğu bulup Katar’a sattınız. Katar’la nasıl bir bağınız var?. Çözüm süreci ile neyi çözdünüz? Şimdi ne oldu? Şimdi katar katar asker sevkiyatı, çatışma haberleri neyin işareti? Kürtlerde var olan öfkeye bir de kandırılmış olma kızgınlığı yüklenmedi mi? Pazarlıklar kimle nasıl yapıldı kim kime ne söz verdi?. Kim kimden ne söz aldı? Hangi entrikaya karşı hangi karşı entrika sahne alıyor? KİM biliyor olan biteni?...Mutlaka bir bilen var  ENTRİKATÖR! Ama o da Türkçe bilmiyor!
*Sabah erken kalkıp, en yeni gömleğimi buldum. Yakın çevreme en güler yüzümle Günaydın dedim. Oysa belim gene ağrıyordu. Aklım memlekette,.yollarda... Bir süre sonra TV yi de kapattım... Kazalar... Olumsuzluklar... Sahte yüzler... Gerçek gibi anlatılan yalanlar.. .Birden... Şeker bayramının şekeri kaçmıştı...

Gene de iyi bayramlar! Sevgiyle... 17 07 2015

9 Temmuz 2015

Sahi... Hepsi senin mi?


Zorlukla karşılaşmayan rahatın değerini bilmez. (Çerkes ata sözü)
*Seçim gelip geçecek. Ama mücadele bitmeyecek. 8 Haziran’dan sonra daha da sertleşecek. Gerçeği bulamayan göremeyenleri kim tedavi ediyor dersiniz? ... 
Yalan Doktoru AKP... Ona göre…KELAYNAK  31.05.2015
................................
Potamyalı (RTE) siyasetten yenilerek çekilmeyi kabullenemiyor! Kabullenemez! Aslında yeniden tek başına iktidar olabilmek için, yeniden, bir daha, bir kere daha seçim istiyor... Onun seçim derdi geçim derdinden daha büyük. AKP oylarının düşeceği korkusu ile yeniden seçime hevesli değilmiş gibi de yapıyor. Politikayı halkı kandırma sanatı olarak görürseniz bin bir plan üstüne yedek olarak birkaç bin plan daha yapabilirsiniz! Yapmalısınız... Halka gerçeği söylemek mi? O da ne demek! Söylememek için!
Kaçak Saray’da olanlar zaman zaman yansıyor. Milli idarenin (!) tecellisi gibi mi? Saray... Odalar, odalar, başkanlıklar, başkanlıklar. Kurgular. Parlamenter rejime ters ne varsa onların hazır odaları!.. Toplantılar, iftar yemekleri... Kalabalıklar gruplar... TEK ADAM ve diğerleri! Kim kimi kandırıyor dersiniz!
Kaçak Saray görüntüleri roman gibi... Muhtarlar ile saatlerce konuşuyor. Pardon onlar hala Tayyip Erdoğan muhtarı mı? Kaçak Sarayı her gördüğümde Çavuşevsku’nun halkı yoksulluk içinde kıvranırken inşaa ettirdiği saraya benzetiyorum. İnşallah akıbeti benzemez. Ufak tefek adamla uzun adamı mukayese etmek istemem. Çavuşevsku sarayının da bekleme salonu “Türk gazetecileri konuk olarak ağırladıkları” salon muhteşemdi. Belki tek büyük ve de yuvarlak  masası yoktu!. Türk gazetecileri kabul ettiği günü hatırlarım.  Tek tek ellerimizi sıktı. Hepsi o kadar. Ne bir şey sorabildik ne de cevap alabildik! Polis çok sertti, emretmek için ağzını açar ama halk sımsıkı kapardı... Neyse... Öyle benzer sahneler var ki...

Ben merak ettim... 7 Haziran seçiminde RTE ne kadar Anayasa hükmünü çiğnedi... Zaman geçince halkımız gördüğüne inanıyor. Olması gereken unutuluyor. Daha da önemlisi vesayetten kurtulmak için yola çıktık, az gitmedik, uz gitmedik nereye geldik... AKP nin getirdiği Erdoğan vesayetine! AKP onun kaptanlığında hemen her şeyi saklayarak geliştirmedi mi? Sünni bir mezhepci davayı yürütmedi mi? Biz neden burnumuzu Suriye bataklığına soktuk. Esad’la ailece görüşen ben değildim... Erdoğan ve Emine hanımdı... Canciğer kardeşler neden kanlı bıçaklı oldular? Recep Tayyip Erdoğan’ı siyaset Cumhurbaşkanı yaptı... Erdoğan Meclis Kürsüsüne çıkıp yemin etmedi mi? Neye söz verdi?
“Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılâplarına ve lâik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma,”
En azından yeminin bir bölümüne sadık kaldı mı? Üstüne üstlük tereddütsüz yeminin tümünü okudu ve ant içti. İçtiği ne idi dersiniz? İktidar iksiri mi? Ne ile sarhoş oldu? Bunca antidemokratik yasayı emrindeki AKP milletvekillerine işaret edip “Geçirile” dedi. Torbalaya torbalaya kimi zaman bir gece yarısı, kimi zaman bir madde altına sokup kanun haline sokmadı mı? Torbalarla geçen yasalar ile torbalıp torbalanıp bugüne gelmedik mi? Rejim düşmanlığı depreşmedi mi? Hangi yaptırımla karşılaştı? Devletin Yüksek Seçim Kurulu kılını mı kıpırdattı?. Devletin hukuk sistemi “hoooop” mu dedi? Devletin hangi imkanını ne kadar harcadı. Daha başka bir ifade ile onun Cumhurbaşkanı olmasını istemeyenlerin  (en az %48) vergilerinden ne kadar parayı kullandı. O para milletin parası idi... Gider ayak bir el çabukluğu daha görmedik mi? Son saniyede sadece Başbakan için var olan Örtülü Ödenek Cumhurbaşkanlığı için yeniden yaratmadı mı? Nedir bu söylerim yaparsınız hali?. İleri değil aşırı demokrasi mi? Oysa siyasette sahne alanların her hangi bir partiye, herhangi bir lidere biat etmeden önce bilmesi gereken şey şu değil midir: Bir ülkede özgürlükler ne kadar genişlemiş ise, sosyal yapı ne kadar sağlam ise tek adamlar ne kadar sıradan vatandaş gibi yaşıyorsa o ülke o kadar hızlı kalkınır...
İnsanların tercihlerini kullanabildiği yarışma ortamında eşit şartları adil bir şekilde paylaştıkları ve hemen her şeyi araştırabildikleri rejimlerde serbest seçim halkın iradesini belirleyebilir. Ve yandaşların olmadığı ortam katılımı güçlendirir, kabiliyetleri keşfeder, laik olanı yükseltir...
AKP rejimi mezhepçi ,dayatmacı, yeşilden koyu yeşile oradan da zihni altında yıllardır yaşattığı şeriat  yoluna geçmek için otoriteyi besleyen kanunları torbalamadı mı? 13 yıl kadar her şeyi sardı sarmaladı Boyadı, alladı, pulladı. Benim muhtarım dedi. Benim milletvekilim dedi. Benim hakimim dedi. Benim polisim dedi. İktidarını payandalarken “AKP’nin torbalarından” neler çıktı şimdi gün ışığında değil mi? Gide gide çok mu demokratik bir ortama uyandık. Hala tam amlamı ile uyanabildik mi? Ve 7 Haziran’da halk AKP ve onun kurucu liderine şunu sormadı mı?.. Sahi... Hepsi senin mi? Diğerlerine % 60 kadarına hiç bir şey bırakmadın mı? Mecliste yasaları çiğneyip yeni lezzetler tatmadan, beşinci parti gibi hareket etmeden bir soluk al! Neden torbaladın torbaladın ama sonunda çuvalladın... İktidar elinden çıktı.? Şimdi anladın mı hepsi senin miydi?

*Önemsiz bir not: Elimde olan sebepler yüzünden, bir süre canım yazmak istemedi. Karışanı olmamanın ve patron emri dinlememenin tadını çıkardım...

Sevgiyle...Yalçın Kamacıoğlu

4 Haziran 2015

Yalıkavak tepelerinde “çalışır yel değirmeni”!

 Bodrum’un güzel kıyılarından biri de Yalıkavak. Yalıkavak’a bir tepeden iniliyor. Tepede bir cafe dikkatimizi çekti. Arabayı park edip cafeye girdik. Girdik diyorum dışarıda oturmak zordu zira rüzgar tepeyi uçuruyordu.
Tabii bu kadar rüzgar alan bir tepeye yel değirmeni yapmak da doğaldı. Oradaki çalışanlara yel değirmeninin çalışıp çalışmadığını sorduk.
Çalışıyormuş. Pervanenin kanatlarını çalışma sırasında takıyorlarmış. Yel değirmenleri ile rüzgâr enerjisini kullanmak çok eskilere dayanıyor.
Elektrik kaynağı olarak kullanılan ilk yel değirmeni ise 1890 yılında Danimarka'da yapılmış. Bu tarihten sonra rüzgârla çalışan değirmenler küçük ev ve çiftliklere elektrik sağlamak için kullanılmış.
1970'li yıllarda yel değirmenleri aracılığıyla elektrik üretimine ilgi arttı. ABD'de kurulan rüzgâr çiftliklerinde yel değirmenleriyle elektrik üretimi yapılıyor.
İlk yel değirmenlerinin 7. yüzyılda İran'da, daha sonraları Çin'de kullanıldıkları ve sonraları da Avrupa'ya yayıldıkları eldeki belgelerden anlaşılıyor.


29 Mayıs 2015

YALAN DOKTOR’u!...


Ne yazık ki ben 55 yıllık gazetecilik hayatımda haksever kaldım ama hiç bir zaman Oğuz Haksever olamadım... Belli ilkeler için direnince gerçeği arayan gazetecileri yadırgadılar... Silinip gittikleri de onlara uygulanan soykırım “dinozorların yok oluşu” olarak takdim edildi. Oysa gazetecinin gerçeği arama inancı mesleğin omurgasıydı. Yani o zaman da medyada dik durmaya çalışanlar oldu! Yok olmanın fark edilmeyen kısmı medya patronlarının meslekten gelenlerle ticaretten gelip medyayı daha zengin olabilme aracı görenlerin yer değiştirmesi ile gerçekleşti. Gerçek ve görünmeyen çürüme böyle başladı... Beni her zaman tebessüm ettiren söylemler sıklaştı. TV lerde yüzlerini görüp sözlerini dinlediğim, yılların deneyimli gazetecileri 20 yıllık 25 yıllık meslek geçmişlerinden örnek vermeyi ihmal etmediler. Benim için bu konuşmalar bir kere daha geriye dönmeyi gerektirdi. Bugün HÜRRİYET gazetesi üzerinden yürüyen tartışma böyle bir ayrımı çok iyi anlatacaktır.
Zaman zaman çok iyi işler yapmış gibi anlatılan Turgut Özal sadece daha kısa boylu idi. Mehmet Barlas gene aileye yakındı. Zaman zaman o tarihe yön veren yazılarında sadece şöyle bir şikâyeti görürdünüz! “Ben çağrılmadım sanmıştım. Meğer Turgut bey beni de yemeğe davet etmiş. Meğer benim davet edildiğim yemek Ankara da değil İstanbul’daymış.” Mehmet Barlas yönetenlerden fazlaca ayrı kalamaz. O dönem yanak sıkma huyu yoktu. Siz ne şekersiniz gibi mesleği acıtacak cümleleri keşfetmemişti! Ama görüntü değişmemişti. Turgut Özal’ın acımasızlığını, kindarlığını ve de gaddarlığını Bulvar Gazetesi Genel Yayın Müdürü iken yaşadım. Bilirim değil, iyi bilirim.. Olayları duymadım. Bizzat yaşadım. Bugün mesleği yaptım sananlar siyasetin saptığı yanlışa saplanıyorlar. YALAN ONLARA DA KOLAY GELİYOR!
Bir gazete sahibi ne kadar gazetesine sahiptir? Bir gazeteci ne kadar kahramandır?
Dünden bugüne gelişi anlamaya yardım edebilmek için anlatmam gereken şeyler var!
Aydın Doğan ile tanışacaktım. Bulvar gazetesi kapatılmıştı. Yani ben gene işsiz kalmıştım. TAKSİM’ e çıkarken sol kolda bir apartmana ve elimde bir küçük bir çanta gelmiştim. Tanışırken önce söylenen iltifat cümleleri nasıl biter o dönem ezberlemiştim.
-Yalçın kime sorsam senin gazeteciliğin hakkında çok müspet şeyler söylüyor. Ama ben sana gazeteci olarak gel bizde bir yere otur diyemem. Biliyorsun sen de Turgut beyin kara listesindesin. Ama sen bize promosyonlarda yardım et.
- Ama Aydın bey... Savunduğumuz basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü bu listelere itibar edilip uygulandıkça nasıl korunacak? Beni dinlemediğini fark ettim. O getirdiğim çantayı açmış içindeki kitaplara, yani promosyon malzemelerine bakıyordu. Kitabı incelerken konuştu.
-Sonuçta burası da ticari bir müessese...
İş bulma sevinci yaşamadığımı hatırlıyorum. Eşim benden çok heyecanla bekliyordu. “Ne oldu? sorusuna ne mi demiştim. Eski Hürriyet asla geri gelmeyecek. Eski gazete patronları da!
Zaten Aydın Doğan katıldığımız hemen her toplantıda beni eski Hürriyetçi olarak ayırma nezaketi göstermişti. Bugün Aydın Doğan’a siyasetin yaptığı haksızlığı kabullenmek mümkün değildir. Laik demokratik hukukun üstün olduğu bir rejimi savunurken “seçim bitecek her şey geçecek” masalına bel bağlayamayız. Gerçek veya yarı gerçek kahramanlara da... Keşke Aydın Doğan’ın gazete patronluğu kimliği, iş adamlığı kimliğinden daha fazla olsa. Direnebilirdi. Patrondur. Ve sonuçta ağır basan PARA olur... Diyeceğim gerçeği arama görevi kâr etme yerine zararı göze alabilecek gerçek gazetecilere kalıyor. Havuzdan çıkmalarla, hayallerle gerçekleri karıştıran, Dolmabahçe kalemşörlerine gelecek kavgasında ihtiyaç yok!
Aydın Doğan meselesini açmamın temel sebebi küçümsemek değil.
Ben zor doğa şartlarına rağmen Texas’da  OY kullandım. Elçiliğe ulaşmak için araba ile 4 saat yol aldık. Yağmur ve sel burada da felaketlere yol açmıştı. Zaman zaman ana yol tıkandı. Pek çok tali yol ise kırılıp düşen ağaç ve taşan sel yüzünden kapanmıştı. Kamacıoğlu ailesi olarak kararımız mutlaka OY KULLANMAKTI! Kullandık... Bir anlamı ile görevimizi tamamladık... İzin verirseniz konuşma hakkımız var!

Şimdi uyarma hakkını da kullanmalıyım... Seçim gelip geçecek. Ama mücadele bitmeyecek. 8 Haziran’dan sonra daha da sertleşecek. Gerçeği bulamayan göremeyenleri kim tedavi ediyor dersiniz?. Yalan Doktoru AKP... Ona göre.

25 Mayıs 2015

TATİL KENTİ BODRUM’UN TARİHİ KALESİ!

Türkiye’nin belki de yarısı Bodrum’a gitmiştir. Gitmiştir de kaç kişi Bodrum Kalesi’nde sergilenen tarihi buluntuları gezmiştir?
Bodrum bir tatil cenneti olduğu kadar tarihi bir kent de. Kaleyi gezerken  
Ben de eşimle sırf tarihi yerleri gezmek, görmek için gittim Bodrum’a. Kaleyi gezerken çoğunlukla yabancı turistlerle dolaştık salonları.
BEŞ KULELİ KALE
Bodrum Kalesi iki liman arasında, üç tarafı denizlerle çevrili kayalık bir yarımada üzerine kurulmuş. Kuzey yönünden karaya bağlı. En yüksek yeri deniz seviyesinden 47,50 metre yükseklikteki Fransız kulesi. Bu kuleden başka İngiliz, İtalyan, Alman kuleleri ile Yılanlı kule olmak üzere dört kule daha var.
İç kaleye, yedi kapı geçilerek ulaşılıyor. Kalenin I. kapısı kuzeybatı köşesinde.
Kesik tonozlu bir koridorla iç kaleye giriliyor. Bu koridorun altında bir sarnıç bulunuyor. İç avluda antik dünyanın ve yörenin tüm ağaç ve çiçeklerini görmek mümkün. Bunlardan biri defne. Kralların ve soyluların gölgesini sağlıklı buldukları çınar ağacı kalenin orta avlusunda. Antik dünyada çok önemli yeri olan zeytin ağacı ile pek çok törende kullanılan mersin de yetiştirilmekte. Mersin, Afrodit'in kutsal ağacı idi. Kuşlardan güvercin, çiçeklerden de gül Afrodit'e adanmıştı. Güvercinlerin selamlamalarıyla karşılaşmak ve gül kokularını duymak belki de kaleyi gezenlere Afrodit'i anımsatacak. 
 AMPHORA SERGİLEMESİ:İki kulplu,sivri dipli, taşınabilir lan bu kaplar antik devir ticaretinde zeytinyağı,şarap, kuru gıdaların taşınmasında ve depolanmasında kullanılmış.
 CAM SALON;Bu salonda M:Ö:XIV yy ile M:S XI yy arasında tarihlenen cam eserler sergileniyor.
 CAM BATIĞI:Marmaris'in 24 mil kadar batısında Bozuk Kale yakınlarındaki Serçe Limanı içinde bulunan Cam Batığı diye bilinen gemiye ait buluntular sergileniyor. Bu buluntular içinde ağırlık yapsın diye ahşap çapaların içine dökülen kurşun kalıplar ilgi çekiyor.

 İNGİLİZ KULESİ:Kule İngiltere’nin İngiltere dışındaki en büyük yapıtı. Kule IV. Henri zamanında yapılmaya başlanmış. Kulenin duvarlarında şövalyelerin adları bulunuyor.
 Kale burçlarından limanın görünüşü.
 KALENİN ŞEMASI:Antalya-Gelidonia Batığı kazısından çıkarılan eserlerin getirilmesiyle kale, 6 Kasım 1964 yılında Bodrum Müzesi açılmış. Müzede sergilenen eserlerin büyük bir bölümünü su altından çıkarılan kültür varlıkları oluşturduğundan 1981 yılında Su altı Arkeoloji Müzesi adını almış.
 Tarihi dönemlerde Bodrum'da kullanılan teknelerin bir benzeri kalede sergileniyor.
 DEVASA ZAKKUMLAR:Yaz boyunca en güzel moru açan ipek karanfilleri, her türlü rengi olan sardunyaları, çeşitli kaktüsleri, begonvilleri ve Kıbrıs akasyasından, çam, gölge ağacı, nar ve duta kadar Akdeniz iklimine uygun her türlü çiçek ve ağacı kalede görmek mümkün.
GENÇ TUĞ BATIKLARI:Bu bölümde Gelidonya burnu Batığı Şeytan Deresi Batık eserleri sergileniyor.Tunçtan yapılmış dev çapa bunlardan bir tanesi.

Kaynak:T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı
Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü

20 Mayıs 2015

Turgutreis’te “alın çöpüzü başınıza çalın” heykelleri!

 Bodrum’a mutlaka gitmişsinizdir. Turgutreis bölgesine de. Turgutreis'de Bodrum’un kargaşasını göremiyorsunuz.
Beldeye girdiğinizde D- Marin’de sizi geniş ve sakin bir park karşılıyor. Çöp sanat Parkında ilginç eserler var.
Denizi kirleten çöplerden yapılan heykel hemen dikkatinizi çekiyor. Pet şişe ve kapaklarından yapılan Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın Sadun Bora’nın portreleri de sizi acı acı gülümsetiyor.
Sanatçı Koçak çöplerden sanat eserleri yapıp birilerine mesaj göndermiş ama anlayan var mı acaba?
 Pet şişe ve kapaklarından yapılmış tekne heykel, sanatçı heykeltraş Rıfat Koçak imzasını taşıyor.
 Sanatçı Rıfat Koçak’ın kendi çalışması olan Halikarnas Balıkçısı metal büst heykeli.
 Pet şişe ve kapaklarından yapılan Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın  portresi (üstte) ile ünlü denizci Sadun Bora’nın portresi  (altta) parkın dikkati çeken heykelleri arasında.

19 Mayıs 2015

19 Mayıs’a yasak getirenler, Atatürk sevgisini daha da perçinledi!

 Bugün Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı .
 19 Mayıs 1919'da Mustafa Kemal Atatürk Bandırma Vapuru ile Samsun'a çıkmıştı ve bugün İtilaf Devletleri'nin işgaline karşı Türk Kurtuluş Savaşı'nın başladığı gün kabul edilir.
 Atatürk bu bayramı Türk gençliğine armağan etmişti ama Atatürk’e karşı cepheleşen güç 2012'de, Mayıs ayında havanın soğuk olacağı ve bu açıdan öğrencilere ve vatandaşlara yük olmaması gerekçesiyle başkent Ankara dışındaki illerde, stadyumlarda kutlanması Mili Eğitim Bakanlığı Orta Öğretim Genel Müdürlüğü'nce okullara gönderilen bir yazıyla engellendi.
Engellendi engellenmesine ama Cumhuriyet ve Atatürk sevgisi kalplerden sökülüp atılamadı. Bilakis bu sevgi daha da perçinleşti.