Komşu
"gezi grubu" ile Avrupa ( 4 )
Suzan Abla
yazıyor:
Gezimizin üçüncü ülkesindeyiz. Buram, buram müzik, sanat, tarih kokan Viyana’da… İki gün
Viyana’da kalacağız. Ama önceden aldığımız bilgiler ve küçük bir şehir turu
yaparken edindiğimiz izlenim, zamanın
bize yetmeyeceğini gösteriyor.

Hofburg Sarayı'ndan görüntüler. Altta Hitler'in 1 milyon kişiye seslendiği Hofburg
Sarayı'nın balkonu görünüyor...
Budapeşte’den sonra Bratislava’da gördüğümüz canlılık ve
şirinlik burada yerini ihtişam ve hayranlığa bırakıyor. Rehberimizin, gezinin sonunda yapacağını duyurduğu Budapeşte
mi? Viyana mı? Prag mı? Mini anketi için benim oyum şimdiden Viyana’ya gitti
bile. Bu şehirde bir büyü var sanki.
Otelimiz, Alte Donau
denen bölgede, Tuna nehrinin tam kıyısında. Nehrin kıyısındaki plajlar, yelkenliler hemen
dikkatimizi çekiyor. Misafirlerini,
yağmurla karşılayan Viyana, bizim için yazlıklarını giymiş gibi. Hava,
35 derece. Yaz ayları bile serin
geçtiğinden klima yok odalarımızda. Ama musluklarından Alpler’den gelen
Avrupa’nın en lezzetli suyu akıyor, hem de buz gibi.
8.5 milyon nüfuslu Avusturya’nın, 2 milyonu Viyana’da
yaşıyormuş. Kişi başına düşen milli gelir 42 bin dolar seviyelerinde ve yine
kişi başına düşen yeşil alanda da Viyana, en önlerde. Viyana, Türkler’in de
yoğun olarak yaşadığı bir şehir. Şehrin merkezindeyiz. Bizi ihtişamıyla Hofburg Sarayı karşılıyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Hitler, 1 milyon kişiye Hofburg Sarayı’nın balkonundan seslenmiş. Bugün sarayın karşısında çok büyük yemyeşil bir park var. 1918’e kadar Habsburg Hanedanlığı’na ait olan saray, şimdi muhteşem bir müze.
Sacher Torte ve Cafe Melange
Hofburg’da klasik müzik konseri: Schönbrunn’den sonra kendimizi otele atıp, akşamki müzik ziyafetine
hazırlanmalıyız. Mozart, Beethoven, Strauss, Hydn, Schubert..Birçok ünlü
bestecinin vatanındayız, onların eserlerini Viyana’da dinlemekten daha güzel ne
olabilir?Hofburg Sarayı’nın sanat kokan atmosferinde J. Strauss ve Mozart’ın
eserlerini Hofburg Orkestrası’ndan dinliyoruz. Salon tümüyle dolu. İzleyenlerin
çoğu da Türk. Klasik müziğin küçük esprilerle süslenmiş hali zaman zaman
güldürüp, çoğu zaman hayran bırakıyor. Viyana’ya konserle veda ediyoruz. Ertesi
gün Prag’a doğru yola çıkarken kulaklarımızda sopranonun sesi yankılanıyor…
Girip de çıkılamayan yer: Swarovski
Yorgunluğumuzu atıp, görevimizi yerine getirdikten sonra,
gezideki kadınlarımızın girip de bir türlü çıkamadıkları, erkeklerin de
kapısının önünde beklemekten ağaç oldukları
Swarovski’ye uğruyoruz. Dört katlı binada, lüksün sembolü sayılan
kristal taş işçiliğinin her türlüsünü görmek mümkün. Takıdan ev aksesuarlarına,
telefon kılıfından dürbünlere kadar her yerde kullanılmış Swarovski taşı. Daniel Swarovski’nin 1895’te
kurduğu bu ‘pırıltı fabrikası’, para basıyor.
Vitrinleri, Mozart'ın hediyelik eşyaları ve çikolataları süslüyor.
Frigmüller’de şinitzel
Viyana’nın en ünlü yemeği Şinitzel. En güzel şinitzeli de
Frigmüller yaparmış. Frigmüller, küçük bir restaurant ve kapıda uzun bir kuyruk
var. Bekleyemiyoruz. Allahtan ilk restaurantın ardından az ilerde bir yer daha
açmışlar da bu zevkimizden de mahrum kalmıyoruz. Orası da kalabalık ama otantik
mahzende yer buluyoruz. Şinitzeli gerçekten incecik ve lezzetli. Dana şinitzel,
tavuk şinitzel ve domuz şinitzel var. Biz tavuk ve dana şinitzel söylüyoruz.
Viyana’nın en güzel yapılarından biri merkezdeki St
Stephans Katedrali. Gotik tarzdaki
kilise, BM tarafından dünya kültür mirası olarak kabul edilmiş. Katedrali
gördükten sonra gezimizi tamamlıyoruz. Akşama Grinzing Meyhaneleri denen
bölgede bir program var. Viyana’nın merkezine 15-20 dakika uzaklıktaki
Grinzing’de bahçe içindeki tek ya da iki katlı evler restauranta dönüştürülmüş. Biz bu
evlerden birinde akşam yemeği yiyeceğiz. Grinzing’de Avusturya aryaları ve Türk
müziklerinin birbirine karıştığı gecede şinitzel yiyip, hep bir ağızdan ‘Bir başkadır benim memleketim’
söylüyoruz. Ertesi gün yoğun olacak. Viyana’nın Versailles’ı sayılan Schönbrunn Sarayı’nı gezip, akşama Hofburg Sarayı’nda klasik müzik konserine gideceğiz. Güzel bir uyku çekip yarına hazır olmalıyız.
Schonbrunn Saray'ı görüntüsü, bahçesi ve içiyle görülmeye değer ihtişamlı bir yapıt.( Fotoğraflar: Sinan Yüksel)
Schönbrunn Sarayı muhteşem
Budapeşte’de bulamadığımız, Prag’da da bulamayacağımız
domatesli bir kahvaltının ardından yola çıkıyoruz. Metroya binip Schönbrunn durağında
inip Schönrunn Sarayı’na gidiyoruz. Yarım saat bilet almak için kuyruk
bekledikten sonra kişi başı 10.50 Euro ödeyerek 30-40 dakikalık Imperial turu tercih ediyoruz. Saray ve
bahçeleri çok büyük. İmparatorluğun sarayında 1400’den fazla oda bulunuyormuş. Bir
bahçeyi gezmek için de ayrıca 3.5 Euro ödüyoruz.
50-60 dakikalık Grand tur 13.50 Euro. 3-4 saatlik klasik
tur 16.5 Euro. Sarayın 9 bölgesini gün boyu gezeceğiniz tur da 40 Euro.
Herkesin geziye başlayacağı saat dakikası dakikasına biletlerde yazıyor. O
saatten önce ve sonra girmek yasak. Bu da sarayı gezerken, yığılmayı önlüyor. Büyük
çantalar girişte emanete bırakılıyor, fotoğraf çekmek yasak. Giderseniz
bilginiz olsun…
Habsburg İmparatoru Mathias’ın avlanırken bulduğu ‘güzel çeşme’ saraya da
adını vermiş. Almanca Schön brunnen ‘güzel çeşme’ demekmiş. İmparatoriçe Maria
Theresa tarafından yaptırılan eklerle bugünkü halini almış saray ve Unesco
Dünya Kültür Mirası listesine girmiş. Maria
Theresa’nın oğlu Franz Josef, Avusturya için önemli bir kişilik. Eşi Sisi de
güzelliğiyle meşhur. Avusturyalılar, bugün bile Sisi’nin güzelliğiyle
övünüyorlar. Hediyelik eşyalarda ve sokaklarda Sisi’nin fotoğraflarını görmek
mümkün. Biz Imperial Tur’la Sisi’nin ve Franz Josef’in 22 odasını
gezebiliyoruz. Kapıdan girişte Türkçe’nin de aralarında bulunduğu 12 dilde rehberlik
hizmeti veren cihazı kulaklarımıza takıp sarayı gezmeye başlıyoruz.
40 metre uzunluğundaki büyük salon, ihtişamlı avizeler, Sisi ile Josef’in
yatak odaları, hemen yemeğe başlanacakmış gibi hazırlanmış sofra, duvarlardaki
tablolar, çin odası… Hepsi muhteşem…Turumuzu tamamladıktan sonra bahçeye
çıkıyoruz. Bahçenin büyüklüğüne, peyzajına hayran kalıyoruz. 1 km genişliğindeki bahçenin içinde bir çok
küçük bahçenin yanı sıra hayvanat bahçesi de bulunuyor. Saray’ın bahçesine
çıktığınızda çok uzakta Neptün Çeşmesi ve havuzunu görüyoruz. Yürümeyi önce
göze alamasak da yakından görmeye can atıyoruz. Neptün Çeşmesi’nin ardındaki
tepede büyük sütunların bulunduğu Gloriette var ama yorgunluktan buraya
çıkamıyoruz. Saray ve bahçelerini gezmek
için bir tam gün ayırmak lazım ama bizim Viyana’da saatlerimiz sayılı.
St Stephan Katedrali: Gotik mimarinin en iyi örneklerinden...
St Stephan Katedrali: Gotik mimarinin en iyi örneklerinden...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder