6 Nisan 2019

Sabuncuoğlu Tıp ve Cerrahi Müzesi "Vicdanın hırsının önüne geçsin"

Suzan Peker gezdi, fotoğrafladı, yazdı
Osmanlı İmparatorluğu'nda Şehzadeler Şehri diye anılan Amasya'dayız. Yeşilırmak'ın kıyısındaki kurulmuş bu şirin şehir; Unesco Dünya Kültür Mirası listesine girmiş Kral Kaya Mezarları, Amasya Kalesi, Yalıboyu Evleri, Şehzazedeler Müzesi, Burmalı Minare Camii gibi birçok tarihi esere ev sahipliği yapıyor.
Müze girişi. İlhanlılar döneminden kalan tek eser…
Biz öncelikle Sabuncuoğlu Tıp ve Cerrahi Müzesi'ni görmek istiyoruz. Yeşilırmak'ın iki yakasında konumlanan bu küçük şehirde, Sabuncuoğlu Tıp ve Cerrahi Müzesi'ni bulmak zor olmuyor. Selçuklu ve Osmanlı döneminde hastaları iyileştirmek amacıyla inşa edilen bimarhane, yani hastahane denilen yapılardan biri burası da.
 Göz kapağı düşmesinde dağlama..
 Genel cerrahi aletleri...
   Kemik cerrahi aletleri…
 İlhanlılar döneminden günümüze ulaşan tek eser, bu. 1308 yılında İlhanlı Hükümdarı Sultan Olcaytu Mehmed Han ve eşi Ilduz Hatun'un inşa ettirdikleri medrese şeklindeki bu yapı, bir avlunun etrafında sıralanmış odalardan oluşuyor. Darüşşifa'da tıp eğitimi verilirken, aynı zamanda hastalar da tedavi edilmiş. Yani zamanının üniversite hastanesiymiş burası. Daha sonra akıl ve ruh hastalarının musikiyle tedavi edildiği bir merkez olmuş. Yapı, 1999-2011 yılları arasında belediye konservatuarı olarak hizmet vermiş, 2011'den bu yana da tıp ve cerrahi müzesi.

  Diş tedavi aletleri…
Müzeye adını veren Şerafeddin Sabuncuoğlu, Fatih  döneminin ünlü hekimleri arasında. Bugün Amasya'da Sabuncuoğlu adına bir hastane de bulunuyor. Sabuncuoğlu, temel eğitimini Burhanettin Ahmet'ten almış ve Amasya Darüşşifa'sında tamamlamış. Hekimliğe, 17 yaşında başlayan Sabuncuoğlu, yaşamını araştırmaya ve denemeye vermiş. Çok iyi Arapça, Farsça ve Rumca bilen Şerafeddin Sabuncuoğlu, tıp tarihine 3 önemli eser bırakmış. Bunlar, Akrabaddin Çevirisi,  Cerrahiyettü'l Haniyye ve Mücerreb Name'dir.
  Kadın doğum ve üroloji aletleri…

  Musikiyle tedavi…

Şifalı Macunlar
Müzede, Mücerreb Name adlı eserinde yer alan formüllerle üretildiği belirtilen macunlar satılıyor. Bunlar şöyle anlatılıyor:
- Macun-u Bah: İştah artırır, gaz giderir, bağıra kuvvet verir.
- Macun-u Mütevekkili: Kuluncu açar, mide zayıflığı, şişkinliği, baş ağrısını, giderir. Gut hastalığına faydalıdır.
- Macun-ı Bellud: Üreme yollarını açar, aşırı terlemeyi düzenler.  
- Macun-u Müferrih: Hazmı kolaylaştırır, cildi güzelleştirir.
- Macun-u Felasife: Balgam söktürücü, dili açar, gazı giderir.
- Macun-u İbni Sina: Ağız kokusunu giderir, mesane taşını eritir...
                          Sabuncuoğlu ve hastası…


              Sabuncuoğlu’nun balmumu heykeli ve 700 yıllık sözü…
Şerafeddin Sabuncuoğlu, diğer birçok hekimin aksine özellikle cerrahiyle ilgilenmiş. Cerrahide hayati tehlikenin çok yüksek olması nedeniyle o dönemde ilaçla tedavi yapılıyormuş. Sabuncuoğlu, 14 yıl Amasya Bimarhanesi'nde yaptığı cerrahi çalışmalarla adını zamanla bütün Anadolu'ya duyurmuş.
Müzede gezerken ilk dikkatimizi çeken, Sabuncuoğlu'nun her hekimin hatta her insana ilke olacak bir sözü "Vicdanın daima hırsının önüne geçsin"
1300'lü yıllarda bu sözün söylenmesi ve hala geçerli olması...
Müzede, balmumu heykellerle o dönem yansıtılmış. Cerrahide ve diş tedavisinde kullanılan aletler ilgi çekici.
"Şarkı söylemek sağlığı koruyan en iyi egzersizdir" İbn-i Sina
Müzenin bir odası, müzikle tedaviye ayrılmış. Hangi burca hangi musiki makamının iyi geleceği, hastalıklara göre makamlar, vakitlere göre makamlar, tenlere göre makamlar ayrı tablolarda anlatılmış.
Bu bölümden ayrılırken. kapının üzerine yerleştirilen İbn-i Sina'nın sözü dikkatimizi çekiyor..Şarkı söylemek sağlığa iyi gelen en iyi egzersizdir.
Amasya'ya giderseniz, 5 tl verip müzeyi gezmeden gelmeyin derim.

1 Nisan 2019

Biliyoruz zaten biz, Minnettarız bahara…

 
Hoş geldin bahar..

Umut bitmiyormuş demek ki,
Saklanmış içimize,
Çıkarıverdin işte ansızın,
Bembeyaz papatyaları.

Üstelik tüm yaprakları,
Seviyor diyor usulca,
Biliyoruz zaten biz,
Minnettarız bahara…

                   SUZAN PEKER

25 Mart 2019

DİREN YEŞİL....

Kendin olmak bu demek herhalde,
Kimseye bakmadan sürüden ayrılmak,
Doğru bildiğin yolda yalnız olmak,
Doğrunun tek olmadığını göstermek…

Inat etmek bu demek herhalde,
Dikey olacaksın diyene gülmek,
Yan gelip yatıyorum ben demek,
Ağustos böceği olmak belki de...

Direnmek bu demek herhalde,
Tek başına da olsan direnmek...
                    Suzan Peker

18 Mart 2019

Bandırma Vapuru ve kurtuluşa giden yol!


Suzan Peker 

Bir milletin Kurtuluş Mücadelesi'nin başladığı tarih, 19 Mayıs 1919... Türk milletinin Büyük Önder Atatürk'ün liderliğinde, küllerinden yeniden doğuşunun simgesi olan bu tarihin, 100. yılını kutluyoruz bu yıl. 19 Mayıs 2019'da Samsun'da kurtuluş ruhunu hissetmek ve Atamız'ı sevgi, minnet ve saygıyla anmak isteyenler şimdiden yerlerini ayırtmışlar. Otellerde boş yer kalmadığı söyleniyor.

Biz, mart ayı başında Samsun'daydık. Yerel seçimlerin gölgesinde girdik kente. Kalabalık nedeniyle Onur Anıtı'na zar zor yaklaşabildik. Samsun halkının büyük kurtarıcının kente çıkışını ölümsüzleştirmek için O'nun Samsun'a çıktığı noktada diktirdiği bu muhteşem heykel, sahil doldurulunca denizden oldukça içeride kalmış. Samsun'un simgesi olan  heykel, Avusturyalı heykeltraş Heinrich Krippel tarafından yapılmış ve 1932'de açılmış. Krippel, Büyük Önderi, Mareşal üniformasıyla şahlanmış bir at üzerinde betimlemiş.


İkinci durağımız Bandırma Vapuru ve Milli Mücadele Açık Hava Müzesi. Müzeye giriş, tam 2 TL, öğrenci 1 TL. Bandırma Vapuru, 9. Ordu Müfettişi Mirliva Mustafa Kemal  ve 18 silah arkadaşını taşıyan gemi değil maalesef. Onun replikası. Çünkü orijinal Bandırma Vapuru, 1925 yılında Haliç'te sökülmüş. Samsun Valiliği, geminin orijinaline sadık kalarak yeniden inşa edilmesini sağlamış ve Bandırma Vapuru,19 Mayıs  2003'te müze olarak hizmete girmiş.



Bandırma Vapuruna giden yolda Milli Mücadeleyi anlatan  on adet bronz rölyef yeralıyor.  "Ya İstiklal Ya Ölüm" diye Samsun'da başlayan kurtuluşu betimleyen rölyefler; Havza, Amasya, Sivas ve Erzurum'la devam ediyor.


Bandırma Vapuru'na ayak bastığımızda bir heyecan kaplıyor içimizi. İlk kamarada Atatürk; Tabip Binbaşı Refik Bey (Saydam), Kurmay Albay Manastırlı Kazım Bey (Dirik), Topçu Binbaşı Kemal Bey (Doğan), Kurmay Albay Refet Bey (Bele) ile 19. yy İngiliz yapımı bir masada toplantı halinde. Balmumu heykellerin yanısıra 1870'lerden kalma bir telefon, gemici saati, Geç Osmanlı Dönemi'nden ceylan derisi bir harita dikkat çekiyor.  Atatürk'ün sevdiği şarkıları da duyunca gözlerimiz nemleniyor. Kurtuluş Savaşı ruhunu iliklerimize kadar hissediyoruz. Sanki biraz eksikmişiz, tamamlanıyoruz.
Bir kamara Atatürk'ün yatak odası olarak düzenlenmiş. Burada kendisine ait orijinal bir radyo bulunuyor.


 Daha önce ambar olarak kullanılan sergi salonu ise, geminin alt katında. Burada Atatürk'ün yazışmaları, kendi el yazısıyla vasiyetnamesi, çok özel fotoğraflar, silahlar, çeşitli ülkelerin Atatürk adına bastırdığı pullar, Atatürk'e veda eden Samsun halkının fotoğrafları ve büyük kaybımızın ardından gazetelerin manşetlerini görüyoruz. Bu bölümde sinevizyon gösterisi için bir oturma düzeni oluşturulmuş. Bandırma Vapuru'nun kalbi burası bizce. "Manastır'ın ortasında var bir havuz..." kulaklarımıza dolarken ülkenin ne büyük fedakarlıklarla kurtulduğunu düşünüyoruz.

İç düzenlemeleri Abdi Güzel tarafından yapılmış Bandırma Vapuru, mutlaka görülmeli.
 Milli Mücadele Açık Hava Müzesi'nde Çanakkale Savaşı'ndan, İzmir'de düşmanın denize dökülüşüne kadar geçen zorlu süreci anlatan ve hissettiren rölyefler, Samsun ve ilçelerinden kaybedilen şehitlerin adlarının yazıldığı Şehitler Yazıtı, bağımsızlık mücadelesinde kullanılan top, tüfek, torpido, uçaksavar gibi savaş malzemeleri bulunuyor.
 

Kurtuluş Yolu
 Ulu Önder Atatürk'ün, 18 arkadaşıyla kurtuluş mücadelesine başlamak amacıyla çıktığı Samsun iskelesi, 19 Mayıs 1919 sabahını hissettirmek amacıyla  yeniden yapılmış. Atatürk ve arkadaşlarıyla onları karşılamaya gelen Samsun halkının balmumu heykellerinin bulunduğu iskele, ulusun kurtuluş yolunun da başlangıcı. O yüzden buradan Amasya Suluova'ya kadar uzanan 98 km'lik yol, Kurtuluş Yolu olarak düzenleniyor. 19 Mayıs 2019'a yetiştirilmeye çalışılan yol, milli mücadele ruhunu yaşatacak.
Arşivlerden ve karayolları haritalarından yararlanarak Kurtuluş Yolu'nun orijinal güzergahı belirlenmiş.
Samsun'dan Amasya'ya doğru yol alırken, 'Kurtuluş Yolu' tabelalarına rastlıyoruz. Bizi anayoldan toprak yollara sokan bu yollar, terkedilmiş mahallelerin arasından geçiyor çoğu zaman. Bir yolda Kurtuluş Köprüsü adını verdikleri bir köprü görüyoruz. Bir yolun başında Atatürk'ün çok özel fotoğraflarını. O dönemde kullanılan araçların benzerleri  güzergahlara yerleştirilmiş ama henüz proje tamamlanmadığı için hangi yolda neyle karşılaşıp karşılaşmayacağımızı bilemiyoruz. Tabelalar da çok bilgilendirici olmadığı için hepsine girip, çıkamadık.
Samsun'dan Amasya'ya giderken, 100 yıl önce Kurtuluş Yolu'nda milli mücadele veren atalarımıza saygı ve minnet duyuyoruz.

9 Ocak 2019

Kumburgaz'dan Amerika'da belediye başkanlığına...


Gazeteci Ali Öncü Ortadoğu gazetesinde bir anısını anlattı. Benim de tanıdığım bu iki kardeşin başarı öyküsünü sizlerle paylaşmak istedim:

"Tarih 1983–87 yedili yıllar.
Tercüman ve de Bulvar gazetesinin “ACAR” bir polis muhabiriyim.
Yazı işleri müdürü de adını hep sevgiyle andığım, Dürüst, yardımsever ve de mert bir insan olan; “Akın Kamacıoğlu”.
Gazetecilik hayatımda bana “öğretisi “ çok olan bir meslek duayeni.
Bir Mayıs dolayısı ile Taksim’de olayları çekmiş, Yazımı yazmak için gazeteye gelmiştim.
Odacı Mehmet yanıma gelip; “Ağabey, Akın Abi seni çağırıyor, hemen gelsin” dedi.
Yazı işlerine gittiğimde Akın ağabeyin yanında iki delikanlı oturuyordu.
Biri kıvırcık saçlı, Diğeri düz saçlı.
Yakışıklı mı?
Yakışıklı.
Sevimli mi?
Sevimli.
Akın Ağabey delikanlılara göstererek; “ Şu iki aslan parçası, benim aile dostum,
Yazlık komşum, Cahit Selen’in oğulları, Poliste işleri varmış, onları hallediver” dedi.
Kimdi bu delikanlılar; “Tayfun Selen, Volkan Selen”.
Bu tanışma daha sonra çok güzel bir dostluğun da sebebi oldu.
Selen Ailesi ile, Gittik geldik velhasıl hiç ayrılmadık.
Özetle Volkan ile Tayfun hep yanımda etrafımdaydı.
Hep saygılı hep sevgi dolu.

ARAPGİR’DEN İSTANBUL’A....

Selen Ailesinin hayat çizgisi, Malatya’nın, Arapgir ilçesinden İstanbul’a gelişi ile başlar.
Baba Cahit Selen eşi Aynur Selen ile bir karar verirler. Çocuklarının daha iyi bir tahsil görmesi için, İstanbul’a gitmeleri gerektiği kararını.
Öyle’de yaparlar.
Baba Rami’de kuru gıda üzerine bir toptancılığa başlar.
Kısa sürede nafakasını temin eder.
Oğullar zeki.
Teknik Üniversiteyi kazanıp babalarının yüzünü güldürürler.

ABD’YE UĞURLADIM...

Üniversite bitince, iki kardeş kafa kafaya verip bir karar verirler,
Ve bunu baba ve annelerine açıklarlar;
“Biz bundan sonraki yaşamımızı ABD’de sürdürmek istiyoruz”.
Baba için oğulları çok önemli.
Kararlarına saygılı.
Çünkü onlara çok iyi bir tahsil, Ve de çok iyi bir aile terbiyesi verdiğine emin.
Yeşilköy’deki evlerini satıp birikimlerini toparlayıp, ABD’nin yolunu tutarlar.
İşin güzel tarafı,O zamanlar pasaport almak bir aylık süre tuttuğundan,
Selen ailesinin pasaportlarını,Polis muhabirliği avantajını kullanarak, Üç-beş gün içinde ben almıştım.
Ayrıca Selen Ailesi ABD’ye uçarken,Uğurlayan tek kişi yine bendim.

SEÇİM ÇALIŞMALARI İLE MEŞGUL...

Evet, Selen Ailesi önceki yaz yazlık misafirimdi.
Cahit, Aynur ve de Volkan Selen.
Ama Tayfun yoktu.
Tayfun niye gelmedi diye sorduğumda,Abisi Volkan;
“Ağabey kardeşimin çok selamı var,Ellerinden öper.
Ancak çok yoğun bir siyasi faaliyeti var.
İnşallah Amerikan Tarihinin ilk TÜRK beledîde başkanı olacak.
Seçim çalışmaları ile meşgul” dedi.
Ve önceki gün beni çok mutlu eden o haberi aldım.
Tayfun selen adını tarihimize altın harflerle yazdırmıştı.
ABD’de, New Jersey Eyaletinin,Chatham ilçesinin belediye başkanı olmuştu.
Bu aynı zamanda ABD’de ki ilk TÜRK Belediye başkanıydı.
Sevindim tabii.
Elimizde büyümüş iki delikanlı.Volkan Selen’de çok başarılı.
Wall Street’de milyar dolarlık yatırımcı fonlarını idare ediyor,
Kardeşi de belediye başkanı.
Ne diyelim inşallah bu sene yazlığımızda,
Bir de ABD’li TÜRK Belediye başkanını ağırlarız.
Sonra da ABD başkanı olur inşallah.
Ne demişler isteyenin bir yüzü…"

27 Kasım 2018

İstanbul’un metrelerce altındaki sarnıçlar!

Oya Kamacıoğlu gezdi, fotoğrafladı, bizimle paylaştı:

Özellikle Sultanahmet, Laleli ve Fatih semtlerinde gezerken bastığınız yerin metrelerce altında yüzlerce yıllık bir başka İstanbul’un daha olduğunu hiç düşündünüz mü?  Bizans imparatorları, tarihin her döneminde su sıkıntısı çeken İstanbul’da yerin altında su kanalları, sarnıçlar, yer üstünde de devasa su sarnıçları yaparak bu sıkıntıya çare bulmaya çalışmışlar. Bu sarnıçlardan başka, nice saraylar, yeraltı tünelleri, mahzenler v.b leri tonlarca toprağın altından gün yüzüne çıkarılmayı beklemektedir.  Sadece bu semtlerde değil, metro kazılarında ortaya çıkan Yenikapı ve Beşiktaş buluntuları da bizleri dünyanın hiçbir yerinde olmayan bir tarih zenginliğiyle buluşturdu.
Önce tahmin etmek, sonra bilimsel verilere ulaşmak ve en sonra da dikkatlice kazmaya başlamak, çıkanları muhafaza etmek, sergilemek … Sanat tarihçilerinin ve arkeologların rüyalarına giren bir başarı.
Yerebatan Sarayı, Binbirdirek Sarnıcı gibi çok bilinen ve halkın rahatça gezebildiği sarnıçların yanı sıra az bilinen veya serbest gezme izni olmayan yüze yakın sarnıç var.  


KADİR HAS ÜNİVERSİTESİ SARNICI:  Haliç’te bulunan bu üniversitenin  altında 11. yy. dan kalma bir sarnıç var. Bugün Rezan Has Haliç Kültürleri Müzesi olarak kullanılan ve başarılı bir restorasyon geçirmiş olan bu sarnıç, 24 kubbe ve 48 sütundan oluşmakta. 1944 yılında Arkeoloji Müzesi tarafından ortaya çıkarılmış. Mahzenle sarnıcın farkı, sarnıçların içinin özel sarnıç sıvası ile sıvanmış olması ve çıkıntı köşelerin keskin değil su tutması için yuvarlak dönmesidir.

SULTAN SARNICI: Fatih Çarşamba’da Ali Naki Sokağında bulunan bu sarnıcın 4. yy.da I. Theodosius zamanında yapıldığı düşünülmektedir. 31m.uzunluğu ve 20m. genişliği vardır.
28 sütun üzerine oturmuş olan sarnıç, Osmanlı İmparatorluğu zamanında ve sonra da depo olarak kullanılmış. 2000 yılında bir girişimci tarafından tesadüfen bulununca orijinal yapısına sadık kalınarak restorasyonu yapılmış. 2007 yılından itibaren özel izinle düğün davet salonu olarak kullanılmaktadır.

ANTİK OTEL SARNICI: 1984 yılında Kadırga’da Antik Otel inşaatı için yapılan kazılarda, yerin 12 m. altında 1500 yıllık bir sarnıç bulunmuş ve otel yapılırken altındaki sarnıç da restorasyondan geçerek “Antik Cisterna” adıyla, sergilere ve özel davetlere açılmıştır.

ŞEREFİYE SARNICI: Çemberlitaş’ta Piyerloti Caddesi üzerinde bulunan bu sarnıç 1565 yıllık. Constantinus ve Theodosius isimleri ile de anılır. İmparator II. Theodosius zamanında yapılmış. Vaktiyle Yerebatan ve Binbirdirek sarnıçlarıyla bağlantılı olduğu düşünülmektedir. Bugün sergi alanı olarak kullanılıyor.

BÜYÜK SARAY: (Palatium Magnum) Fatih, Cankurtaran’da  4.yy.da I.Konstantius tarafından üç teras üzerinde yapılan  büyük bir sarayın bugün ancak çok küçük bir bölümü ortaya çıkmış. Bu sarayın Magnura sarayı olduğu tahmin edilmektedir. Bu bölgede ayrıca Daphne, Khalke saraylarının da olduğu bilinmektedir. Taht odası, hamam, kilise ve bir sürü oda ve bölümün olduğu varsayılan bu saray da ortaya çıkmayı bekliyor.

SARNIÇ KAFE SARNICI: Fatiht’te bir kafenin altındaki bu sarnıç da ortaya çıkarılmayı bekleyen, gerçek büyüklüğü tam olarak da bilinemeyen  bir sarnıç.

SOĞANCI HANI SARNICI: Fatih Mimar Kemalettin Mahallesinde bir tesadüf eseri bulunmuş. Han çalışanlarının yıllarca çöp attıkları alt kattaki boşluk olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bugün ancak tonozları sağlamlaştırılmış ama gereken temizliği ve restorasyonu daha yapılmamış. Diğer sarnıçlar gibi büyük bir sarnıç olduğu tahmin edilmektedir.

 AÇIK SARNIÇLAR
Açık sarnıçların en büyükleri, Veliefendi Hipodromuna yakın FİLDAMI sarnıcı, Bugünkü Vefa stadının da içinde bulunan AETİUS sarnıcı ve Fatih’te park olarak kullanılan, Çukurbostan adıyla bilinen ASPAR sarnıcıdır.



İşaret edilen bu birkaç sarnıçtan başka bilinmeyen veya bilinip de ortaya çıkarılamayan, içine kolay kolay girilemeyen daha yüzlerce sarnıç, mahzen ve saray var. Bazı dükkan,han, apartman, otel vb. lerinin altlarındaki Bizans kalıntılarını, rahatları bozulur diyerek sakladıkları da bir gerçek.


17 Kasım 2018

ÖZBEKİSTAN'DA İPEK YOLU!


Filiz Kamacıoğlu gezdi, fotoğrafladı, bizimle paylaştı:

Gezimiz, Özbekistan sınırları içerisinde bulunan Nukus (Aral gölünün güneyinde), Hiva (Kızılkum ve Karakum çölleri arasında olan Harezm bölgesinde), Buhara (Kızılkum çölünün güney ucunda), Timur'un doğduğu şehir Şehrisebz (Eski Keş), Timur'un başkenti Semerkant ve bugün Özbekistan'ın baş kenti olan Taşkent'i içeriyor.
Özbekistan haritası.

NUKUS: Özbekistan'a bağlı özerk bir bölge olan Karakalpakistan'ın başkenti. Günümüzde, Savitsky adıyla anılan müze St.Petersburg'dan sonra en büyük Rus Avangard koleksiyonunu barındırır. İgor  Savitsky 1957 yılında Nukus'a yerleşen Rus arkeologdur. Özbek ve Karakalpak sanatçıların yanı sıra Sovyet yönetiminin sürgüne gönderdiği avangard sanatçıların resimlerini ve diğer eserlerini toplamıştır.
Nukus müzesi.

HİVA:(Khiva), İpek yolu üzerindeki en önemli duraklardan biri.Tarihi İçhan kalesi Unesco tarafından Dünya mirası Listesine alınmış. Kale kerpiç surlarla çevrili. Sur içi çinilerle kaplı medreseler, camiler ve türbelerin bulunduğu açık hava müzesidir. İç kalenin burçları ve dört kapısı vardır. İpek yolunda en büyük köle ticaretinin yapıldığı yerdir.
Hiva'nın şehir planı
Hiva şehri surları.
Şehir surları ve  Hiva'nın simgesi Kalta minor minaresi.
Hiva'da 26 metre yükseklikte Kalta minor minaresi
 Kalta Minor minaresinden çini detayları
Hiva'da 45 metre yüksekliğinde olan minare
Kızılkum çölünden geçerken
Kızılkum çölü

BUHARA: IX yüzyıl ortalarından X yüzyılın sonuna kadar Samanilerin başkenti olmuş. İbn-i Sina'nın şehridir. Samaniler ve Karahanlılar zamanında ilk altın çağını yaşadı. Buhara, Unesco tarafından Dünya Mirası Listesi'ne alınmıştır.
Her yerden görülen Kalon Minaresi (Karahanlılar tarafından yaptırılmış 47 m yüksekliğinde geometrik motifler ve çini süslemeli)
Kalon Minaresinin yakından görünüşü
Buhara'da medresenin iç avlusu
Karahanlılardan kalma Orta Asya'nın en eski camisi Magaki Attari Camisi
Magaki Attari Camii detay
 Yerel giysilerle gelin ve damat
Buhara'da bir sokak
Kuklalar
Samani İsmail Türbesi, Orta Asya'da pişmiş tuğladan yapılmış ilk  mimari yapıdır.
Tuğla süslemelerden detay, Zerdüşt simgeleri bulunur
iç mekan tuğla kubbe
iç mekan detay
Nakşibendi türbesi

 ŞEHRİSEBZ: (eski Keş) şehri. Unesco tarafından Dünya Mirası listesine alınmıştır. "Yeşil Şehir" anlamına gelir. Timur burada doğdu. Şehir, Timur'un yaptırdığı yazlık konutu Ak Saray'ın harabeleri, sarayın bahçesindeki savaşçının büyük heykeli ve Dorus Saidat Anıt kompleksi ile ünlü. Timur Özbekçe Demir anlamındadır.
 Timur heykeli ve Ak saray harabesi
Ak saray detay
Ak saray görkemli çizimi

SEMERKANT: Zeravşan ırmağı vadisinde bulunur.Antik çağda M.Ö.VII.yüzyılda Efrasiyab adıyla anılırdı. Semerkant Unesco tarafından Dünya Mirası Listesine alınmıştır.
 Semerkant'ta tiyatro binası
 18 Ekim Semerkant günü süslemeleri
 Semerkant'lı delikanlılar
 Timur heykeli
 Semerkant Registan meydanından örnekler
Semerkant Registan meydanı gece
Şah Zinde mezarlığı kompleksinde bulunan türbelerden çini örnekleri
İç mekan 
Siyab pazarı
Pazarın İçi
Buhari'nin türbesi

TAŞKENT; Özbekistan’ın başkentidir.
 Opera binası dış
Opera binası sahne
Opera binası balkon
Opera binası tavan
Opera binası duvar resmi