4 Ağustos 2009

Dede toprakları TİKVEŞ’teki heyecan !...

Kavadar'da bizleri heyecanlandıran çınar...
Nihayet dede topraklarındaTikveş’teyiz! Özel bir amaçla çıkılan bu gezinin en heyecanlı kısmına gelmiştik. Yaşı sekseni geçmiş büyüklerimiz buralardan çocuk yaşta ayrıldıkları için hatırladıkları kadarıyla doğup büyüdükleri evi, büyük çiftliği, eskiden sahip olunan köyleri bulmaya çalıştılar. Biz de babalarımızdan annelerimizden kulağımızda kalan bilgilerle ve tespit edebildiğimiz yer isimleriyle yardımcı olmaya uğraştık. Kavadar’daki ev kalmamıştı; buna rağmen “evin yanında büyük bir çınar ve yakınında köprü vardı” anısıyla hiç olmazsa mevkiini bulduk. Köprü tabii yenilenmiş, çınar ise birkaç yüz yıllık olduğu için hâlâ dimdik ayaktaydı.
Şarap fabrikasından bir görünüş...
Tikveş bölgesi şaraplarıyla meşhur. Bugün buradan bütün Avrupa’ya şarap yollanıyor. Büyük bir şarap fabrikasında tadım yaptırdılar. Çeşitli şarapları füme et ve peynir eşliğinde sundular. Yüzlerce dev fıçı, keskin bir şarap kokusu ve tatma ölçüsünde olsa da içtiğimiz şaraplar başımızı döndürdü.
Şimdi Popova Kula adıyla restoran olan dede çiftliğinin yeni hali ve kuleden çevrenin görünüşü (üstte).
Kavadar küçük bir şehir. Hatta şehir bile denemez, bizim kasabalara benziyor. Ama bizim için özelliği olan bir yer. Zaten eskiden dede evinin bulunduğu yerden başka bir yeri de gözümüz görmedi. Kavadar’da biraz gezdikten sonra Demir Kapia’ya yani Demir Kapı’ya gittik. Burada Ribar ailesini kim bilir kaç yüz yıl beslemiş olan kuleli çiftlik vardı. Çanakkale şehidi dedemin hayatta kalan tek erkek kardeşi, artık Makedonya’da yaşamaktan ümit kestiği zamanda Kral Aleksandr’ın çoktandır istediği bu çiftliği ona satarak ailesiyle Türkiye’ye gelmiş. Eskiden “Bey Kulesi” denilen bu bina, artık “Popova Kula” adıyla şarap lokantası olarak kullanılıyor. Popova Kula restoranı, orijinaline sadık kalınarak restore edilmiş. Kule, eskisinden on metre daha yükseltilmiş, içine asansör konmuş, üst kattan harika bir manzara görünümü sağlanmış. Restoranın müdürü, bizim kim olduğumuzu anlayınca oldukça heyecanlandı. “Topluca resminizi çekelim, restorana asalım; buranın eski sahiplerini herkes görsün” dedi. Arazi göz alabildiğine üzüm bağlarıyla kaplı. Eskiden Kavadar’daki evde de çiftlikte de meyve saklama odaları gibi özel şarap saklama odaları varmış. Dindar büyük anneler, şaraplara tuz atarak akıllarınca evdeki gençleri bu yasak içkinin günahından korurlarmış.
Türk köylerindeki çocuklar bizleri ilgi ile izlediler.
Çiftlik yakınındaki Türk köyünde yaşayan yaşlılara dedelerimizin izlerini soruyoruz.
Çiftliğin yakınında, adını yine eski tapulardan ve kayıtlardan öğrendiğimiz kadarıyla eskiden bizim aileye ait olan köylerden birine de gittik. Bir Türk köyü. Yaşlı bir nine, köy sakinlerinin yüzyıllar önce Konya’nın Karaman bölgesinden geldiklerini söyledi, tıpkı bizim aile gibi.
Kuzenler hep beraber, yerel rehberimizle birlikte anı fotoğrafı çektiriyoruz.
Başka gezilere benzemeyen bir geziydi. Çok değişik duygularla memlekete döndük. Mutluluk, ölmüş büyüklerimize özlem, daha önce gelmediğimiz için pişmanlık…
Biz kuzenler, kimimiz İstanbul’da, kimimiz İzmir’de kimimiz Ankara’da yaşıyorduk ve bazılarıyla çok seyrek görüşüyorduk; ama bu gezi ile geçmişimizle yüzleşmiş, aynı büyük babanın torunları olduğumuzu hatırlayıp daha sık görüşmemiz, birbirimizden kopmamamız gerektiğini anlamıştık. Köklerimizi aramıştık ve bir ölçüde de bulmuştuk.
Eşimin kuzenleriyle yaptığı "dede topraklarına yolculuk" burada bitiyor.
Eşime bu geziyi yazıları ve fotoğraflarıyla birlikte bizimle paylaştığı için teşekkür ediyorum.
Punto

4 yorum:

Pınarın Kulubesi dedi ki...

Bu gezinin notlarını okurken gözlerim doldu, heyecanlandım yeri geldi. Geç de olsa bu gezinin yapılmış olması bile çok büyük bir başarı. Biraraya gelmeyi başarmak... Ülkeler arası yolculuk yaparak bu topraklara ulaşmak. Tebrik ediyorum.
Benimle ilgisi olmayan bu toprakları görme hissiyle planlar yapmaya başladım bile...
Gerçek Osmanlı toprakları Balkanlardır diyerek bu diyarları mutlaka görmek gerek...

Punto dedi ki...

Sevgili Pınar,
Gerçekten de içinde yaşadığımız topraklarda, mesela İstanbul'da veya başka şehirlerde Osmanlının izleri bize böylesine heyecan vermiyor. Oralarda ise bambaşka duygularla doluyor insan. Ailece, kuzenlerle yapılan bir gezinin özelliği de buna eklenirse... Rumeli ile ilgisi olmasa da fırsat bulan herkes Balkanlara gitmeli bence.
Oya

Asortik Krep dedi ki...

Geziyi ben yapmış kadar heyecanlandım.. Benimde böyle küçük planlarım var aslında..Umarım gerçekleşir.

Punto dedi ki...

Sevgili Asortik Krep; Bu tip gezilerin heyecanı bir başka oluyor. Planlarınızı gerçeğe dönüştürmeniz dileğiyle sevgiler...
Oya