11 Eylül 2014

Fıtrat’ı öldürmek!

Kalp boşaldıkça kese dolar. - Victor Hugo
Ayırmak, öteki yapmak, parçalamak, bizdendir deyip birilerini kollamak, yakın geçmişe bakınca kimin FITRAT’ında var dersiniz. Bizde işçiyi ölüme götüren kazalar maliyet attırıcı unsurlar olarak görülüyor. Ama hiç kimse bunu aslına uygun olarak söyleyemez! Kader der... Alın yazısı der... Olay biter! Cinayet demez! Oysa bu tür insan kayıplarının dünyanın yarı demokratik ülkelerinde bile adı önlenebilir kazalar ve ölümlerdir. Buralarda fıtrat mıtrat yoktur. Fıtrat yaşama şansı bulamaz. Ölmüş veya öldürülmüştür. İş sağlığı kanunu ile değil işçi sağlığı kanunu ile. Önce iş değil işçi mantığı ile. Bugün ilerledik yeni gökdelenlere kavuştuk! Yeşili yok edip asfaltı baş tacı yapacak bir tercihe ulaştık diye sevinecek miyiz! Ülkede yaşayanların bugün yüreğini, vicdanını sevgi saygı, kardeşlik yerine ne dolduruyor? Neyi marifet sayıyoruz. Oğullara Torunlar’a AKP neyi miras bıracak?. Günün AKP zengini çok mu “milletin anası” ile ilgili! Sadece geçen ayından örnek verirsek ayıp mı olur!
*Talat Sam Ankara’lı sabuncu. Kadın saçlarını şampuanları ile besliyor. Dostlarını da Suudi Arabistan şeyhinden gelen yenilebilen altınlarla.(para yedi lafı da Yeni Türkiye’de çöpe gider. Hesap değişiyor. Para yediler deniyor ya inanma. Altın da yediler mi? Marifetler hesaplanırken kaç para yedi demek artık yerli yerine oturmuyor, paralel uydurması olarak kalıyor. İlerledik.! Kaç altın yedi demek dönemine geldik) Her pastaya 1 altın. Her misafire kaç pasta?. Hesabı yok!
*Adana’lı okula yalın ayak gelen küçük kızın çocuğun annesi Zeliha “Eşim çalışamıyor. Perişan olduk. Ayakkabı almak şöyle dursun karnımızı zor doyuruyoruz. Küçük kızım Kudret 6 yaşında ablasının yırtık çantası ile okula başladı. Ayakkabısı yok. Yalın ayak yürüyor. Okula da öyle geldi.” Çaresizlik mi? Çare yok mu? Dünya bu kadar vurdum duymaz mı?
*İstanbul Halkalı'daki inşaat işçisi malumu ilan etti. “Bu şartlarda çalışmak istemiyoruz.” Kurtlu yemek yediklerini ve enfeksiyon nedeniyle arkadaşlarının hastanelik olduğunu anlatıyor. Bu da çaresiz bir tablo. Soma'daki facianın ardından madencilere, esnaftan öğretmene, taşeron işçiden emekliye kadar yaklaşık 20 milyon kişiyi ilgilendiren düzenlemeleri içeren tasarı, derhal ele alınacak dendi ancak 99 günde Genel Kurul'da kabul edildi. İşçinin fıtratında hep haksızlığa uğramak mı var? Ya milletin fıtratında “aldatılır” mı yazılı!
IŞID olayına TERÖR diyebilsek, neden bu kadar suskun kaldığımızı  öğrenebilsek! AKP ile geleceğe yolculukta rotanın ne olduğunu, ne denli tuzaklarla döşendiğini görebiliriz!. 49 devlet görevlisine sahip çıkamayan bir otorite olayı yayın yasağına sabitlediyse... Bu tavrı ile nasıl devlet olacak? Görünen köy belli değil mi? Konuşmasına yasak konan bir medya ile nasıl demokrasi gelecek? Eski Başbakan Erdoğan ülkeyi laiklikten ha kopardı ha koparacak!. Fikrini özgürce çekinmeden açıklayanları istemiyor. Biat edeceksin diyor. Şeriat rejimini tartışmaya açmak flört gibi günah sayılıyor. İllaki önce imam nikahı sonra resmi imza! AKP (Adaleti Kandırma Partisi) Yemyeşil bir rüyanın tam da ortasına gelmişler. İçerde ve dışarda şeriata yolculuğu fark edebilenler görmek ile yetinmiyor, feryat ediyor:(Ve hergün azalıyorlar. İnanılıyor ki sessizlik bir şey anlatamaz. Sessizlik her şey yolunda demektir! Medya uzun zamandır zor görüyor, dili dolaşıyor, anlatım zorluğu çekiyordu. Bugün tek gözü de kapatılmış, adı var, işlevi yok hale gelmiştir. Hala gerçeği arayan üç beş kişi ya işlerinden oluyor ya da itibarsızlaştırılıyor!) Eski döneme büyük oranda laik elitlerin egemen olduğunu hatırlatan Financial Times'ın Türkiye muhabiri Daniel Dombey"Erdoğan Türkiye'yi laik geçmişinden uzaklaştırıyor. Bu kopuşa yönelik en sembolik adım ise Erdoğan'ın Çankaya Köşkü'nde çalışmayacağını açıklaması”. Modern Türkiye'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ten bu yana tüm Cumhurbaşkanlarının Çankaya Köşkü'nde yaşadıklarını ekliyor. Profesör Soli Özel'e göre, ise Erdoğan ile onun AKP si ülkenin laik mirasını büyük oranda reddediyor. Özel, “Onlar, Batılılaşma yolu ile gerçekleştirilen Türk modernleşme projesinin üzerinde çok fazla düşünülmeden oluşturulmuş bir fikir olduğu  düşünüyorlar”.
Biz unutuvermişiz. Onlar hatırlatıyor “Erdoğan geçmişte dini bir nesil yetiştirme” hedefini ortaya koymuş ve 2012'de yapılan bir yasa değişikliği ile çocukların 10 yaşında İmam Hatip okullarına gitmelerine olanak sağlanmıştı. Ve Sabancı Üniversitesi Eğitim Reformu Girişimi'nin açıkladığı Raporda, 2010-2011 eğitim yılından bu yana İmam Hatip ve Anadolu İmam Hatip liselilerin sayısının %73 arttığı belirlendi. Dini söylemlerin hız kazanması ile sınırda sanılan IŞİD gerçeği evin salonuna yerleşmesi bizi düşündürmüyor mu! CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, IŞİD’in 2012 yılından bu yana Suriye’deki çatışmalarda hayatını kaybeden IŞİD savaşçısı 90 Türk gencin takma isimlerini ve IŞİD in faal olduğu bölgeleri açıkladı. İçiçeyiz dedi.
Düşüş! Bir gökdelenin asansöründen düşüş gibi. Hızlı ve sarsıcı!. Yüreklerimiz sımsıkı... Beynimiz durmuş. Kaskatı kesilmişiz. Seyrediyoruz muyuz? Seyredersek görmemiz gerek! Galiba sadece bakıyoruz. Gerçekleri algılamamız dondurulmuş. Biliyoruz ki düşüyoruz! Hızla düşüyoruz. Taş gibi. Öfkem FITRAT’A. İçimden Fıtrat’ı öldürmek geliyor. Soruyu yutkunamıyorum. Cinayet ne zaman suç değildir? Ya da Fıtrat’ı öldürmek cinayet midir?

------------------------------------------------------------------------------
*Fıtrat, a. esk. Yaradılış, hilkat.(Türk Dil Kurumu)

Hiç yorum yok: