12 Temmuz 2014

Haksızlık HAK’tır!

Atın başı geçtikten sonra kuyruğundan yakalamağa kalkma ( Çerkes Atasözü)

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) büyük bir kampanya içinde… Devlet imkanlarının tümü ile hazırlanıyor… Genel Seçim havası yaygın… Oysa sadece Cumhurbaşkanı seçilecek! AKP bu yarışta kuralsızlıklarını saklama ihtiyacı da görmüyor… Bir garip telaş var! Ve bu ortamda Adaletin A sı yok ama AKP tüm kadrosu devletin tüm imkanı ile ve 12 yıldır alıştığımız yaptım oldu fırtınasını estiriyor! Adalet Patisinden adaletsizlik yayılmıyor mu? CHP milletvekili Mahmut Tanal haktan hukuktan bahsedecek oluyor... “Anayasanın 76. maddesi ve YSK'nin 2923 sayılı genelgesine göre, “hizmette bulunan, işçi niteliği taşımayan kamu görevlilerinin seçime katılabilmesi için istifa etmesi” gerekir. Dinleyen çıkmıyor... 17 Aralık ve 25 Aralık operasyonlarındaki hırsızlık, yolsuzluk iddiaları sanki partinin AK hecesi ile aklanı vermiş gibi. Oraya bakmıyorlar bile! Ne lüzum var savcıya! Ne gerek var yargıya! Ne alakamız var paralelle. O yaptı. Onun inine gireceğiz... Kavga havası ve suçlamalar dinmiyor!. AKP hala AK mı?
Kampanyada şarkılar da tamam... Bir de pastanın üzerine çilek misali ünlüler yapıştırılıyor... Kimi tanıtıyorsunuz ki! Özgürlük diye diye her umudu ters köşelere yatıran birini değil mi? Alışkanlıklar 12 yıldır sürüyor... Menfaat dünyası. Onun havuzlarında serinlemiyor mu? Benim Başbakanım! Benim polisim. Benim genel müdürüm, benim gazetecim, benim, benim, benim... Kısaca artık sadece ONUNKİLER var... Yepyeni bir Cumhuriyet kuruyorlar! Var olanı kevgire çevirmişler, bütün birleştirici değerleri yıkıcılarla değiştirmişler, alt üst etmişler ya… Cumhuriyetin son kullanım  tarihi dolmuş gibi davranıyorlar!. Menzile doğru… O da Samsun’a ayak basmış… Benim Samsun’um dedi mi, bilmiyorum. Bu gayret, bu telaş için bilgi verdi… Olay ne imiş? Recep Tayyip Erdoğan açıklıyor “Ben aranızdan ayrılmıyorum. Hizmetlerimize ara vermiyorum, dinlenmeye çekilmiyorum. Tam tersine sizlere, aziz milletime daha iyi hizmet edebilmek için bir üst makama aday gösteriliyorum. Olay budur”
Başbakanın Cumhurbaşkanı olunca daha çok iş yapacağı, her işe karışacağı beklentisi yok muydu!. Bir gün Cumhurbaşkanı olursam Anayasayı bu kez çiğnemem, mahkeme kararlarını dinlerim, istediğim yerlere villa yaptırmam dese “ ters köşe olurdum”... Demedi!. Genç bir sporcuya BU DÖVMELER ne?” dediğinde çok sevinmiştim. O sıra Taksim de bir gazeteci komaya sokuluncaya kadar polisten dayak yemişti. Onu soruyor zannettim. Usta siyasetçi ufukta yeni bir seçim görününce vites değiştirdi veya gerçekten adalete ulaştı ve ustalaştı! Geç oldu ama güç olmadı. Ramazanın da payı olabilir! İfade özgürlüğünün DÖVME ile sağlanamayacağını hele hele polisin kahraman olsa da, olmasa da halkı, gösteri hakkını kullanan binlerce genci dövmesi ile, hiç mi hiç özgürlükler yolunda ilerlenemeyeceğini gördü!. Birlikte yaşama, farklı fikirleri tartışma, düşünceleri dinleme becerisi gösterme de önemli bir ilerleme sağladı.. Öyle ya.. Olur olmaz dövme sahneleri artık bıktırmadı mı!. Olmayacak ölümler!. Oysa yanılmışım. Ters köşe olmuşum! Paralel’in AKP yi, pardon, Başbakanı aldattığı gibi bir duyguya kapıldım... Ne safmışım dedim. Gerçi dövme de deriye zarar veriyordu ama dayaktan sopadan falakadan bahsediyor ve olmaz anlamına nedir bunlar diye soruyor zannetmiştim. Oysa Başbakan Cumhurbaşkanlığı seçimine çeyrek kala 18 yaşındaki Galatasaraylı genç futbolcu Berk Yıldız'ın kolunu görünce onun tercihine karışıyor, terbiye ediyordu! Silin bunu diyordu. Bir kaç yerde Berk dövmeyi silmem demiş diye okudum... Cesur bir genç daha mı kazandık! Kısacası ortam dengesiz... Cumhurbaşkanlığı seçime giderken şartlar eşit değil! Yani Haksızlık var! Başbakan da şikâyetçi. Hayret ama o da eşit şartlarda yarışılmadığından yakınıyor. Şu anda siz 5-6 parti toplandınız, tüm teşkilatlarınız bir olmuş durumda. Sizi destekleyen medya da bir oldu. Karşılarında da şu anda sadece AKP’nin koyduğu aday var. Tek avantajı Başbakanlık, o da Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı”
Siz 5-6 parti, ben tekim diyor… Haksızlık değil mi! Başbakan hem kanuna aykırı bir şekilde Başbakanlıktan istifa etmeden aday oluyor, hem de seçilirsem tarafsız olacağım diyebiliyor… Sadece AKPlilerin değil 77 milyonun cumhurbaşkanı olacak! Ben bu cümleden tarafsızlık manası çıkaramıyorum. Bana göre bu cümlenin manası şu:77 milyon AKP’li daha yaratacağım. Ve hepsinin Cunhurbaşkanı olacağım. Böylece 77 milyonu tamamlamış olacağım. Başka nasıl 77 Milyonu kucaklayacak? Herkese eşit uzaklıkta nasıl kalacak?
Rakamlar da var. Var olmasına da gören gösteren var mı? Yazılanlara göre Devlet Televizyonu yani tüm yurttaşların (sadece AKP lilerin değil, öteki haline getirilmişlerin de) vergileri ile yayın yapan TRT, adaylara ne kadar zaman ayırmış bugüne kadar. Hesaplamışlar. Orantı göze batıyor. Başbakan: 51 195 dakika, Ekmelettin İhsanoğlu 4 389, Selahattin Demirtaş 476 dakika. Adaletsizliği anlatan olaylar da var! Şimdiden bir sürü! Kısa bir örnek: Erdoğan’ın Denizli mitinginde kentteki reklam bilboardlarının büyük bölümü kiralandı. Mitingin ardından Erdoğan’ın katılımıyla 15 bin kişilik iftar yemeği düzenlendi. Binlerce TL’lik her iki organizasyonun bütçesinin nasıl karşılandığı konusunda hiçbir açıklama yapılmadı. Cumhurbaşkanlığı seçim süreci anormal sıkıştırıldı! Normalde 2 yıl bir hazırlık yapılıyor...
Hayatımızdaki zorluklar bizler haberdar olmadan torba torba çoğalıyor? Sıkıntı artıyor. Meclis'teki torba (Zorba) yasaya eklenen bir madde ile vatandaşlara ait mülklere, kamu yararı kapsamında köprü, otoyol ve benzeri yapılar yapılması halinde kamulaştırılmış sayılacak. Yani vatandaş önerilen fiyatı kabul etmek zorunda kalacak, dava açamayacak. İleri demokrasinin en ileri ucu... Adalet hangi mülkün temeli? Kaliteli bir Medya var ya. Tüm köşelere adam oturtulmuş. AKP hayranı kahraman gazeteciler, yıllarını bu meslekte tüketmişlerin tanımadığı usta gazeteciler! Artık etraf her kalabalığa, sorgusuz sualsiz dalan kahraman polislerle dolu!. Medya’nın tamamı Alo Fatih’ten oluşmuyor. Alo.. kimler var kimler!. Demokrasilerde, sandık ve kazanma için her yol mubahtır prensibi acı sonlar hazırlar. Hiç bir siyasetçi aslında siyaset yaparken bunu görmeye hazır değildir. Bilse de çok kere gerçeği görmezden gelir! Adaleti ve özgürlüğü yürekliliğine sığdıranlar için seçilememe, görev yapamama bir nöbet değişimidir. Umudu bir daha ki seçime kalır… Demokrasiyi araç olarak kullananlar bir kere kaybederler. Bir daha gelemezler! Geri dönüşü yoktur. Kaybolmuştur… Mantık, hoşgörü, insaf çizgisi pek çok şey kaybolmuştur…

Yalanın, hırsın başkumandan olduğu bu meydanlarda HAKSIZLIK HAK olmuştur!.

3 Temmuz 2014

Menzil “İSLAM” devleti mi?

Yurdun güçlüyse cesursun. (Çerkes Atasözü)
Uzun ince bir yol… Menzile ulaşmak için çekilen çile!… Uğranılan mağduriyet!… O başörtülü bacıların Kabataş’ta vapura binerken başına gelenler! Çektikleri.. Ya da çektirdikleri! Tam 12 yıldır Kurgular, Katagulli’ler ,Sahte CDler., Mağdurlar ,Ergenekonlar Balyozlar ve Casusluk, KCK davaları… Günahsızların hapislerde çektiği acılar… Eski haline dönemeyecek aile yıkımları! Ülke çöle döndü, dönecek ama AKP de yalan kuyusunun suyu tükenmiyor!. Her olayda kapanmak, kapatmak, bir suçlu bulmakta becerikli. Hemen hemen her dinde 3 önemli emir yok mu? Kesin yasaklanan bu 3 emir. Öldürme-Çalma-Yalan söyleme değil mi? Başbakan şikayete gelen ve anamız ağlıyor diyen çiftçiye “Al ananı da git” demedi mi? Bugüne bakarsak haşaaa… Demek ki dememiş! Yurtta sulh cihanda sulh ata sözümüz vardı… Hatırlayamadık! Hem yurtta hem de cihanda ONLAR düşman olarak kaldılar! Biz ve Onlar Mezhep kavgasına indirgenen din üzerinden siyaseti çatışma ayarına getirdik! TIR lar dolusu silah, cephane ,Irak, Suriye , topraklarına gitmedi mi? Silah yetmedi, Kin’i ortak ettik… Erdoğan gençlere hitap ederken ne öğütledi… Kininizi unutmayın! Çok kucaklayıcı bir nasihat değil miydi? Kadın erkek eşitliğine inanmadığını bilmiyor muyuz? Başbakan “ben Cumhurbaşkanı olmak istiyorum” derken, dakikalarca bir logonun önünde konuştu! Logo çalıntı bir logo idi… Obama’nın logosunu taklit etmişlerdi. Onu da mı çaldınız diyemedik! Her şeyi kucaklarken  muhalif basın kucağa gelmedi! Sığmadı, dışarda kaldı! Ramazan sofrasını süsler gibi konuşmasını, dini temalarla doldurdu! “Zaferin sahibi sadece Allah’tır”, “Bu millete zaferi müjdele ya Rab” derken korkuya kapıldım… Savaştayız da bizim mi haberimiz yok! ZORBA (pardon)TORBA yasalarla savaş ilan edilse haberimiz de olmaz ki!
Ülkemde her şey açık ya! Başbakan onu da açık açık açıklıyor! Neden siyaset yapıyor dersiniz? “Dicle’nin kenarında kaybolan koyunların hesabını sormak için siyaset yaptık”, “Yoksul olduğu için kapının önüne konanlar için siyaset yaptık” “Ayrımcılık yapmadık”, Sadece Dicle kenarındaki koyunlar mı? “Cumhurbaşkanı olacağım” demek için, görkemli bir salonu doldurup, dini içeriği bol cümleler pompalamak, ülkedeki çöküşü, geriye gidişi, gerçeği göremeyenleri bir kere daha yalana boğmak, onları koyun yerine koymak değil mi? Yoksul oldukları için AKP nin 4 bakanını ayakkabı kutularını dolduracakları bir yere mi koydunuz? Yoksa Soma da yolsulluğu anlatmaya kalkan kuyudan kurtulan bir gençi yoksulluğunu gidermek için mi tokatladınız, İsrail dölü saydınız? Önce askeri vesayeti yıkacağım dediniz. Askeri körelttiniz… Sonra, Yargı vesayetini hedeflediniz… Yargıyı yeniden kurguladınız. Şimdilerde eski ortak yeni düşman, paralel vesayeti yok etmek görev haline geldi! Cumhurbaşkanı seçilirsem güçlü bir Cumhurbaşkanı nasıl olurmuş göstereceğim diyorsunuz. 12 yıldır görmek isteyenler sizi görmedi mi? Hak hukuk terazisinin diğer kefesinde kim kaldı? Denge ve fren sistemi yok olmadı mı? Asker-yargı-medya vesayetiniz altına girmedi mi? Asıl melese şu: Demokrasiyi sizin vesayetinizden kim kurtaracak? İktidarınızda, aşırı dindarlık, gericilik öyle bir kök salmış ki kafa keserken, palayı sallarken Allahu ekber demek unutulmuyor! Bana anlatılan, benim dinim bu mu? DİNİMİ ELİMDEM ALDINIZ. Bu benim dinim diyemiyorum! Allahın verdiği aklı, mantığı neden kullanamıyoruz? Üzeriden 21 yıl geçti ama yobazlık tehdidi kalktı mı? Yoksa sinsice büyüyor mu?. Madımak nasıl kapkara bir lekedir? Ama gerçektir. Musul Konsolosluğu olayını da yazmak bugün yasaktır… Medya mefta olduğu için üstü örtülen hırsızlığı, yolsuzluğu , arsızlığı AKP nin giydirme, örtme, örtünme merakına bağlamak gerekmez mi? Musul konsolosluğu olayı hangi noktada? Kaçırılan... Türkler nerede? Medya’dan sildik!Nüfusumuzdan da mı sildik? Mırıltılar artıyor! Cumhurbaşkanlığı seçimi sonuçlanana kadar bir yerde yiyip içip tatil mi yapıyorlar? İşkence mi çekiyorlar? Bir bilen vardır… Biri Başbakana sorsa… Ne iyi olurdu. Sora bilir mi?  Bugün sokaklarımızda hangi tehlikeyi büyütüyoruz? Canlı bombalar yok mu? Bu ülkede, insanlar cayır cayır yanmadı mı? Yanık kokusu hafızamıza kazanmış, nasıl unutulur?
Sivas’ta, 2 Temmuz 1993’te, 4. Pir Sultan Abdal Şenlikleri’nin hazırlıkları sırasında  gerici odaklar çevre illerden otobüslerle Sivas’a geldiler. Camilerde toplantılar yapıp, bildiriler dağıttılar. Cuma namazından çıkan bir grup, “Sivas laiklere mezar olacak”, “Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak”, “Şeriat gelecek, batıl zail olacak” sloganları atarak etkinliklerin yapıldığı kültür merkezine ardından valiliğe saldırdı. Atatürk ve Pir Sultan Abdal heykelleri yıkılarak yerlerde sürüklendi. Kalabalık, tekbir getirererek ellerindeki benzin bidonlarıyla aydın ve sanatçıların sığındığı Madımak Oteli’ne yürüdü. RP’li Sivas Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu, otelin önünde kışkırtıcı bir konuşma yaptı. Madımak Oteli’ne sığınmış aydınlar, sanatçılar ve gençler korku içinde beklerken. Elektriklerin 7.5 saat kesildi. Kalabalıktan birkaç kişi otele girdi ve ellerindeki benzini dökerek perdeleri ateşe verdi... Katliamda 33 aydın ve sanatçı , 2 otel görevlisi can verdi. 51 kişi ağır yaralandı.


Işid bizim için nedir? Terör örgütü demeyen bir Başbakanımız var. Kalkar şimdi biz terör örgütü dersek Başbakana inanmamış mı oluruz! Nereden geldilerse, hangi sınır kapımızı kollarını sallayarak geçtilerse! Onun bilgisi içinde değil midir?.. Henüz hatırlamamız yasak değil!.. Niğde civarlarında çatışmaya girip askerlerimizi öldürdüler… Haber sürdü mü? Hemen üstü örtüldü! Tehlikeyi farkına bile varamadık! Olaylar dikkatten kaçtı! İstanbul’dan Şanlıurfa’ya giden otobüsün yolcularından A.K., sabaha karşı herkesin uyuduğu sırada eline aldığı bıçakla “Allahuekber” diyerek 3 kişinin boynunu kesti!.. Yolcular ağır yaralandı. Allahtan saldırgan pala bulamamıştı! Üç kafa daha kesebilirdi! AKP iktidarında uzun ince bir yoldayız. Nereye kadar geldik bilen var mı? Uzun ince ve karanlık bir yol!. Başbakanın duası şöyle“Bu millete zaferi müjdele ya Rab” Neyin zaferi bu? Menzil’e, yani islam devletine ulaşma zaferi mi?

2 Temmuz 2014

Selin torunum pür dikkat MANTI açıyor!

Selin. Üç erkek torundan sonra gelen kız torunum.
Mutfaktan çıkmıyor. Görünüşü göre detaycı.
En ince ayrıntıyı hesaplıyor.
Erkek torunlarda görmediğimiz özellikleri var.
Kız olduğu için mi?
Yoksa özellikleri özel mi?
Büyüdüğünü görebilirsek, ömrümüz yeterse anlayacağız.

24 Haziran 2014

Örümcek ağı deyip geçmeyin!

Sağanak ve dolu yollarda seller meydana getirdi.
Silivri’de yazlıktayız. Önce hava karardı. Ardından şimşikler ve kulakları sağır eden gök gürültüsü. Sağanak. Fırtına. Dolu.
Seller doğru denize. Ağaçların yaprakları patır patır yerlerde.
Dimdik ayakta kalan örümcek ağı.
Facebook’tan örümcek ağı iye ilgili AA’dan alınan bilgi şöyle;
Örümceğin ağ yapmak için kullandığı ipek telleri inceleyen bilim adamları, tek tek tellerin sanıldığı kadar dayanıklı olmadığını ancak karmaşık bir biçimde örülen ağın bir bütün olarak son derece dayanıklı olduğunu ortaya çıkardı.
Araştırmacılardan Markus Buehler, ağın mekanik özelliklerinin yeni nesil süper güçlü maddelerin tasarlanması için kullanılabileceği ileri sürüldü. Araştırmacılar, doğal ya da insan yapımı diğer tüm liflerden farklı olarak örümceğin ürettiği ipeğin yumuşayıp katılaşabilme özelliğine sahip olduğunu ve farklı yük türleri taşıyabildiğini buldu.
Aynı şekilde ağ yapımında kullanılan diğer maddelerle karşılaştırılan örümcek ipeğinin düşen dallar ya da şiddetli rüzgarlar karşısında 6 kat daha dayanıklı olduğu ortaya çıktı.

Araştırmacılar, ağa herhangi bir ağırlık uygulandığında sadece bir telin koptuğunu ve örümceğin yeni baştan ağ örmek yerine tek bir teli onararak ağını yenilediğini buldu. Ağın çeşitli bölgelerinden yüzde 10 oranında teli kaldıran bilim adamları, ağın yüzde 10 oranında daha da güçlendiğini gözlemledi. Bilim adamları, örümcek ipeğinin aynı ağırlıktaki çelikten 5 kat daha güçlü olduğunu belirledi. Nature dergisinde yayımlanan araştırma, örümcek ağlarının iki farklı tür ipek içerdiğini de ortaya çıkardı. Sert ve kuru olan ipek türü, ağın merkezinden dışarı doğru dönen tellerde kullanılırken daha ince ve yapışkan olan ikinci ipek türü ise örümceğin avını yakalamak için hazırladığı tuzaklardaki sarmal tellerde bulunuyor. 

22 Haziran 2014

(Işid) İŞİD AMA DUYMAMIŞ OL!

Özgürlük için Gökyüzünü satın almanıza gerek yok... Ruhunuzu satmayın  yeter..N.Mandela

Gökyüzünü bile ellerinden gelse KUPON arazi listesine sokup satacaklarını düşündüğüm iş bilirler, iş birlikçiler, yalakalar, ruhlarını elden çıkaranlar arttıkça özgürlüğü yakalama umudumuz azalıyor! Başbakan ileri demokrasinin düşünce ve ifade özgürlüğünün kök saldığı bir ülke de mi konuştu? Musul Konsolosluğunda konsolos dahil tam 49 vatandaşımız rehin alındı... Ne oldu? “Susun bahsetmeyin... Onları kurtarmak üzereyiz” dendi mi? Yani ne olup bittiğini sorarsak rehinelerin akıbetinden biz sorumlu olacağız!... Bak susmadınız neler oldu? Ya sustuğumuz zaman neler oluyor? Sustukça daha da neler olacak dersiniz!

Paraları sıfırla konuşması  TUBİTAK mucizesi ile “eklenti” denerek eşi benzeri olmayacak bir yalan olarak kayda geçti... Londra merkezli uluslararası bir kurumunTÜBİTAK raporunun hemen ardından gelen belgesi medya da yeterince yer almadı... Bir iki cılız ses dışında duyan olmadı... Konuşma montaj değil gerçekti... Satın almalarda yıldızlara ulaştık. Havuzlar doldu taştı. Taşkınları konuşamadık! Ne oldu şu sıfırlanan paraların devamı? Öğrenebildik mi?
Geri dönüp bakanlar 2007 yılından bugüne, neyin değiştiğini fark edebildiler. Ama yüksek sesle konuşamadılar .Kim aşırı güç kullanımına aşırı tepki gösterebildi? Gençler öldü, çocuklar ceplerindeki bilyeler yüzünden terörist sayıldı. TIR yüklü silahların adresi ise sorulamadı! Polis normal polislikten, donanımı yüksek vurucu gücü artmış, kalbi katılaşmış kırıcı bir iktidar polisine dönmedi mi? Emir alır almaz burnunun ucundaki öfkesi, yerli yersiz sıktığı biber gazı, yerli yersiz halka  attığı dayak. YUHHHH denince öfke tutulması can aldı!.. Demokrasiyi içine sindirse, halkın polisi olsa, çatışmayı önleyecek yerde çatışma çıkarmasa! 167 kişi ölmeyecekti!

Müslüman etiketli bu vahşi Terör Örgütüne (IŞİD’e) çok yakın olmak neyin nesi?. Korur gibi davranmak hangi gerekçeye dayanabilir? Öyle hassas ki. Başbakan toz kondurmamak gayretinden vazgeçmiyor. Benim ülkemde o ne rica etse yasak 24 saat sonra çıkıp geliyor... Yas... sakkk hemşerim denmedi mi?. Medya sordu mu? Nerede benim düşünce ve ifade özgürlüğüm diyor mu? Terör ve insanlığa karşı işlenmiş suçlar artık ülkemde de umuyorum bu kadar geniş ve suskun alanlar bulamayacak!. Ulusların sessiz takibi enayi yerine konmayı kaldırmayacak kadar gelişmiştir... Sessiz ve derinden giden pek çok dosya, pek çok gerçek derinlerden filiz verirse ben şaşmayacağım. Başbakana yurt dışında hissettirilen soğukluk görülmüyor mu?  İlla da Esad’ı devirmek için kinle, nefretle, fırtınaya kapılmış gibi yapılan öfkeli hamleler ulusalararası itibarımızı sarsıyor! Balyoz davasındaki Anayasa Mahkemesi kararı Adalete güveni tam olarak eski yerine getirmemiştir. Sadece istenirse Adalet tüm kurumları ile yeniden düzenlenilir umudunu vermiştir.

Askere olan bu düşmanlık ne? Sorgulamanın zamanı gelmedi mi? 5 yılı haksızlıkla çalınmış olanlara “ben yanlış yargıladım... Bu işte kumpas vardı... Gel seni yeniden aynı delillerle bir daha yargılayalım demek mi adalet?. Hani bu çorabı ören şebeke? Yeni bir çorap örmeyeceği nereden belli? Ben artık dünyanın en ünlü cambazı da olsa başımı kaldırıp iptekine bakmam! Onun gösterdiği, ne ters köşeye, ne de düz köşeye, hiç bir köşeye yatmam! Beklerim...

Adalet şaşmamalı! Hak arayanlar susturulmamalı .Susmamalı! HAKLI SESLER dinlenilebilmeli! Kanal İstanbul... 3. Hava limanı... 3.Köprü gibi çılgın projeler zarar verecek diyenleri asla dinlememek, yok saymak, adam yerine koymamak ne zamandır hak oldu? Sandıktan çıkma diktanın kim ismini demıokrasi koydu? Başbakan susun konuşamayın”diyecek 24 saat geçmeden konu yasaklanacak! Türkiye Büyük Millet Meclisi Araştırma Merkezi, Başbakanın Terör örgütü denmesini istemediği örgüt için ne diyor?
“Örgütün 15 bine yakın üyesi var, “IŞİD’i diğer örgütlerden ayıran en önemli özellik, Körfez Bölgesi’nden yardım görmesidir. Amacı, Irak ve Suriye topraklarından dünyaya yayılan bir İslam devleti kurmaktır. Kurulduğu günden beri aktif olan IŞİD, öngördüğü İslam Devletini kurmak için faaliyetlerini artırmış ve yüzlerce insanın yaralanması ve öldürülmesi sorumluluğunu üstlenmiştir”


IŞİD NE ÖRGÜTÜDÜR ACABA diye sormadan biz hangi mahalledeyiz demeliyizDün kurucu iradenin yerleştiği alan laik, demokratik, sosyal bir devlet çatısı içinde yüzü aydınlığı gören, hiç bir alanda baskıyı yaşamayan bir yerdeydik… Çatısında Türk bayrağı dalgalanırdı! Biri çıkar indirir mi endişesi de yoktu! Kurucu irade dün zor şartlarda tek bayrak altında özgürlük ruhunu yaşatarak bir ulus yarattı… Bugün yeni bir mahallede yaşıyoruz. Yollar genişledi. Köprüler büyüdü. Ama çatı kubbe olsun deniyor! Çevre baskısı büyük! AKP 12 yıldır zaman zaman buharını kıstığı düdüklü tenceresinde ateşi sonuna kadar açtı! Şeriat devleti özlemini pişiriyor… Israrla… İnatla… Ha pişti… Ha pişecek… Işid’i açıktan dışlayamıyor... Tenceredekini unutmazsanız formül ve gidilen yolu da çözersiniz!… (Işid) İŞİD AMA DUYMAMIŞ OL!.

18 Haziran 2014

İNÖNÜ, KAĞIT PARALARA NEDEN KENDİ RESMİNİ BASTIRDI?

 İktidarın istismar ettiği bir konu var. Atatürk resmi basılı paraların tedavülden kaldırıldığı ve yerine İnönü resimli paraların basıldığı konusu.
İnternete düşen ve elektronik posta yolu ile herkese ulaşmaya çalışılan bir bilgi bana da geldi.
Mantıklı ve doğruya benziyor. Ben de bu bilgiyi sizlerle paylaşmak istedim.
Bilgi şöyle;
O yıllarda ülkemizde para ve pul basacak matbaamız yoktu. Para ve pullarımızı İngiltere Londra' da büyük tesisleri bulunan Thomas De La Rue basıyordu. 1940 yılında İsmet İnönü hükümeti tarafından aynı kişiye 100 ve 50 kuruşluk olarak 20 milyon liralık banknot bastırıldı. Basılan banknotlar Londra' dan Newyork Shine adlı gemiyle Türkiye'ye gönderildi. Gemi 2 hafta süren yolculuktan sonra yakıt almak için Yunanistan'ın Pire limanına uğradı. Tarih 16 Nisan 1941' di. Alman uçakları Pire limanına saldırarak Türkiye' ye para getiren Newyork Shine gemisini batırdı. Gemideki Türk paraları denize saçıldı ve Yunanlılar tarafından toplandı.
Bu olay üzerine İnönü paraların Yunanlılar tarafından kullanılmasını önlemek amacıyla Atatürk resimli tüm banknot paraları tedavülden kaldırmak zorunda kaldı. Yıllar sonra bu paralar da tedavülden kaldırılarak yeniden Atatürk resimli paralar bastırıldı.

16 Haziran 2014

Unutulan tarihimiz: Rumeli Feneri Kalesi

Rumeli Feneri Kalesi, İstanbul'da Rumeli Feneri sırtlarındaki 17.yy döneminden kalma kale.. İstanbul Boğazı'nın Karadeniz tarafından en uç noktada yer alan kalenin kemerli bir giriş kapısı var.Cumhuriyet döneminde askeri karakol olarak kullanıldı. İki büyük kulesi olan ve 17.yy'da IV. Murad zamanında yeniden inşa edilen kalede o dönem 60 asker evi, 100 top, cephanelik, buğday ambarları, bir camii vardı ve 300 asker yaşıyordu. Bugün ise kaderine terk edilmiş durumda.

12 Haziran 2014

KARGAYI KİM BESLEDİ!

Bir korkak tüm orduyu yok eder.  *Çerkes Atasözü
Sahne önünde seyrettiklerimiz bugüne kadar Seçilmişler ile Atanmışlar oldu… Biz onların atışmasını dinledik… Onlar birbirini karaladılar… Yaraladılar… Çatıştılar… Yetişmişler sahneye bile çıkamadılar... Onlar hiç aklımıza gelmedi… Onlar asla iktidardan ranttan yana olamadılar… Doğrusu bu deyip şaşmadılar… Bir kenarda kala kaldılar… Kimsenin aklına gelmediler… Ülkenin yetişmişleri iyi yetişmişleri! AKP ile gelen moda bizden olmalı gerekçesini öylesine bastırdı ki... Kadrolar doldu boşaldı… Paralel oldu… Dik geldi… Çok kere yamuk geldi. Nerede ise girdikleri her işi emirle yaptılar. Çok kere mantığı bir kenara ittiler. Hak neymiş unuttular. Dünden bugüne gelişin kısa öyküsü bu oldu. Öyleki sanat tarihi ve arkeoloji diplomalı olan yetkilisi de tarihi antika topları bile göze güzel görünecek diye yağlı boya ile boyattı! Yetişmişlere kimse el uzatmadı. Onları ülkem nedense yok saydı... Çapulcu saydı… Zararlı saydı… Ülkemin yetişmiş elemanı tecrübeli, aydınlık, dünya görmüşü, yaratıcı kadroları, mezhep sınırına hapsoldu..
Ötekileştirilenler kafalarına sopa gibi inen torba kanunlarla adaleti yok eden tutumlarla umutsuzlaştırıldılar. Dalgayı dubarayı farkına varanlar, ayakta uyumayanlar, katakulli ve kumpas kıskacından kurtulamadılar. Masum oldukları gün gibi aşikardı ama öteki olarak zindandan kurtulamadılar. Ülkemin geleceği karartılırken yeşillenenler kimdi? 17 Aralık tarihi şimdilerde tarih mi oldu! Ne oldu? Bir türlü kaldığımız yerden devam edemedik. Yolsuzluğu ortaya çıkarmak için hamle yapanın ayakları yerden kesilmedi mi? Tayinler, haksız yerinden etmeler o kadar uzun zaman sürdü ki dayanamayıp gerçeği haykıran hakimler de çıktı. HSYK'da 2014 yaz kararnamesi beklenirken.beklenmeyen bir istifa geldi. HSYK 1. Dairesi Üyesi Teoman Gökçe, 17 Aralık sonrası hakim ve savcı atamalarını eleştirdi. "Yaz değil, kıyım kararnamesi" diyerek istifa etti.
AKP havuz severleri villa severleri tercih etmedi mi? Aydınlığın özgürlüğün bayrağı ne zamandır gönderde dersiniz? AKP iktidarı ile yetişmemişe, yaram yamalak bilgi ile her şeyi o bilir havası baskın çıktı. Liyakat aranmadı sadece bir AKP linin kartı kafi geldi. Boş biri diyecek sadece onu yapacak ekipler başladı… Horlandı… Ötelendi.. İtelendi… Sahne kime kaldı? 12 yıldır AKP den dinlediklerimiz aman ne kadar ileri gittik, büyüdük, geliştik her yanlışı çok iyi bir şeymiş gibi gösterme olmadı mı?… Yatsı gelip geçti ama yalanın ucu hala görünmedi… Çözüm süreci ile ÇÖZÜLME SÜRECİ nerde ise eş zamanlı olarak sahneye çıktı… Habur da olan oldu ama biz mi anlayamadık. Silahların bırakılması dendi ama sadece silahlar o sırada sustu... PKK silah bırakmaz ikazları dinlenmedi... O gün anlamadık. Bilemedik ne olduğunu… Ne verildi? Bu gün de bilemiyoruz ne döndüğünü! Bizim adımıza neler verildi? Saklı kalan hangi hakikattı?. Her şeye katlanacaksın ama hiç bir şey bilmeyeceksin!. Bu rejimin adı bizim demokrasi oldu! Şimdi hala ne oldup bitiğini bilebiliyor muyuz?..
PKK’ lıları hatırlayın… Üzerlerindeki yerel elbiselerle gelenler zafer kazanmış havası estirmediler mi? Ayaklarına kadar kitabına uydurulmuş görülmedik çadır tiyatrosu havailiğinde hakimler savcılar gitmedi mi? Adamların söylemedikleri kurtarıcı cümleleri (pişmanım lafı) pişmanlık yasasından yararlanmak için savcılarca yazılıp kitaba uydurmadı mı? Bayrağın temsil ettiği semboller o günden ayaklar altına alınmamış mıydı?. Süleymaniye’de askerin başına çuval geçirildiğinde hala sabır halinde değil miydik! Siyasetçinin sabrı bugün de taşacak gibi mi? Neden birden bire canciğer dost Suriye ile kanlı bıçaklı olduk? Rejime karşı silaha sarılanları sınırdan ülkeye soktuk… Suriye sınırını yol geçen hanına çevirdik. Isid dün de terör örgütü idi. Esad’a karşı olduğu için bilmezden geldik… Silahını erzakını verip, yaralılarını tedavi ettik… Karınlarını doyurup sırtlarını sıvazladık. Bugüne gelirken olabileceklerin işaretleri dün de yok muydu? (2009) Başımızı hangi belaya soktuğumuzu halk olarak bilemiyoruz! Elimizi uzatıp kolumuzu kaptırdığımız çok sonra ortaya çıkıyor!
......
“Saklanan GERÇEK sadece BİR KESİMİN midesini bulandırıyor. Biri iğfal etmiyor mu? Suriye cephesi… Kim kimi koruyor? Kim kimi vuruyor? Mide bulandıran, bizden saklanan pek çok gerçek gibi… Suriye sınırında Radikal İslamcılarla PYD’nin başını çektiği Kürt güçleri sıcak çatışmalara ara vermiyor!. Bize düşen sadece top mermisi, ölüm, yaralı ve göz yaşı
Ankara,kuzeyde bağımsız hareket edecek bir Kürt oluşumuna karşıyım diyor. Nerede ne olduğunu, yarın ne olacağını asla kestiremediğim bir ‘çözüm sürecine’ hamile kalmadık mı? İçte manzara şu… CHP Tokat Milletvekili Orhan Düzgün, ikaz ediyor:"Şu anda PKK Güneydoğu'daki ilçelerimize kaymakam atıyor. Bu kaymakamlar oradaki devletin resmi kaymakamlarına gidip onları tehdit ediyorlar.Bu yanlış tutumla Kürt Sorunu çıkmaza giriyor. Güneydoğu illerimizde PKK bir güvenlik örgütü kurdu. Yola inmiş araç çeviriyor, kimlik soruyor… Mezarlık açtı. Vatandaştan resmi vergi topluyorlar. Devletten çıt yok. Korkarım barış adı altında Türkiye adım adım bölünmeye gidiyor.” Tarih 28.03.2014  (Kelaynak)
 …………………………….

Mart ayında olayları böyle idi.Şimdi dizginler alden çıkmadı mı?  Bayrak neden indirilir? AKP  kendinden öylesine emin ki!…Her şeyi en iyi,onlar biliyor….En iyi şeyleri ülkem için onlar yapıyor… Ve hiç kimseyi dinlemiyorlar MHP'li Sinan Oğan TBMM de yaptığı konuşmada, IŞİD'in bizzat Türkiye tarafından desteklendiğini öne sürerek, "Besleyip büyüttüğünüz IŞİD terör örgütü Musul Başkonsolosluğumuzun etrafını sarmış" ifadesini kullandı. İkaz etti, alay edildi! AK Partili İhsan Şener ise, "delilin var mı delilin" ve "atma" diyerek tepki gösterdi. Aslında bu gün elçiliğimizi basanları kimin beslediğini millet bilmiyor mu? IŞİD de inanma… Dün “sunni ve şeriat devleti kurmak için eline silah aldı çarpışıyor” diye bu örgüt beslenmedi mi? TC kimliğini bir yere sığdırmakta sıkıntı çekenler daha geniş tabela arayanlar belli değil mi? Silah yüklü tırları yakalayanlara ne cezalar verildiği unutuldu mu? Kaçak mal yakaladı diye! Jandarma nerede ise düşman ilan edildi… Yeni MİT yasası bir mitçi adam öldürse bile hesap sorulamaz! diyor. Türkmenlerden söz eden bile yok! Dostlar tek tek düşman oluyor! Şimdi çok ilerisini gördüğüm için olsa gerek bir elimizle gözümüzü tutuyoruz… Hatırlasak iyi olacak… Terörle kim yatağa girdi? Kargayı kim besledi?

3 Haziran 2014

MÜSVEDDE! Aslı nerde?

Öküz tahta geçerse padişah olamaz, ama saray ahır olur ! (Çerkes atasözü)
Ülkemde ufuk kararıyor, gökyüzü uçuk kaçık maviden laciverte, yer yer de siyaha dönüyor!. Sokakta yürümek ölüm getiriyor... Gerçeği söylemek sürgün... Altımızdaki tekne yalan rüzgarı ile yelkenleri şiştikçe rota tanımıyor!.. Benim dediğim, benim yaptığım, benim haklılığım doluyor taşıyor! Yüzünüzü, saçlarınızı yalayan ihtiras rüzgarı çekip çeviriyor! Kıyı kıyı hakikattan uzaklaşıyoruz!.. Hele akşamın nefesi tükenmiş hali... Tabiat sarıdan turuncuya dönebilmek için zamanı yutarken, gerçeğin kızıla dönen utancı, hırsın sihirli eli ile çizdiği manzara, gözlerinizi de doyumsuz kılıyor!. Ha geldik geliyoruz... Gözler şimdi ufuk çizgisini belirleyen Cumhur burunda... Orası da dönülürse!.. Mutlu son...
Madem millet hala yalana bayılıyor ve bu gemi yavaşlasa da yol alıyor... Devam... Her hafta bir ters köşe. Bak... 17 Aralık nerede kaldı? Hangi aralığa girdi. Koca meclis AKP den yolsuzluğu araştıracak, milleti soyanı bulacak komisyon için milletvekili istedi. İstedi de bulabildi mi?.Aslı yoksa, müsveddesi olsun bari. Olsa da soyguncuyu öğrensek! Bulunamadı! O da mı hakkımız değil!. Yolsuzluk... Rüşvet... Vurgun... Ülkem doğru söylenleri sadece 9 köyden mi kovuyor? Ne gezer... El süren sürülüyor. Konuşanın dudaklarına biber sürülüyor. Konuşamaz olmuyor mu? Biber gazından keskin. Aslında konuşulanların hemen hepsi gerçeklerin yanında müsvedde!. Gerçekler örtülü... Üzerinde kalın bir toprak var... Soma madeninden kalın! Unutacak mıyız?

Recep Tayyip Erdoğan, Kılıçdaroğlu’na üç metreden yüzüne nefretle kinle bakarak. “Ben diktatör olsam ne meydanlara çıkabilir, ne de sokaklarda yürüyebilirsiniz” demişti. Gezi yıldönümünde binlerce özgür insan ne meydanlara çıkabildi ne de sokaklarda yürüyebildi.! O hala diktatör olamadı, değil mi? Sadece yolları da kesmedi... Vapurları iskeleye mıhladı. Ulaşımın yolunu kesti. İfade özgürlüğünü yok ettiği yetmedi, seyahat hakkını da gaspetti. Allahtan diktatör değildi!. Köprüleri tıkadı... Fatih Sultan Mehmet’i gölgede bıraktı... 25 binden fazla polisle İstanbul’u kuşattı... İşgal etti... Biz sadece olayın müsveddelerini gördük. Onlar Başbakanın polisleri, damatlık elbise giymiş gibi yeni donatılmışlardı. Sırt çantalarına en elzem oyuncakları ikişer cop yerleştirilmişti. İstanbul buramı !diyerek kentin sokaklarına coşku ile dağıldılar... Ve çocuklar kadar şendiler. Adil olma, halkı koruma duygusu hadım edilmişti. Bu yüzden çok da rahattılar! Kaleden tek tuğla söktürmeyeceklerdi. Asla bilemediler, kale hangi düşman kalesi idi. Sormadılar! Ne oldu? Kent’i doldurdular. Kuşlar sindi. Güvercinler camileri terk etti. İstanbul yeniden fethedildi mi? Kent direndi... Ama müsveddelerin izi kaldı... Polisi de yeni yetme bu polisler kirletmedi mi? Tablo polisi yeniden kahraman yapacak kadar netti. İki polis cüsselerinin üçte biri kadar olan genç bir kızı sağlı sollu kollarından yakalamış karga tulumba sürüklüyordu. Acının feryadını kim dinler! Öyle hain bir tutuşları vardı ki. Umarım bu erkeklik! genç kızı sakat bırakmamıştır!

Ordusunu “Balyoz”layan bir iktidar tarihin neresinde görülmüştür? AKP-GÜLEN ortaklığı orduyu sahneden silme planını başarmış, rantı paylaşılırken kavga çıkmıştır. 4 yıldır Kumpas Katakulli denmiş ama sahte delille hapse atıldıkları kesinleyen askerler özgür kalamamıştır. Aksine zindanlara ev sahibi olmuştur. Zira mahallenin sahipsiz kızı Adalet dağa kaldırılıp iğfal edildikten bu yana utancından evine dönemez hale gelmiştir. Teldeki canbazın düştü düşecek görüntüsü heyecan verdikçe meydan kalabalıklaşıyor... Çelişkiler şaşkınlığı büyütüyor. Belki de devran dönmüş ilk kez. Yalova kaymakamı(!) dinlenir olmuştur. Seçmene rüşvet en azından kavurmalı pilav hesap kapatmaya yetmemiştir... Şabanözü’nde ise mantığın özü ortaya çıktı... İlçede yenilenen belediye başkanlığı seçimlerini daha önce 4 oy farkla AKP kazanmıştı. İtiraz edildi. Ve yeniden yapılan seçimi MHP adayı kazandı. Bunun üzerine AKP asfalt çalışmalarını durdurduklarını açıkladı ve “Bunu Şabanözü hak etti bi 5 yıl artık hizmete susarsınız Pişmanlık fayda etmez Şabanözü!!!.” diye ekledi. İşin aslı şu mu? AKP kazanırsa varsınız. Yoksa müsveddesiniz! Bu seçmen o kadar şaban mı? Harcanan para kimin? Benim vergimi bana sormadan kime peşkeş çekiyorsunuz diyen de yok!

Çözüm süreci çözülemeze doğru yol almıyor mu? Diyarbakır-Bingöl kara yolu günlerdir kapalı! İstanbul’u kuşatan, kuş uçurtmayan AKP o yoldan tek deveyi bile geçiremiyor. Beklenen ne? Teröristler, ilçeler arasında kullanılan köy yollarını da kapattı. Hükümet neyi çözüyor… PKK köprüleri kullanılamaz hale getirdi bile… Adam kaçırmalar ne olacak? Diyarbakır’da evlatlarını geri isteyen anaların göz yaşı neye yaradı? Belediye, ailelerin Belediye önündeki çadırlarını gece yarısı kaldırdı… Unutuldu galiba… Hiç bir ana ağlamasın diye yola çıkılmadı mı? Ülkemde sorulmayan soru şu değil mi? Kimin anası ağlamıyor ki! Ne kadar örtmek istense de belli oluyor ki AKP havuza dayalı bir yol izliyor. Vilların havuzuna itiraz edemem. Hele yaz sıcaklar bastıracak su sıkıntısı kapıya dayanacakken… Bu havuz 17 Aralık havuzları. Beklenen belli değil mi? Şimdi şu önümüze çıkan Cumhur burnunu da dönebilsek!

Kim ne derse desin, hergün karanlık iner. Her gün yeni bir aydınlık yola çıkar. Ve her gece kentlerin sokaklarından müsveddeler toplanır, çöpe gider… Ve biz bu karanlığı müsveddelere kanmaz, aslı nerede diye sorarsak o kadar çabuk aşarız…

Sitemizin güzellerinden çok isimli ağaç!

Latincesi Callistemon.
Avustralya kökenli.
Yavaş büyüyor. 15 metreye kadar boy veriyor.
Yapraklarını döker. Yaprakları renkli ve sürgünler tüylü.
Budamaya yatkındır. Su baskılarına dayanıklıdır. 
Halk arasındaki adları; Fırça ağacı, Fırça çalısı, Atkuyruğu, Şişe fırçası ağacı, Fırça çiçeği, Pembe fırça çiçeği...