27 Kasım 2006

Her belgeye hemen inanmayın

Konu iç açıcı değil; ama medyanın her yazdığına inanlar – çok kalmadı inanan ama olsun -belki bazı haberlere şüpheci bakarlar diye, bir anımı sizlerle paylaşmak istiyorum. Anıyı dikkatli okuyun ki belgeli haberlere de hemen inanılmayacağını bilin. Biliyorsunuz adettendir mayıs ayı ile birlikte medyada denizlerimizin kirlilik derecesine ait yazlıkçıları ilgilendiren bolca haber çıkar. 1989 yılıydı sanırım. Çalıştığım gazetenin yazı işleri, istihbarat servisinden İstanbul’un denize girilen yerleri ile ilgili bir haber yapmasını ve nerelerde denize girilebiliri bulabilmek için, bu plajlardaki deniz suyunun temiz olup olmadığının belgelenmesiyle ilgili geniş çaplı bir haber yapılmasını istedi. İstihbarat servisi de bir muhabiri görevlendirir, muhabir çeşitli plajlardan örnek su alır, yanlış hatırlamıyorsam Beykoz’daki Su Ürünleri Okulu’nda tahlil ettirir bu suları ve haberini bu tahlil sonuçlarına göre yazar, haber tesadüf yazı işlerinde benim önüme gelir. İyi ki benim önüme gelir. Zira 1972’den beri yazın Kumburgaz’da denize girmekteyim. Çoluk çocuk herkes girmektedir. Hatta Kumburgazlı komşular gazeteciyiz ya her şeyi biliriz ya bana sorarlar “deniz temiz mi” diye ben de şaka yollu “Bir yerlerim kesildiğinde denize sokuyorum elimi ayağımı. Kesik yara hemen iyileşiyor. Demek ki deniz temiz” derim.

haberi okuyunca tabii ilk olarak Kumburgaz’ın tahlil sonuçlarına baktım hemen. Gözlerime inanamadım. 800 bin koli basili vardı Kumburgaz’dan alınan deniz suyunda. Müthiş bir sonuçtu bu. Koli basili ölçümünde kırmızı çizginin 9 bin civarı olduğunu biliyordum. 800 bin neyin nesiydi? Koli basilleriyle koyun koyuna yüzüyorduk da haberimiz mi yoktu? Haberin başlığını hazırladım “Büyük tehlike! Denizlerimiz koli basiline emanet” diye. Manşet hazırdı. Tam yayınlanmak üzere dizgiye verecekken birden şüpheye düştüm. Evet muhabir görevini yapmış örnek almış ve tahlil yaptırmıştı. Tahlil resmi bir kurumda yaptırılmıştı. Bir yerde bir terslik vardı ama nerede. Bu kadar yüksek koli basili olabilir miydi? Ayrıca hadi biz yıllarca bu suya girip çıkarak bağışıklık kazanmıştık. Ya çocuklar. Hiç kimsede kaşıntı bile olmamıştı bu zamana kadar.Haberi durdurdum. Beni aslında şüphelendiren bir yerde okuduğum bir bilgi idi. Bu bilgiye göre Afrika plajlarında tahliller günlük yapılıyordu. Yani yetkililer geliyor plaja. Sudan numune alıyorlar. Tahlili hemen yapıyorlar ve tahlil sonucunu hemen bir tabela ile denize girenlere duyuyorlardı. Her şey anında oluyordu. Muhabiri çağırdım. Tahlili yapan laboratuvarın telefonunu aldım. Bir yetkili buldum. Şüphemi anlattım. Yetkili kişinin bana verdiği bilgi çok önemliydi. Koli basili çok çabuk ürüyordu. Tahlilin su denizden alınır alınmaz yapılması gerekiyordu. Yetkilinin söylediğine göre Kumburgaz’dan alınan numunenin Beykoz’a getirilmesi sırasında geçen zamanın bile önemi vardı. Her geçen dakika sudaki koli basilinin çoğalmasına neden oluyordu.Bilgiyi almıştım. Tekrar muhabiri çağırdım. Numune suyun alındığı saat ile ve laboratuvara götürülme teslim saatini sordum. Aldığım cevap karşısında şak diye bayılıyordum. Muhabir bırakın saatleri, numuneleri almış evine götürmüş ve bir hafta sonra Beykoz’da tahlil ettirmişti. Tabii koli basilleri suyun içinde hoplaya zıplaya çoğalmış, tahlil sonucu bizim karşımıza 800 bin koli basili olarak gelmişti. Sonrasını mı merak ediyorsunuz? Onu da anlatayım. Tekrar Kumburgaz’dan numune su aldırdık, hemen tahlil ettirdik. Koli basili miktarı sanırım 4 bin civarında çıkmıştı.Siz siz olun. Bazen belgelere de şüpheyle bakmanın gerektiğini hiçbir zaman göz ardı etmeyin.

7 yorum:

Mutfakta Zen dedi ki...

merhaba,
dilek'cigim sayesinde siteme link verdiginizi gördüm. gurur duydum. hak ediyor muyum bilmiyorum ancak tesekkürü bir borç bilirim. sagolun varolun.
tijen inaltong

Punto dedi ki...

Tijen Hanım,
Zor seçen biri olarak hak ettiğinizi söyleyebilirim. Bu blog isine beni de Dilek zorladı. İyi ki bulaştırmış.Siz de bizim camiadan sayılırsınız. Ben aslında yazan değil uygulayandım. şimdi bir şeyler yazmaya çalışıyorum.

Berceste dedi ki...

Punto amca, beni gene cok guldurdunuz ve dikkatin ne kadar onemli birsey oldugunu bir kez daha hatirlattiniz. Sizin olayda hata, isi erbabina degil de o isten anlamayan, uzmanlik alani bambaska olan birine yaptirmak olmus. Kimya muhendisi olarak bu tarz olaylarin ne kadar onemli oldugunu iyi bilirim, gene de sizin kadar dikkatli olabilir miydim bilmiyorum!

Punto dedi ki...

Her konuda olduğu gibi gazetecilikte de uzmanlaşmanın doğru olduğuna inanıyorum. Bu konuda örnekler var. Polis muhabirliği, sağlık muhabirliği, adliye muhabirliği, magazincilik, meclis muhabirliği, başbakanlık muhabirliği gibi. Önemli olan muhabirin üzerinde çalıştığı konu hakkında araştırma yapmasıdır. Şimdi bakıyorum mikrofonu uzatan muhabir öyle bir soru soruyor ki tın tın. Ama o pişkin. Eee. Haber de giriyorsa neden uğraşsın ki. bizim olaydaki muhabir bu tecrübeyi yıllarca unutmamıştır sanırım.

Pınarın Klubesi dedi ki...

:) Bravo doğrusu laboratuvarı aramak nereden aklınıza geldi. Hani başka biri olsa ne güzel haber diye sevinir,anında bastırır gazeteyi. Sizi ise düşündürmüş ve araştırmaya sevketmiş. Gazetecilik de uzmanlaşma çok yerinde olur.

Adsız dedi ki...

punto abi merhaba...
(punto amca diyenler var ama ben yaşım nedeniyle “abi” diyeyim!!)blog’unuz hayırlı olsun...
bilgiyi ve tecrübeyi paylaşmak için bilgisayar yeni bir yol ama bence çok da faydalı ...gunluk hayatımızda özellikle iş saatlerinde çok da fazla bir şey paylaşamıyor insan.benim işim biraz musait olmasına ragmen yine de bolunuyor muhabbetler...bilgisayarda anılara yer vermeniz hem kalıcılık saglıyor hem de bizim açımızdan alınacak dersleri barındırıyor.çok teşekkurler...
gerçi benim bilgisayar kullanımım daha çok gelen mailleri okumakla sınırlı oldugundan blog konusunda çok bilgim yoktu ama sizin blogla birlikte bir “blog okuru “ oldum...

ben gazetecilikle ilgili guncel bir konuda fikrinizi sormak istiyorum:
fransız mallarına karşı yapılan (ne ölçüde yapıldığını bilemiyorum ? )boykot konusunda ne düşünüyorsunuz?özellikle gazetecilerin tavrı bu konuda sizce ne olmalı? ben gazeteciliği diğer mesleklerden ayrı bir yere koyuyorum..etkilediği kitleleri duşünerek gazetecilerin elinde çok önemli bir güç olduğunu düşünüyorum...bu konuda tecrübeli bir gazetecinin fikirlerini merak ediyorum...sevgiler...
nuran..

Punto dedi ki...

Gazeteci şüphe mesleği aslında Pınar Hanım. Şüphelenirseniz doğruya ulaşırsınız. Bir de kamu görevi yaptığınızı ve haberden bir çok kişinin olumlu ya da olumsuz etkilenebileceğini de düşünmek gerekir. Tüm bunları yan yana koyduğunuzda yanlış yapma oranınızı azaltırsınız. Bizim dönemimizde araştırma yapmadan haber yapanlar barındırılmazdı gazetelerde. Bunu bilenler de dikkat ederdi. Şimdi kim kime dum duma.
Sevgili Nuran,
Blogumu okuduğun için teşekkür ederim. Tecrübelerimi paylaşırken bazı mesajlar verebiliyorsam mutlu olurum bundan. Amacımda buydu zaten. Tecrübeyi ve bilgiyi paylaşabilmek.
Boykot meselesi çok göreceli.
Ben bu boykot işini hükümete kızarak yol kesip halkın seyahat özgürlüğünü engelleyenlere benzetiyorum.
Gazeteler bu tip kampanyalarda kamu yararını ön planda tutmalı. Tutabilirler mi? ona siz karar verin.