28 Mayıs 2009

Beyoğlu’nu “fark etme” gezisi!...

İstanbul Eczacılar Odası geçenlerde önemli bir etkinlik başlattı. "Kültür Gezileri". Bu gezilerin ilki olan Beyoğlu- Pera Gezisi’ne eşimle birlikte katıldık. Öğretim Görevlisi yılların rehberi Sezai Gülşen’in anlatımları ile Beyoğlu’nu farklı bir gözle gezdik. Daha doğrusu yıllardır önünden geçtiğimiz binaları, pasajları, camileri ve kiliseleri “FARK ETTİK!”.
Ufkumuzu açan bu gezide, anlatılanların hepsini aklımızda tutamazdık tabii. Fotoğraflarla ilgili bilgiler için, Murat Belge’nin "İstanbul Gezi Rehberi" kitabından da faydalandık.
İşte fotoğraflarla “Beyoğlu’nu fark etme" gezisi:
TAKSİM’İN ADI: Belki binlerce kez önünden geçilen bir taş yapı. Merak ettiniz mi hiç bu yapının ne olduğunu. Ben söyleyeyim uzaklardan getirilen suyun çeşitli semtlere dağıtıldığı eski deyimle “taksim” edildiği yer. Bu bölgeye Taksim ismi de bu nedenle verilmiş.
ESEYAN ERMENİ OKULU: Eseyan Ermeni Okulu, Mıgırdiç, Hovannes Esayan kardeşler tarafından yaptırılmış, okulun içindeki harap bir durumda bulunan kilisenin onarımını da bu kardeşler üstlenmişler. Ancak Esayan Kardeşler okulun inşaatını ve kilisenin onarımını yapmayı kabul ederken okula kendi soyadlarını verilmesini de istemişler. İnşaat 1895 yılı Eylül ayında bitmiş. Okulun içindeki kilisenin özelliği burada cenaze törenlerinin yapılmaması. Sanırım bu kilise içinde cenaze töreni yapılmayan tek kilise.AĞA CAMİİ VE ŞADIRVANI: İstiklal Caddesi'nde yer alan cami, 1597 yılında İsmail Ağa tarafından yaptırılmış. Duvar yazıları, Hattat İbrahim Altınbeşer'e ait. Çinileri yakın zamanlardaki onarımlarda değiştirilmiş. İç avluları yeşil-mavi Kütahya çinileriyle süslü. Caminin şadırvanı, Mimar Sinan’ın eseri. Kasımpaşa’daki Sinan Paşa Camiinden getirtilmiş. Ağa Camiinin banisi Hüseyin Ağanın kabri, mihrab duvarının önündedir.
ANADOLU PASAJI: Beyoğlu bir pasajlar bölgesi. Hemen hemen adım başı bir pasaj görmek mümkün. Anadolu Pasajı da bunlardan biri. Bu bina Abdülhamit’in Mabeyincibaşısı Ragıp Paşa’nın. Paşa’nın bu bölgede bir çok hanı olduğu biliniyor.
ÇİÇEK PASAJI: Rum bankerlerinden Hristaki Zoğrafos Efendi, yanan Naum Tiyatrosu’nun yerine içinde bir çarşı ve apartman bulunduran, bir bina yaptırır. Projeyi İtalyan mimar Cleanthy Zanno çizer. Bina yapımı 1876 yılında biter. Binanın altında 24 dükkan, üstünde ise 18 lüks daire vardır. 1908 yılında, bina Sadrazam Sait Paşa’ya geçer ve pasaj “Sait Paşa Geçidi” olarak anılır. 1940 yıllarında, pasajdaki küçük dükkanlara, çiçekçiler yerleşir. Beyaz Rus kadınları, baronesler ve düşesler de burada çiçek satarlar. Cite de Pera, bir süre çiçek mezat yeri olarak da kullanılır. Beyoğlu’ndaki tüm çiçekçiler, pasaja toplanır ve pasajın adı “Çiçekçiler Pasajı” na dönüşür.Daha sonra meyhaneler açılmaya başlar. Bina sakinleri ve çiçekçiler kaçar buradan.
NEVİZADE : Krepen Pasajı’nda iplikçi, terzi, matbaalar ve kunduracı dükkanları varmış. 1941 de ilk meyhane açılmış. Bu meyhaneyi diğer meyhaneler izlemiş. Krepen Pasajı yıkılınca meyhaneler Nevizade’ye taşınmış. İlk zamanlardaki Rum Meyhaneleri yerini, Türk meyhanelere ve meyhanecilere bırakmaya başlamış. Nevizade de bugün bir tane Rum Meyhanesi kalmış.
REJANS: 1917 Rus Devrimi’nden ve iç savaştan sonra Beyaz Ruslar Beyoğlu’na farklı bir eğlence tarzı getirmiş. Rejans Beyaz Ruslar’ca kurulan bir lokanta. Atatürk’ün İstanbul’daki buluşmalarına ev sahipliği yapmış. Agahta Christie’leri, Muhsin Ertuğrul’ları, İbrahim Çallı’ları ağırlamış. 1931 yılında bu mekan, Tevfik Manars, Veronika Protoppova ve Vera Çirik Rejans adıyla ve bir Rus lokantası olarak işletilmek üzere devr alınmış. Şöhreti bugünlere kadar gelmiş.
ELLİNCİ YIL ANITI: Anıt 1973’te ellinci yıl anısına Sadi Çalık tarafından yapılmış. Göğe yükselen elli çelik boru, Cumhuriyet’in dinamizmini simgeliyor.
SANTA MARİA DRAPERİS KİLİSESİ: Kiliseye merdivenlerle iniliyor. Bir Katolik kilisesi. Kiliseyi Fransiskenler tarikatı üyeleri yaptırmış. Kapısında bir plaka var. Bu plakada Karl Ambros Bernard’ın Türkiye’de modern tıp ve eczacılık öğretimini başlatan hekim ve cerrah olduğu yazılı. Hekimin mezarı kilisenin içinde.
GALATA MEVLEVİHANESİ : 1491 yılında İskender Paşa tarafından yaptırılmış bu tekke. Mevleviler sofu halktan uzak durmayı tercih ettikleri için bu bölgeyi tercih etmişler. Bugün Divan Edebiyatı Müzesi olarak faaliyet gösteriyor. 1975 yılında müze olarak hizmete açılmış. Mevlevihane, İstanbul'un en eski Mevlevihanesi. İlk şeyhi Mehmed Semâ-i Çelebi.
SEN ANTUAN KİLİSESİ: Fransiskenler tarikatının bu kilisesi, İstanbul’daki en büyük Katolik kilisesi. Ön cephesinde bir dizi kemerli balkonları ilgi çekiyor. İtalyan gotiği tarzında inşa edilen kilisenin mimarı Mongeri.
CERCLE D’ORİENT : Ermeni Katolik Abraham Paşa’nın mülkü. Bu Paşanın İstanbul’da çok sayıda arazinin, apartmanların sahibi olduğu biliniyor. Bu binada, üyeleri İstanbul’da yaşayan Avrupalılardan ve gayrimüslimlerden oluşan o zamanların en şık kulübü Cercle D’Orient faaliyet göstermiş. Bugün aynı binada SESAM var.
SURİYE PASAJI: 1880’li yıllarda bir Suriye paşası tarafından yaptırılmış. Döneminin en popüler yapılarından biri. Alt katı çarşı, üst kısımlar ise ev olarak düşünülüp yapılmış ilk bina. Altı çarşı, üstü konut olmak üzere üç ayrı bina olarak yapılan pasaj binaları, birbirine sonradan bağlanmış.
KIRIM KİLİSESİ: Kilise, Osmanlıların Britanya ve Fransa ile aynı safta katıldığı Kırım Savaşı’nı anmak için yaptırılmış. Kilisenin girişinde pinekleyen Uzak Doğulular şaşırtıyor bizi. Kilisenin rahibi, Protestan kilisesinde cemaat kalmayınca Sri Lankalı bir grubu cemaat olarak kabul ediyor. Bugün kiliseye Sri Lankalılar bakıyor.
NARMANLI YURDU: Fossati’lerden önceki Rus elçiliği burada faaliyet gösteriyormuş. " 1831 yılında inşa edilmiş. 1880 yılına kadar Rusya Büyükelçiliği ve ardından 1914'e dek Rus hapishanesi olarak kullanılmış. Bina daha sonra Narmanlı ailesinin mülkü olmuş. 1990'ların başından bu yana Narmalı Han'ın otele dönüştürme çalışmaları ise sonuç vermemiş.

10 yorum:

Berceste dedi ki...

Hergun onunden gectigimiz sokaklarda, oturdugumuz kahvelerde, golgesinde dinlendigimizde agacta ne guzel hikayeler var, nasil bir tarih sakli degil mi?

Bu arada sizin fotograf makinasina genis aci lens gerekliligi de ortaya cikmis bence Akin amca :)

Punto dedi ki...

Haklısın Sevgili Dilek; Özellikle bu tip gezilerde geniş açı hatta tele objektif gerekiyor. Tarih konusunda günlük kültür turlarının çoğalması iyi bir gelişme.

Tijen dedi ki...

Ne kadar zengin bir tarihi var Beyoğlu'nun. İstiklal Caddesi ve ara sokaklarda her yürüyüşümde tepelere bakar, binaların güzelliklerini içime çekerim. Zaten bu yüzden orada yürürken "deli" gözüyle bakar insanlar. Bir acelem olmaz, kalabalıkla birlikte ama kendi ritmimde akaaar giderim. (Akın abi sağolun, YKY'den Sabri ağabey çektirmiş fotoğrafını, gönderecek. Ben İzmir'deki vitrini çekemedim ama olsun ne yapalım, görmek bile güzeldi.)

Punto dedi ki...

Evet Sevgili Tijen. Binalara bakarken bizi gören tarihin içinde tarihten habersiz bir hanım "hangi şehirden geldiniz" diye sormuştu.

Elif dedi ki...

Ah, ne harikulade!!!!!

Bu gezilere nasil katilinir? Annemler mutlaka cok ilgilenirler. Bilgisini yazmak mumkun mu??????

www.elifsavas.com/blog

Punto dedi ki...

Sevgili Elif; bizim katıldığımız grup özel bir gruptu. Geziyi Eczacılar Odası organize etmiş, biz de yönetimdeki bir eczacının misafirleri olmuştuk.
Bildiğim kadarı ile FEST TRAVEL bu tip günlük geziler düzenliyor.

suzan dedi ki...

Akın Abi yorgun argın gezmişsin ama haber atlamamışsın.. Bakar kör olduğumuzun bir sürü kanıtı var yazıda. Ben en çok.. 50'inci yıl anıtını öğrendiğime sevindim. Oya Hanım'ın da sizin de elinize ayağınıza sağlık..

Punto dedi ki...

Ellinci yıl anıtının elli borudan yapıldığını ben de rehberden öğrendim Sevgili suzan. Oturup boruları saymadık ki.

Adsız dedi ki...

Gerçekten harika bir gezi olmuş.

Punto dedi ki...

Teşekkürler Sevgili Adsız...