18 Ağustos 2018

TÜRKİYE'NİN EN BATISI: GÖKÇEADA

Filiz Kamacıoğlu gezdi, bizimle paylaştı:
Çanakkale Boğazı’nın kuzeybatısında yer alır. Türkiye’nin en büyük adası. (289 kilometrekare)
Volkanik ve dağlık yerleri çok olan adada benzersiz jeolojik oluşumlar var. Özellikle Kaşkaval Burnu ( Peynir Kayalıkları) ve Yıldız koy. Yıldız koy, Türkiye Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) tarafından 1999 da su altı milli parkı ilan edilmiş.

Yukarı Bademli Ceneviz kalesi...
Adada yetiştirilen ürünler, zeytin, tahıl çeşitleri, üzüm, ayçiçeği, mısır, sebze ve yöresel meyvalar.
Tarım alanları dışında Adada meşe, ahlat, kızılçam, badem, ceviz, kekik, böğürtlen, ada çayı ve ıhlamur görülmektedir. Bunlar içinde karadut önemli yer tutmaktadır.
          Kale Köy limanı...
Adanın doğusundaki Aydıncık (Kefaloz), rüzgar sörfü için ideal bir yer olarak kabul ediliyor.
Adanın Güneydoğusunda deniz suyuyla oluşmuş Tuz Gölü var. Gölde bitkilerin çürümesiyle oluşan siyah çamurun şifalı olduğuna inanılıyor ve vücuda sürülüyor.
Ada, su altı kaynaklarına sahip olduğu için tarım açısından çok verimli. Orman, makilik  ve zeytinlik alanları var. Güney kıyıları “ Geven” denilen dikenli çalılarla kaplı. Gevenler, adanın erozyon dengesini sağlıyor.
Adadan bir manzara...
 Organik zeytin yağı ve ballar...
Avrupa ile Asya arasında yer alan ada tarih boyunca stratejik bir üs olmuş ve sık sık el değiştirmiş. 1453 de İstanbul’un fethinden sonra Bizans güçleri adayı terk etmeye başlamış, kaderleriyle baş başa kalan ada halkı Fatih Sultan Mehmet’e heyet göndermiş ve 1455 de ada Osmanlı topraklarına katılmış.
Bal üretimi,Gökhan'ın bal  çiftliğinden...
Bal kovanları...
 Gökçeada’da her yıl 14-16 Ağustos tarihleri arasında Meryem Ana Panayırı yapılıyor. Meryem Ana’nın ölüm günü olan 15 Ağustos şenlik gibi kutlanıyor. Çünkü Hristiyan inancında Aziz’ lerin ölüm  günü şenlik gibi kutlanır
Çamaşırhanede, etler pişiyor

Aydıncık da (Kefaloz) rüzgar sörfü yapılıyor
Panayıra ev sahipliği yapan köy Tepeköy. Tepeköy’de her 14 Ağustos akşamı koyunlar kesiliyor ve kazanlarda pişiriliyor. 15 Ağustos’ta köyün meydanına kurulan kazanlarda yemek, tatlı, şarap dağıtılıyor ve toplu halde yeniyor, sonra dans, şarkılar başlıyor, sabaha kadar eğlence devam ediyor.
Gökçeada’da Organik Tarımdan söz etmek gerekir.
 
 Gölet...
Manzara...
 
 Meryem Ana şenliğinde kasap oyunu
Ada’da tarımsal alanların kontrolünün kolay olması, uzun yıllardır kimyasal ilaç ve gübre kullanılmamış olması organik tarımı kolaylaştırmaktadır.
Zeytin; Adanın kendine has zeytini bulunmakta.
Geven otu...
 Ada sakinleri zeytinden yüzyıllardır zeytinyağı, salamura zeytin ve sabun yapıyorlar. Zeytinin toplandıktan sonra hemen sıkıma girmesi,  ideal asitlik derecesiyle organik tarım sertifikası olan zeytinyağı üretimini sağlamaktadır.
Bal; Adanın organik balı lezzetli ve güzeldir.


12 Ağustos 2018

"Uyyyy! Karadeniz'e hoş geldiniz"

 Filiz Kamacıoğlu gezdi, izlenimlerini paylaştı:
Kastamonu Meydanı, hükümet binası ve Kurtuluş savaşı heykeli.
Sinop ceza evinde filim seti olarak kullanılan koğuşlar.
Hamsilos Fiyordu; İncekum mevkiinden Ak liman güzergahından gidiliyor. 
 Denizin bir nehir gibi kara içine girdiği Karadeniz'deki Ria Tipi kıyı oluşumunun en güzel örneklerinden. Hamsilos koyu (Hamsaroz) ile Akliman koyu gibi iki doğal limanı, bataklık-kumul-deniz ve ormanlık alanları ile zengin bioçeşitliliği bir arada  barındıran doğa harikası bir alan.
Samsun Atatürk Heykeli; Heykelin kaidesindeki Atatürk imzalı yazı:
"Bunlar işte böyle yalnız demire,çeliğe, silah kuvvetine dayanırlar. Bildikleri şey yalnız madde! Bunlar hürriyet uğruna ölmeye karar verenlerin kuvvetini anlayamazlar. Biz, Anadolu'ya ne silah ne de cephane götürüyoruz. Biz ideali ve imanı götürüyoruz." 15 Mayıs 1919

 Çarşamba Çivisiz Camii (Göğceli Camii) tahminen 1195 tarihli. Ahşap geçmelerle yapılmış, çivi kullanılmamış. Rutubetli bir yer olmasına rağmen ağacının çürümemiş olması, ağaçların belli mevsim ve günde kesilip, ilaçlanıp,suya atıldığını,fırınlanıp kullanıldığını gösterir.
Terme-Amazon heykeli; Anadolu mitolojisinin savaşçı kahramanlarının M.Ö 1200 lü yıllarda Thermedon (Terme çayı) kıyısında yaşadıkları antik kaynaklarda belirtilmektedir.Amazonlar ok atıp at biniyorlar, iyi yay çekebilmek için sağ memelerini kestikleri bu nedenle de memesiz anlamına gelen Amazon ismini aldıkları söylenir. Erkekleri işçi ve uşak olarak kullanıyor,savaşta esir aldıkları erkeklerle beraber olduktan sonra esirleri öldürüp doğan erkek çocuklar öldürülüyor, kız çocukları ise ihtimamla büyütüp güçlü bir savaşçı olarak yetiştiriyorlarmış.(Kay.Kaidedeki bilgi.Heykeltraş Ahmet Uyan.)
Uzungöl; Trabzon ilinin Çaykara ilçesine bağlıdır. Gölü ve sık ormanları ile meşhur olmuştur.
Karagöl; Artvin, Borçka ilçesine bağlıdır. Göl ve yakın çevresinin içerdiği flora, fauna, üstün peyzaj ve jeolojik özellikleri ile tabiat parkı özelliğini taşır.Göl heyelan gölüdür. Anıt sayılabilecek yaşlı ağaçlarla çevrilidir. Zengin bitki örtüsü ve hayvan çeşitliliğine sahiptir. Gölde yöreye özgü kırmızı pullu alabalık bulunur.
Ayder Gelin Tülü şelalesi; Rize ili Çamlıhemşin, Ayder yaylasındadır.
 Tarihi Taş köprü
Rize-Çamlıhemşin Çinçiva (şenyuva) köyü
Çinçiva'dan köprülü manzara
Zil Kale; Ticaret güvenliği açısından çok önemli bir konumda bulunur. Fırtına deresinden 100 metre. denizden 750 metre yükseklikte konumlanmış 8 burç ve 1 gözetleme kulesinden oluşur.Savunma hendeği konumundaki Zil deresine merdivenle inilen bir kaledir. Yapım tarihi bilinmemektedir. Ahşap olan iç konstrüksiyon çürüyüp yok olmuş olmalıdır. Zil kale,Varoş kale,Pazar kalesi ilk bakışta aynı elden çıkmış ve aynı amaçla yapılmış izlenimi vermektedirler. Trabzon İmparatorluğu döneminde ya bizzat Komnenoslar ya da İmparatorluğa bağlı yerli kontlar (örn;Zil kale için Hemşin Lordu Arhakel) tarafından yapıldığı tahmin edilir. Kalenin alt ucu tepelerin üzerinde başka kalelere ve eski bir kilise kalıntıları bulunan Fırtına deresine kadar uzanır.
Amasya şehri maketi
Yeşilırmak kıyısında tarihi Amasya evleri ve kaya mezarları
Amasya'da  Atatürk ve arkadaşları (Kurtuluş Savaşı) heykeli;
Amasya Tamimi (1919) ve Atatürk'ün şu sözleri Heykelin önünde yer almakta;
"Ben milletin mevcudiyetine (varlığına) hürmet, iradesine (isteğine) riayet (uymak) şartını esas olarak ihtiva eden (kapsayan) bir itilafnameyi (anlaşmayı) padişahın murahhaslarına (görevlilerine) Amasya'da imza ettirdim. Amasya İnkilap ve Cumhuriyet tarihinde daima ehemmiyetini muhafaza edecek bir mevki ihraz (yer almıştır) etmiştir". 24-9-1924 Mustafa Kemal

21 Mart 2018

Burgazada, Sait Faik ve mimozalar!...

Suzan Peker
Mart geldi mi aklımıza düşer mimoza ve adalar. Yine öyle oldu. Hem narinliği hem güçlülüğü bir arada taşıyan ve bu yönüyle Dünya Kadınlar Günü'nün de simgesi olan baygın kokulu sapsarı mimozaların peşine düştük. Baharı koklayıp denizin iyot kokusunu içimize çekip biraz da yeme-içme keyfi yapıp dönecektik. Bu keyfi yaşayacak dört kişiydik; en azından benim tanıdığım..
Martıların gözü de yollarda(solda); Kilise meydanı (sağda).
Çocukların okula gönderilmesi, İstanbul'un trafiği derken Burgazada vapurunu kaçırdık. "O zaman Heybeli'ye gider sonra Burgaz'a geçeriz" dedik. Saat 10.30 gibi Heybeli'deydik karnımız acıkmıştı. Güzel bir kahvaltı istiyorduk ve şansımız yaver gitti. Adanın en güzel kahvaltısını yaptık bizce. Güneş içimizi ısıtırken, sıcacık ekmeklerimizi martılar ve kedilerle de paylaşıp mutlu olduk. Adaya iner inmez Burgazada vapurunun kaçta olduğunu öğrenmiştik. 12.50'ye yetişmek için kısa bir tur yaptık. Bir sokakta pazara bile rastladık. Gözlerimiz sarı mimoza ağaçlarını aradı ama nafile. Vapurun kalkmasına 5-10 dakika kala "ada ponçiği yemeden olmaz" dedik. İki ponçik, iki elmalı kurabiyeyi alelacele kahveyle bitirip vapura yetiştik. Elmalıların, ponçikten daha güzel olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.
Can dostlardan biri bizi yolculuğumuz boyunca yalnız bırakmadı.

İki ada arası zaten 15 dakikalık mesafe. Burgaz'ı ayrı bir seviyorum nedense, küçük olduğundan mı, Sait Faik'ten mi, sokaklarından mı bilemedim. Her türlü ağacın çiçeğe durduğu sokaklardan yürüyerek Aya Yani Kilisesi'nin küçük meydanına vardık. 1899'da yapılan bugünkü kilisenin Yahya Peygamber Kilisesi'nin bulunduğu yere inşa edildiğine inanılıyormuş.
Sait Faik'ten anılar ve biz..(Üstte ve altta)

Sait Faik Abasıyanık Müzesi
Yine bir mart ayında gelip, kapısından döndüğümüz Sait Faik Abasıyanık Müzesi'ni bu sefer ziyaret etmeden olmazdı. Müze,  kilisenin bir sokak üstünde.. Aklınızda bulunsun; çarşamba, perşembe, cuma ve cumartesi günleri 10.30-17.30 arası açık. Ada ruhunu yansıtan bu beyaz ev, anı ve hüzün yüklü. Babasının ölümünden sonra bir süre annesiyle bu evde yaşayan Sait Faik, 48 yaşında siroz nedeniyle yaşama veda etmiş. Annesi Makbule Hanım ise oğlunu kaybettikten sonra çok sarsılmış ve yalnız sayılabilecek yılların ardından 1963'te vefat etmiş. Makbule Hanım'ın olayları farklı açılardan değerlendirebilme kabiliyetinin Sait Faik'in yaşamında belirleyici olduğu anlatılıyor müzedeki yazılarda. Makbule Hanım'ın vefatının ardından ev, müze haline getirilmiş.Eserleri vasiyeti gereğince Darüşşafaka Cemiyeti'ne bırakılmış.  Annesinin çabalarıyla başlanan hikaye ödülü ise bugün "Sait Faik Hikaye Armağanı" olarak devam ediyor.

Sait Faik, Özdemir Asaf ve Sabahattin Kömürcüoğlu bir sohbette.
Sait Faik faytoncularla...
 Sait Faik işçilerle, elinde kağıt kalem not alıyor.
Müze, ücretsiz gezilebiliyor. Müzeden alacağınız küçük hediyelik eşyalarla da hem Sait Faik'i hissediyor hem de Darüşşafakalı çocukların eğitimine katkıda bulunuyorsunuz.
Müzeyi birlikte gezelim isterseniz;
Mimozalar ve biz...
 Yatak odası ve Sait Faik'in okul çantası...
 Çatı katındaki oda ve yemek odası...
İlk katta ailenin yemek ve misafir odası... Kim bilir  kimlerle ne sohbetler yapıldı bu salonda.
 Köşede bir camekanın içinde Sait Faik'in okul çantası... O zaman da yazmaya meraklı mıydı acaba?
Sait Faik ve annesinin sanki gerçek boyutlu fotoğrafları... Anne ve oğlun kısa süren birlikteliği birbirlerine doyamamışlar besbelli...
İkinci katta Sait Faik'in karyolası üzerinde pijamaları, ellerini yıkadığı maşrapa.. . 'Şehri Unutan Adam'dan alıntıyla
"Ters yüzüne evime dönüp odama kavuştum. Dört duvar, bir pencere, bir valiz içinde birkaç kitap ve bir demir karyola.. Hasılı mukaddes bir hapishane olan odamda, düşünmeden, hatta okumadan gezindim, durdum."
Diğer odalarda, arkadaşlarla sohbet ederken Sait  Faik,  elinden kağıt kalemin eksik olmadığı Sait Faik..Belki ulaşır bilinmez  O'na yazılan ziyaretçi mektupları..Merdiven başında Sait Faik Hikaye Armağanı'na değer bulunan  yazarlar ve eserleri...
Son olarak bir çatı katı, denize açılan iki küçük pencere, bir kolçaklı sandalye, bir koltuk...Kimbilir hangi hikayeler yola çıkmış buradan..
Müze evden ayrılırken dördümüze de 4 'elma' düşüyor gökyüzünden Sait Faik'ten bize hediye ve şöyle diyor hepimizin gönlüne göre
- "İçim ona nehirlerin denize aktığı gibi akıyordu" Havada Bulut/ Ay Işığı
-"Seyahatler çekiyor içim"- Son Kuşlar
- " Şu uyku insanın sevgilisi gibi bir şey gelmeyince sinirlendiriyor"- Mahalle Kahvesi
­- "Sevmek, bir insanı sevmekle başlar herşey"  Alemdağ'da var bir yılan..
Müzeyi geride bırakıp Kalpazankaya'ya doğru yürümeye başladık. Çiçekli ağaç dalları arasından mavi sular ne kadar da güzel görünüyordu. Yokuş yukarı çıktıkça ağırlaştı adımlarımız. Tenha yollarda bir korumamız da vardı. Adaya geldiğimizden beri bize eşlik eden, insanların can yoldaşı. Yolun yarısını geçmiştik ki aklımıza geldi. Kalpazankaya'daki restaurant kapalı olabilir miydi. Evet, henüz sezonu açmamışlardı. Yürüyüş yapıp, fotoğraf çekip tekrar iskeleye döndük. Yollarda gözlerimiz yine mimozaları aradı. Bazı ağaçların tohumlarını elimize alıp inceledik ama bulamadık. Denizin kıyısındaki restaurantlardan birinde öğle keyfi yaptıktan sonra bir tezgahta tanesi 10 liraya satılan mimoza demetlerinden hepimiz birer tane aldık. Ellerimizde mimozalarla anılarımıza not düşerken, mimozaları neden ağaçlarda göremediğimizi de anladık...
Saat  17.00 gibi şehrin karmaşasına dönmüştük.

13 Şubat 2018

BOĞATEPE KÖYÜNDE “GRAVYER PEYNİRİ” ÜRETİMİ!

Oya Kamacıoğlu Kars’ı gezdi, yazdı:
19.yy.ın sonlarına doğru Rus işgali sırasında Kars’ın 10 ayrı köyünde İsviçreli ve Alman  peynircilerin Rusya’ya gelip yerleşenleri  tarafından gravyer yapım yerleri kurulmuş. Bunların gelişi de Rusya’dan Tiflis’e oradan da Sarıkamış’a kadar giden atlı tramvay ile olmuş.
Gravyer İsviçre kökenli bir peynir. İsviçre’ye benzer ortamı Kars yaylalarında bulmuşlar. Ruslardan ayrı olarak  Çarlıkla ters düşüp Kafkasya’ya yerleşen Rus Malakanların da peynir üretiminde rolleri olmuş. Eski adı Büyük Zavod (bugün Büyük Boğatepe) köyüne Gürcistan’dan gelen Terekeme Türkleri, Malakanlarla birlikte peynir üretimini sürdürmüş. Bugün hala  üretilen bir peynir türü “Malakan peyniri” olarak anılıyor.

 Büyük Boğatepe köyünün eski adı Zavod, Rusça’da fabrika, atölye, mandıra anlamındaymış. 2400 rakımlı bu köy, geniş bir platoya yayılmış. Bir Terekeme (Karapapak) köyü. 
 Özellikle bu yörede yetişen 150 yi aşkın bitki türü, ineklerin sütünün kalitesi bakımından özelmiş. Köy, yerel tohumların korunması, organik tarımın yaygınlaştırılması, çiftçi eğitiminin yapılması, bölgenin yaşam kalitesinin artırılması, kırsal turizmin canlandırılması gibi konularda dernek kurarak, Avrupa ile temaslarda bulunarak çalışmalar yapıyor.

Burada bir peynir müzesi var. “Organik Peynir Müzesi. Veya “Eko Peynir Müzesi”. Türkiye’nin ilk ve tek peynir müzesi. Müze olarak sergilenen iç içe geçen odalar, eskiden  yapılmış peynirlerin dinlendirildiği bir yermiş.

Müzede, sergilenen şeylerin başında o bölgede yetişen bitkilerin renkli resimleri, adları ve özellikleri geliyor. Müzenin kuruluşunu ve tarihçesini anlatan panolar, inek türleri,  her biri 30 kilo kadar gelen gravyer tekerleklerinin yapımının aşama aşama resimleri, eskiden kullanılmış olan araç ve gereçler görülüyor. 

12 Şubat 2018

RUSLARDAN KARABEKİR PAŞA'YA HEDİYE: BEYAZ VAGON

Oya Kamacıoğlu Kars'ı gezdi, yazdı:

1921 Kars Antlaşması için Kars’a gelen Rus generaller,  Kazım Karabekir Paşa’ya beyaz bir vagon hediye etmişler. Antlaşmanın imzalandığı bu vagona hem Arap harfleriyle hem de Rus Kiril harfleriyle paşanın adını ve unvanını yazdırıp getirmişler.
35 ton civarında ağırlığı olduğu söylenen bu vagon, 17 m. Uzunluğunda. Bugün Kanlı Tabya Müzesi’nin bahçesinde sergileniyor. Vagon, yatak odası, çalışma odası ve banyo bölümü olarak ayrılmış ve güzel bir şekilde de döşenmiş. 8’er penceresi var. Peç soba sistemi burada da ısıtma olarak kullanılmış. Müzenin bahçesinde kısa bir ray üzerine oturtulmuş. Üstü örtmeli bir şekilde muhafaza ediliyor.

11 Şubat 2018

KAFKAS CEPHESİ HARP TARİHİ MÜZESİ: KANLI TABYA

Oya Kamacıoğlu Kars'ı gezdi, yazdı:
Kars’ta tabyalar (savunma binaları) 1734 yılında yapılmaya başlanmış. 46 tabyanın en büyüğü ve en sonuncusu Yeni Tabya’dır. 1828 yılında Rusların bir gece baskınıyla orada şehit olan 600 Türk askerinin anısına “Kanlı Tabya” adını almış.
Bugün Kafkas Cephesi  Harp Tarihi Müzesi olarak kullanılan bu bina, Halitpaşa mahallesinde. 800 metre kare iç alana ve 7000 metre kare açık alana sahip. Restorasyonu 2017’de bitmiş.Duvarları 1 metre kalınlığında olan bu tabya, birbirine bağlı yan yana odalardan oluşmuş. 
Girişteki enstalasyon çok etkileyici. Işıklandırılmış bir çok çarık! Bu çarıklar iki tarafa yerleştirilmiş aynalarla sonsuzluğa gider gibi görünüyor. Bu çarıklar, 1828 deki o baskında şehit olan askerlerin anısını yaşatıyor.Tam bir görsel şölen.
Tabya içindeki odalarda da  interaktif çalışmalar yapılmış. O yılların reviri, asker koğuşu, mutfağı ve ameliyathanesi dönemin gerçek eşyalarıyla da desteklenerek çok güzel canlandırılmış.





Diğer bölümlerde, 93 Harbine ait başka belgeler, silahlar, mermiler, askerlerin üzerlerinden çıkan mektuplar çok ilgi çekici. Çanakkale ve Edirne’den sonra Türkiye’nin 3. interaktif müzesiymiş.