21 Haziran 2007

Sevsen bir türlü, sevmesen bir türlü!...

Bazen pencereden baktığımda karşımdaki komşu ile göz göze geliriz. Ne seyreder bilemiyorum. Her gördüğümde aklım bu evcil hayvanlar konusuna takılır. Bir yanda evinde hayvan besleyenler, bir yanda da evde hayvan beslemenin doğru olmadığını savunanlar.
Bizim sitede birkaç yıl önce ciddi “köpek” kavgaları oldu. Bir ara site içinde yürümek bile zorlaşmıştı. Çoğu köpek sahibi tasmasız gezdiriyordu köpeklerini. Site yönetimi tedbir aldıkça, köpek sevenlerin saldırısına uğradılar. Herkesi hayvan düşmanı ilan ettiler. Ben de bir yıl başkanlık yaptım. Yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal.
Her şeyde olduğu gibi hayvan beslemede de bir kurallar zincirimiz yok. Birbirimize saygımız ise hiç yok.
Köpekten korkan insanlar var. Korkma deyince oluyor mu? Olmuyor. Ya pislikleri. Köpeği yola pislerken, havalara bakan köpek sahipleri o kadar çok ki. O pislenen yerlerde küçük çocukların oynadığını bir düşünsenize.
Sitemizin ortasında bir parkımız var. Salıncakların olduğu bölge kumluk. Kumun etrafı açıktı. Köpek sahipleri o kumun içine köpeklerinin pislemesine aldırmıyorlardı. Sonunda telle çevirdik kumu.
Bir başka sorun da başıboş köpekler. Yollarda bekleyen ve gelip geçenlere saldıran köpekler. Bir yanda bunları besleyenler. Diğer yanda köpeklerden korkan ve bunları alın diyenler.
Şimdi soruyorum? Çevresini düşünmeyen, komşusunu, çocukları hiçe sayan, sokak köpeklerini besleyenler mi haklı? Yoksa bir kurallar zinciri içinde çevreye, komşuya saygılı bir sistemin uygulanmasını, başıboş köpeklerin toplanmasını isteyenler mi haklı?
Yorumlarınızı bekliyorum.

27 yorum:

enne dedi ki...

Bence nasıl insanların evcil hayvan sevme, sahiplenme hakkı varsa sevmeme, korkma hakkı da olmalıdır. Bir taraf diğer tarafa baskın çıkmaya çalışmamalıdır. Ben köpekten korkuyorum deyince sahibinin korkma birşey yapmaz cevabı maalesef korkuyu azaltmıyor. Orada yapılması gereken sahibinin köpeği tutması veya uzaklaştırması olmalıdır. Sırf bu nedenle beni bir köpek ısırmıştı, o nedenle hala korkuyorum elimde olmadan. Ama korkuyor olmam onları sevmediğimi, eziyet edenleri lanetlemediğimi de göstermez tabii ki.
Aynı yaşam alanını paylaşan kişilerin ortak çaba göstererek birbirlerine saygılı olması gerektiğini düşünüyorum ben. medeniyet bunu gerektirir.

Punto dedi ki...

Sevgili Enne; bana göre de bir arada yaşarken özgürlüklerimizin bir başkasının özgürlüğü ile sınırlı olduğunu unutmayalım.

Adsız dedi ki...

merhaba,gerçekten zor bir karar ..eylül

Punto dedi ki...

Sevgili Eylül; zor karar ama karşılıklı anlayışla çözülebilecek bir sorun. Avrupa bu sorunu halletmiş bile. Önemli olan böyle bir sorunun varlığını kabul etmek.

ERDIL dedi ki...

Sevgili Dost,
Bu gün en büyük yanlis hayvanlari tanimamaktan geliyor.
Örnegin evinizde bir kediniz varsa.
O mekanda siz onun misafirisiniz.Köpekler tam aksine o sizi efendisi görür.
Kisaca basimdan gecen bir öyküyü anlatayim.Bir gün is yerine bir tlf.geldi büyük bir ev bürosu 100 bin kadar konutlari var aynen yaziniz daki gibi sikayetciler bize firma olarak ne yapabilecegimizi sordular.
Ben de bir hayvan psiloguna müracat ettim.Almis oldugum bilgiler karsisinda;ufak bir kum havuzu
ortasinda kuru bir kütük yaninda bir levha köpek tuvaleti.Sitelerdeki bütün hayvanlar ister serbest olsunlar isterlerse sahiplerinin tasmasi ile dolassinlar yalniz o tuvaletleri kullandilar.Tuvaletlerin bakim ve temizligi ise ufak bir ücret karsiliginda köpek sahipleri tarafindan karsilandi.Korku konusuna gelince yapilan istatislikler bizlerin köpek korkusu en ön siralarda oldugunu gösteriyor.Bu daha cok icimize kuduz tehlikesi ile girmis.
Yabancilar ona da care bulmuslar köpeklerin cins ve büyüklüklerine göre tasma agizlik ve serbest dolasmalarini bilincli olarak uygulama yönüne gitmisler.
Sevgilerle

B5 dedi ki...

Bence....
1-Yasiyor oldugum, yasadigim diger ülkelerde oldugu gibi sokak hayvani diye birsey olmasin istiyorum Turkiye de. Yari ezilmis, sakat hayvan bulup, kurtarmak pesine dusmek istemiyorum artik. Cunku aci ceksin istemiyorum. Gozumun onunde arabalar carpsin istemiyorum. Kisirlastirilsin hepsi.

2-Elbette tasmali gezmek durumunda kopekler diger -yabancilarin- alaninda. Sehirde yasadiginiz surece elbette bunu uygulayacaksiniz. Buyukluk farki gozedilmeden. Saldirganlik olur, olmaz. Bir hayvan icgudusel davranislarin sorumlu degildir. Onun bakimindan sorumlu olan eger onu SOSYAL bir alana sokuyor ise bu alanda ondan ve davranislarindan sorumludur: Temizligi, saldirganligi, gürültüsü vs... Bunlari gözönüne alamayan da zaten baskalarina yakin yasamasin, ya da hayvan beslemesin.

3-Tüm bunlari hayvanlari asiri derecede seven, pek cok farkli türü yetistirme sevincine sahip olan, gencliginde veteriner olmadigi halde o fakultenin kitaplarini okuyan(;)),su ansa apartman yasami ve yolculuklari nedeni ile bir evcil hayvan sorumlulugu alamadigi bir dönemde yasayan biri olarak yaziyorum,

Sevgilerimle,

Punto dedi ki...

Sevgili Erdil; Bu sitede bir yıl da ben başkanlık yaptım. Dediğiniz uygulama için bir yer gösterdik köpek sahiplerine. Kimse köpeğini oraya götürmedi. Yine bildiklerini okudular. Avrupa bu işi halletti. Zira bunu bir sorun olarak gördü. Kurallarını koydu. Bizde henüz sorun olarak görünmüyor. Hayvan sevenlerin gayretleriyle yasa çıkarıldı ama uygulama yok henüz. Sanırım şöyle de bir durum var; hayvanları çocuklar istiyor, anne baba kıramıyor eve bir köpek alınıyor. Çocuğun hevesi bitiyor, köpeğin bakımı anne babaya kalıyor. Yani işin içinde sevgiden ziyade özenti olunca olan oluyor.

Punto dedi ki...

Sevgili B5; Tamamen katılıyorum söylediklerine. Umarım bir gün bizde de bu anlayış yaygınlaşır. Sokak köpeklerini kısırlaştırma işi var ama çarenin çok uzun vadeli olduğunu düşünüyorum. Bazı belediyeler koruma evleri yapıyorlarmış.

Mine dedi ki...

Yurumeye cikan cogu insan elinde ufak naylon posetler tasiyor, kopeklerinin ardindan temizliyorlar. Kopeklerin yasak oldugu plajlar var. Daha temiz oluyorlar. Ben tercih ediyorum cunki mutlaka 1-2 kisi cikiyor kurallara uymayip kopeginin pisligini ortada birakan. Basibos kopek, kedi yok. Ama biz coplerini toplayamayan ve bundan da pek rahatsiz olmayan bir halkiz. Istanbul'da tum kedileri sokaklardan toplasalar bu sefer sehri fare basar.

Pınarın Kulubesi dedi ki...

Mine hanıma katılıyorum. Çöp nasıl atılır kültürümüz yokki, ağzı açık torbalarla atıyor çoğu, ağzı kapatılan çöp poşeti kullanan yok ki. Market poşetlerini çöp poşeti olarak kullanan bir milletiz, çöpçüler ne yapsın bu durumda, çöp tenekeleri akmış, kokmuş.
Tam evcil hayvanlara göre bir ortam oluyor. Kediler olmasa fare basabilir gerçekten...
Bir komşumuz köpek besliyor ve yakın katlardaki komşular sesten gürültüden çok rahatsız olduklarını belirtiyorlar. Köpek beslemek için müstakil evde ya da kasaba türü bir yerde yaşamak gerekiyor bence. Apartman hayatında olacak birşey değil bana göre..

Elif dedi ki...

Iki tarafi da mutlu etmek mumkun! Herkes kurallara uyarsa tabii.

Sokak kopeklerini mutlaka igdis ettirmeliler. Ve herkesin gectigi yerden uzakta ve hep ayni yerde beslemeliler. O zaman hayvancagiz yemek aramak icin butun siteyi dolanmaz.

Burada kopek sosyallesme parklari var! Kopekleri tasmasiz dolastirmak tamamen yasak. Ama kucuk kopek ve buyuk kopek ayrimli, toprak zeminli, etrafi cevrili alanlar var. Orada kopekler tasmasiz oynasiyor, zipliyor, kosuyorlar.

Kopegin pisligini temizlememek ceza aliyor. Ama zaten temizlememeyi dusunmuyorlar, cunku ne de olsa oraya kendileri de basiyorlar! Ama yine de, kopeginizin kakasini temizleyin diye isaretler var heryerde. Bir de altlarinda kucuk cop kutulari var ki millet usenmesin, torbaya koyup oraya ativersin. Hatta torba koyan isaretler bile var.

Turkiye'de kopekleri egitmiyorlar. Buradakiler genellikle egitimli. Ama yine de dikkatliler. Mesela ben oglumla kaldirimda yururken, kopekle karsilasirsak sahibi hemen tasmanin ipini kisaltiyor, kopegi kendine iyice yaklastiriyor. Sonra acikliyor: cocuklari sever, hic korkma, ya da cocuklardan urker, dikkat edelim seklinde.

Burada, sanilanin aksina, kopek beslemeye izin vermeyen ev sahipleri oldukca fazla. Binalarin bazilari da kabul etmiyorlar. Yani ozgurluk, ozgurluk dedigimiz, oyle ezbere konusmakla olmuyor. Ayrica kopeklerin gunduz havlamasi normal karsilaniyor ama gece cit yok. Yoksa izin verilmiyor. Ona gore egitiyorlar hayvanlarini.

www.elifsavas.com/blog

Berceste dedi ki...

Bence fotoğrafınız olayın vahametini gözler önüne sermekte. Zavallıcık can sıkıntısı ve sıcağın etkisiyle, yaşlı nineler gibi gelen geçeni seyrederek eğleniyor :( Apartman hayatı insanlara yaşamı zorlaştırırken, onları da içine almamalı kanımca. Belki bir balık, bir kuş neyse ama köpek çok zor! Hayvana da eziyet, bakana da, konu komşuya da! Burada bahçelerde köpek beslemek yasak! Beslemek isteyen evin içinde onunla yaşayacak ve ses yapmayacak. Her ev hayvanının derisinin altına yerleştirilen bir mikro chip'i var bildiğim kadarıyla. Kayıtlarından vukaatı olup olmadığını saptıyorlar ve vukaatı olana ölüm cezasına kadar gidecek ağır cezalara çarptırabiliyorlar. Geçen sene küçük bir çocuğu parçalayan köpek için bu karar verimişti. Çocuk her yanı dikişli, olayın şokundan kurtulamadığından psikolojik tedavi görecekti... Sizin komşu köpek de çok şirin ama onun oyun sandığı pek çok şeyi, onu tanımayanlar korkarak izler ve farkında olmadan ısırırsa başı derde girer! Burada arada camlarda gördüğüm bir yazı var. Köpekler Christmas için değil, yaşam boyu birlikte yaşamak içindir diye... Demek ki çocukları için alıp, sonra büyüyünce hayvan barınaklarına bırakıyorlar :(
Park ve bahçelerde tasmalarını çıkartmamaları gerekirken, onlara güvenen sahipleri tarafından salınıverilen çok köpek bisikletlilere zor anlar yaşatıyor burada da! Hayvan beslemek sorumluluk ister! Bu sorumluluğun farkında olanlara satışlar yapılmalı kanımca...

Ezgi dedi ki...

Ben de bu konuda fikrimi izninizle söyleyeceğim. Köpek sahiplerinin köpeklerini gezdirirkenki kimi tutumları ne yazık ki rahatsız edici olabiliyor. Dışkıların yolda bırakılması, toplu alanlarda tasmasız dolaştırılması gibi sorunlara katılmakla birlikte;

-Evcil hayvan besleyenlerinin bu tutumlarının biraz da gördükleri anlamsız tepkiler nedeniyle bir savunmaya geçme olduğunu düşünüyorum. Çocuğuyla yanınızdan geçerken "ıyyy, pis" diyenler, sokak kedileri için hazırladığınız su kaplarını çöp addedip yok eden ama attığı çöp konteynırının kapağını açık bırakanlar, nefretlerinini alenen kusanlar, tekmeleyenler, zarar verenler... Korkanlar ya da sevmeyenler hiçbir şekilde yargılanamaz ancak bu bir canlıya hakaret etmek, zarar vermek, yaşamına son vermek hakkını vermez.

-Koruma evleri demişsiniz. Türkiye'de hayvanlar korunmuyor. Türkiye'de hayvanların aç bırakıldığı, birbirlerine parçalatıldıkları barınaklar var. O barınaklar sizin de dediğiniz gibi geçici hevesle alınan köpeklerle, sokakta yaşarken birilerinin gözüne batan ve belediyece toplanan sokak hayvanlarıyla, dahası yurtdışından bavullarla yurda sokulan cins köpeklerle dolu. Hayvanlar korunmuyor, gözden ırak, ölüme terkediliyor.

-Ben sokakta hayvan olmasından yanayım. Hani bazı sokaklarda yaşayan, mahallece bakılan, o mahalleyi evi gibi sahiplenmiş köpekler vardır. Nicesi çocukların eğitimine ve gelişimine plastik oyuncaklardan çok daha fazla olumlu katkıda bulunurlar. Mahallece kısırlaştırılan, aşılanan bu köpeklerin hiçbir zararı olmaz.

-Köpekler öylesine saldırmazlar. Gelene geçene saldırmak kavramını açmak lazım. Yaklaşıyor olabilirler, sevmeyen bir kişi için irite edici olduğu doğrudur. Ama o toplamak kavramı benim tüylerimi diken diken ediyor. Çünkü;

http://www.kedimveben.com/barinak.htm
(Okumanızı öneririm)

Biraz uzun olacak ama Işıl Özgentürk'ün bir köşe yazısı var:

IŞIL ÖZGENTÜRK


Köpekler ve insanlar

İstanbul Barosu Hayvan Hakları Çalışma Grubu Başkanı Ahmet Kemal Şenpolat gönderdiği uzun metnin başında şöyle diyor: ''Tek umudumuz bu haberlerin, 'bazılarının' dikkatini çekmesi. Yoksa bu yazılarımız ve röportajlarımız birer pembe haber olmaktan öteye geçmiyor, maalesef.''


Malumunuz.. haklar denince bende akar sular durur. Üşenmedim, Şenpolat'ın uzun metnini satır satır okudum. Okudukça canım sıkıldı, merhametsiz insanoğluna fena halde kızdım. Öte yandan hayvan haklarından söz edildiğinde hemen gündeme gelen başka bir söylemi anımsadım. Şöyledir: ''İnsan hakları konusunda binlerce ihlal olurken, Kenya'da özellikle çocukların içecek sadece bir aylık suları olduğu gerçeği apaçık ortadayken (bu korkunç bir durum ve yardım vaat eden zengin devletler oralı değiller), komşumuz Irak'ta, Filistin'de binlerce insan savaşta yaşamını yitirirken, hayvan hakları biraz bekleyemez mi?''

Bekleyemez, çünkü her şey bir bütün. Kadın hakları, çocuk hakları, siyasi haklar, azınlık hakları, yaşam hakkı, hayvan hakları birbirine son derece ince iplerle bağlı, birbirini tamamlayan halkalar. Ya hepsi için mücadele ederiz, ya da, ya dası yok.

Ben kişisel olarak, bazı cinsler dışında köpeklerin evcilleştirilmesine karşı bir insanım. Bu konuda biraz radikal düşünüyorum. Çünkü içimi acıtan görüntüler hiç aklımdan gitmiyor. Çok yakın dostlarımdan biri vaktiyle bir St.Bernard aldı. Yavruyken gezdirip dolaştırabiliyorduk; büyüyünce çok güçlü oldu, gezdirmek olanaksız. Ayrıca öyle çocuk sever bir köpek ki, kocaman cüssesinin farkında değil, bir çocuk gördü mü tut tutabilirsen... Çocuk kısmı da onun oynamak istediğini ne bilsin... Dev gibi bir köpek onlara doğru koşuyor. Haydaa.. feryat figan. Şimdi bizim St.Bernard, öylece kulübesinde oturuyor, çok mutsuz. Üstelik o, karlı dağlara alışmış, İstanbul'daysa toplam 25 gün kar yağıyor.

Bu arada yazın buram buram terleyen mavi gözlü Sibirya kurtlarını çoğunluk görmezlikten gelirim. Hiç unutmam, Antalya'da bir otelde otel müdürünün Sibirya kurdu vardı. Zavallı, klimalı odadan dışarı adım atamıyordu. O kocaman kangalları, başı dumanlı dağlarda koşmayı özleyen kurt köpeklerini evcilleştirilmiş, süklüm püklüm dolaşırken görmek doğrusu hiç hoşuma gitmez. Bu benim kişisel düşüncem, ama insanlar köpekleri seviyor ve onlarla birlikte yaşamak istiyorlar, yaşasınlar. Köpekler hayatımızda her zaman olacak .

İşte bu noktada Ahmet Kemal Şenpolat çok önemli bazı konularda dikkatimizi çekmek istiyor. Biliyorsunuz 5199 Sayılı Hayvan Haklarını Koruma Yasası'na göre sokakta yaşayan köpekler artık barınaklarda toplanıyor. Ama yapılan incelemeler göstermiş ki, birkaç yerel yönetim barınağı dışında pek çok barınak içler acısı durumda, hatta birer toplama kampı görünümünde. Pek çok barınakta hayvanların, bırakınız aşılanma ve kısırlaştırma gibi işlemleri, içecek suları bile yok. Açlıktan yeni doğmuş yavruları yiyorlar. Buralara sivil toplum gönüllülerinin girmesi son derece zorlaştırılmış. Daha başka şeyler de var, örneğin Erdek'te barınak görevlisi, can sıkıntısını gidermek için köpekleri canlı hedef olarak kullanıyormuş. Hayvan Hakları Grubu diyor ki: ''Barınaklar geçici yerlerdir. Buraya getirilen köpek kısırlaştırılır, aşıları yapılır ve gene yaşadığı ortama bırakılır. Doğru budur.''

Ama seslerini pek duyuramıyorlar. Daha vahim şeyler de var. Yavruyken pek sevilen cins köpekler biraz büyüdüklerinde sahipleri tarafından ''Bakamıyoruz'' , ''Komşular istemiyor'' gibi mazeretlerle sokağa bırakılıyorlarmış. Hani Marmaris'te, Bodrum'da ortalıkta dolaşan cins köpekler görürüz ya.. işte onların sırrı buymuş. Ama ben daha vahşi bir şey anlatmak istiyorum; Fransa'nın ana otobanlarında yaz aylarına doğru pek çok köpek ölüsüne rastlanır. Arabalar ezip geçmiştir. Peki neden yaz başında ölü köpek sayısı artıyor? Efendim, yaz ayları tatil aylarıdır ve bir yerlere gidilir. Evdeki köpeğe kim bakacak? ''Ne yapalım, canımız ciğerimiz ama.. başka çaremiz yok'' denilir ve ev köpekleri birer ikişer otobana bırakılır. Sonra mı?.. Kış başında birer köpek daha alınır. Arkadaşlar, insanoğlu merhametsizdir, acımasızdır ve bencildir.

Köpeklerle ilgili daha pek çok haber var. Örneğin özellikle Berlin duvarının yıkılışından sonra ülkemizi istila eden yabancı seks işçisi hanımlar gelirken yanlarında poşet içinde birer de cins yavru köpek getiriyorlarmış ve birkaç kuruş para karşılığı bunlar gümrükten rahatça geçiriliyormuş.

Bu bir şey değil, daha beteri var; dünyanın her yerinde seyahat eden yavru cins köpeklerin sayısında büyük bir artış yaşanıyormuş. Bizden de giden gidene... Bu durum Amerikan gümrüğünün dikkatini çekmiş ve yapılan incelemelerde, küçük bir operasyonla o güzelim yavruların iç organlarına uyuşturucu yerleştirildiği ortaya çıkmış.

Evet, her zaman insanlar köpekle birlikte yaşayacaklar. Yolu yok ama çareler var, en önemlisi, sokakta gezen köpeklerin kısırlaştırılıp aşıları yapıldıktan sonra yaşayabilecekleri yerlere bırakılması için yerel yönetimlere baskı yapmak. Öteki çare de insanoğlunun merhametli olmasını dilemek. Bu dilemekle olacak iş değil ya.. olsun, biz dileyelim...



IŞIL ÖZGENTÜRK

CUMHURİYET

Saygılarımla,

Ezgi

Punto dedi ki...

Sevgili Mine;
Belki Avrupa Birliği'ne girdiğimizde - oda hayal ya - bu tip kurallara uyarız. Bana göre de kuralsızlık bu ülkenin en büyük sorunu.

Sevgili Pınar;
Katılıyorum sana. Birarada yaşama kültürümüz yok. Kuralımız var, uygulayanımız yok. Bu yoklar çoğaldıkça yaşamdaki zorluklar da başlıyor.

Sevgili Elif;
Adamlar oturmuşlar, kedi köpek işini bir sorun olarak görmüşler, çözüm yollarını bulmuşlar. Bizim önce bu konunun bir sosyal sorun olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.

Sevgili Dilek;
Gönül Batı'daki uygulamaların bizdi de uyulanmasını istiyor ama bu kafayla biz bu işi zor çözeriz.

Sevgili Ezgi;
üşüncelerini paylaştığın için teşekkür ederim. Biz biraz toplum olarak benciliz. Fotoğraftaki köpeğe hergün sevgi ile bakıyorum ama bir yandan da üzülüyorum. Sevgiyi bir eve hapsetmişler gibi geliyor bana. Köpek gezecek, koşacak. İsteği zaman çişini yapacak. Camdaki köpek belki de sahibinin gelip onu dışarı çıkarmasını, çişini yapmayı bekliyor. Kim bilir? Ben bu tarz köpek sevgisinden yana değilim.

Ezgi dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Ezgi dedi ki...

Ben, yine bir konuda düşüncemi paylaşmak istiyorum.

Avrupa sokak hayvanlarından arındırılmıştır, doğrudur. Ama nasıl arındırmıştır buna da bakmak lazım.

İf Bağımsız Film Festivali'nde gösterilmiş bir film olan Earthlings-Dünyalılar- insanlarla hayvanların haklarının aslında o kadar farklı olmadığını belgesel tadında anlatan bir yapım. nsan türü için bunun adına seksizm, ırkçılık ve soykırım adları verilirken diğer canlıların maruz kaldığı şiddet ve sömürü ise "türcülük" diye tanımlanıyor. .Filmde Nazi kampları ve Klu Klux Klan görüntüleriyle etleri için sıkış tıkış kafeslerde tutulan hayvanların görüntüleri peşi sıra akıp giderken insanoğluna dünya üzerinde yaşayan tek tür olmadığı hatırlatılıyor. Bir ırkın diğer ırklardan daha üstün olduğuna inanmasının ve bu nedenle kendisinden "aşağılık" gördüğü diğer ırkları her şekilde sömürebileceğini düşünmesinin ırkçılık olduğu belirtilirken bir sonraki sahnede "türcülüğün" tanımı yapılıyor ve baskın türün diğer türleri hegemonyası altına almasının aslında ırkçılıkla benzer özellikler taşıdığı ve ikisinin tam olarak aynı şey olduğu vurgulanıyor. Bu amaçla Nazi Almanyası'na dair görüntüler, insanın diğer türleri nasıl sömürdüğüne dair görüntülerle birleştiriliyor ve aralarındaki benzerlik gözümüze sokuluyor. Ardından insanların ve diğer canlıların aslında benzer ihtiyaçlara gereksinim duydukları belirtiliyor: yemek, barınmak, hareket özgürlğü gibi kavramların bütün canlıların ortak kaygısı olduğu sıralanıyor. bakmak lazım. Bu konuda yalnızca bir video ekleyeceğim. Uzun uzun yazmamdan daha etkili olacaktır.Umarım İngilizce biliyorsunuzdur çünkü Türkçe altyazısı ne yazık ki yok. Dilini anlayamasanız da rica ederim, dayanabildiğiniz yere kadar izleyin.

http://video.google.com/videoplay?docid=-1282796533661048967&q=genre%3ANATURE

İnanın bana, özendiğimiz batı medeniyetinden çok daha uygarız biz sokak hayvanları konusunda. Bu zavallıların gözünü oyan-tecavüz eden-itlaf eden kimi ruh hastalarını saymazsak elbette.

Apartman katlarında o denli büyük ırk köpeklerin beslenmesi kesinlikle bencillik. Evcil hayvanlarla yaşamlarını paylaşanların sorumlukları olduğu da bir gerçek. Ama çözümü batıda aramanın ne derece doğru olduğunu batı ülkelerinde yer alan bir barınağın gaz odalarında yaptığı katliam anlatır sanırım. Ve bunun sebebi yeni ev bulamamış hayvanların öldürülerek yer açılmasıdır. Batı sokak hayvanlarından bu şekilde kurtuluyor ne yazık ki...

E.

PS: Yukarıdaki yorumumu bir yanlışlık nedeniyle silmek durumunda kaldım.

Asortik Krep dedi ki...

Bence Türkiye' de insanlar çoğunlukla özentiden hayvan sahibi olduklarından hevesi geçen bırakıp sokağa gidiyor..Burada görüp yaşadığım örnekler göstereceğim sizlere..
Alman komşum barınaktan bir terie aldı..Köpek türkçeden anlıyordu ama almanca bilmiyordu..Kısa zamanda almancayı söktü ve şimdi o ailenin çocuğu gibi evde yaşıyor, motorla ve arabayla dolaşıyor..Komşu oturduğumuz her sabah o köpek evin hanımı tarafından dışarı çıkarıldı ve hatta mahallenin diğer köpekleri de gezdirildi beraber..

Arkadaşımın İngiliz kiracısı onun köpeğiyle kendi köpeğinin anlaşamayacağını düşündüğünden evi kiralamaktan vazgeçti.

Türkler (genelliyorum çünkü öyle) ne zaman bahçeli bir eve taşınsalar mutlaka bahçe olduğu için köpek alırlar..Oysa kendi sevdikleri için almaları lazım hatta neye ihtiyaçları varsa ona göre köpek almaları lazım..Yani evi koruması için mi ,arkadaş olması için mi köpeği aldıklarına karar vermesi gerekiyor..Çok havlayan bir köpeği anayolda bırakırsanız iki gün sonra komşular isyan eder tabiki..Ben ikinci köpeğimi bu sebepten almıştım..Motor görünce havlıyordu..Anayolda oturuyorsun ve Akdenizde yaşıyorsun herkes motor kullanıyor burada yaz-kış.Oysaki bizim ki gibi sakin bir sitede köpek korkusu olan evsahibimizi bile köpeklere karşı alıştırmıştı.

Bence köpek beslemek çok zor ve ancak severek ve isteyerek bakmak isteyenler köpek almalı..Birde benim köpeğim varken yaşadığım en büyük zorluk şuydu ki her köpeğin huyu başkadır..Eğitimli diye çocuklar yabancı köpeklerle yalnız bırakılmaz..Çocuk bu..Kulağını ve kuyruğunu çekebiliyorlar..Isırmaz ama dişlerini değdirdiği için çocuk korkup ağlıyor ve o zaman çocuk sahipleri ancak çocuğu yanından uzaklaştırıp size söyleniyor..Bağlamışsınız,tasması var ama köpeğiniz yüzünden suçlu siz oluyorsunuz..
Birde köpek alıp aşılarını ve bakımını pahalı olduğu için yaptırmayanlar var ki onlara çok kızıyorum..
Kendine harcayacak parası yok ama köpek alıp bakıyor..Bunun sonu köpeğin şanslıysa güzel bir eve şanssızsa tekrar barınağa gitmesi kesin sonuçlanan bir sahiplenme bu.
Son yaşadığım tecrübe ise eşimin araştırmadan sırf çok sevdiği için tarzı bize uygun olmayan bir köpeği sürpriz eve almasıyla yaşadığım tecrübedir ki bir daha kesinlikle kendi evimin içine bir köpek almam dedirtti.

Punto dedi ki...

Sevgili Asortik krep;
Haklısınız. İnsanlar yaşadıkları yerin şartlarına göre severek ve rahatsızlık vermeyeceklerini düşünerek köpek sahibi olmalı. Yoksa al köpeği, dairende bırak ve seyahate çık. Köpek arkandan kıvranıp dursun, bütün daireleri ayağa kaldırsın. Bu mu hayvan sevgisi?

Oya Kayacan dedi ki...

İnsan pisliğinin, hangi pislikler olduğunu varın sizler hesabedin, had safhalarda yaşandığı bir ülkede, bu hayvancıkların sesine de bokuna da taparım ben.
Üstelik dünya hepimizin. O aldı, bu attı, öteki pisletti boşverelim artık. Sorunları paylaşmaya bakalım. Avrupa'nın Amerika'nın bulduğu çözüm gaz odaları, zehirli iğneler vs.. Bütün gün yatıp kalkıp Allah diyen bizlerin, Allah'ın yarattıklarına davranışı bu mu olmalı? Gerisi laf-i güzaf.

Punto dedi ki...

Sevgili Kayacan; sorunları ortaya koyup paylaştığımız zaman bir çok şeyi çözebileceğimize ben de inanıyorum.

Adsız dedi ki...

neden burda hayvan sevenler duyarsız oluyoda o köpekleri sevmeyen dengesizler haklı oluyo anlamadım ben ne besliceğimi komşumamı sorucam ?

Adsız dedi ki...

ayrıca bişey daha sölücem insan dediğimiz yaratıklar ağaçları kesiyo çöpleri hiç düşünmeden yere atıyo etrafı pisletiyo ama zavallı hayvanlar pisliyo diyo toplatalım onları sokaktan zaten toplandıktan sonra da ne oldukları malum herhalde onların yasadığını düşünmüyosunuz ne olursa olsun bizim ülkemizde hayvana değer verilmiyo gerçi insana değer verilmiyo o ayrı bişeyde o alışveriş merkezleri yapılana kadar bi barınak bi esirgeme kurumu bişi yapsınlar işimiz gücümüz para dolandırıcılık olmuş yazık....

Adsız dedi ki...

Merhaba. İnanın ben bu köpek cennetine anlam veremiyorum. Sokak köpekleri yüzünden kaç kez ev taşıdım. Depresyondayım ve çalışamıyorum. Sabaha kadar köpek sesi yüzünden uyuyamıyorum. Birileri sanki yukarıda benimle oynuyor diyorum artık. Bir yere taşnıyoruz. Köpek yok. 1 ay geçmeden biri köpek alıyor. Parklarda köpek bokundan başka bir şey yok. Belediyeye defalarca şikayet de fayda vermiyor. Köpek sahiplerinin oylarını kaybetmemek için ses çıkarmadıklarını düşünüyorum. Bahçede beslenenler bambaşka bir olay. 100 metre öteden kuş geçse havlıyorlar. Sabaha kadar köpek sesi dinlemekten başka şans yok. Ancak ezan okunurken susuyorlar. O da başka bir konu. Evde televizyonun sesi bile anlaşılmaz oluyor ezan okunurken. Sabah 8 mesaisi için eşim zaten 06:30'da kalkıyor. İkindi ezanı sonrası uyunabilir diyorsunuz, bu sefer köpekler başlıyor. Kimse okuyup yazmayı sevmediği için gürültüye de aldırmıyor. Öğrenciliğimde kütüphanedeki insan sayından (sayısızlığından) daha o zamanlar anlamıştım. Kimse oturup iki satır okuyayım istemiyor. Kenar mahalle dediğimiz yerler o yüzden bu kadar kalabalık. Aksiyon bol. Canı sıkılmıyor kimsenin. 24 saat eşkın. ev sahipleri de uyanmış olmalı ki olaya, oralarda bile en kötü ev 500 lira.
Ciddi bir çevre yasası istiyorum: Toprağa, ağaca, suya değer verilsin istiyorum. Çünkü çalışan için ekmek demek bu. Ve emeğe saygısızlıktır, çevreye saygısızlık. Bir buğday tanesi için aylarca toprakla uğraşan insanları takdir ediyor, hazır yapılmış ekmek için haraç kesenleri de istemiyorum. Tıpkı köpekler de böyle. İnsanların yaşadıkları yerleri tercih ediyorlar. Öldürerek yaşıyorlar. Kanla besleniyorlar. Çiftçinin, emekçinin alın terine de saygısı yok bu insanların.
Söylenecek çok şey var.
İnsanlar insanlara düşman oldukça, hayvan sayısı artacak. Kimin umurunda köpeğinin bokunun millete verdiği rahatsızlık. Onlar, kendi osuruğundan rahatsız olmayıp, başkasının geğirmesine saldıran, iki yüzlülerden başkası değil. Toplumda da böyle ya. Kendi çapkınlığını yapıp, komşunun kızıyla uğraşırlar ya. Mesele niye başkasıyla. Benim gibisi dururken. Kısacası iki yüzlü ahlak. İkinci sınıf ahlak. Ama tüm insanları eğitmeye bugünden başlasalar, benim ömrüm yetmez.

Punto dedi ki...

Sevgili Adsız; Başı boş hayvanlar ülkemizin önemli bir sorunu. Özellikle büyük şehirlerde.
Mesleğim gereği bir çok Batı ülkesini gördüm. Bu işi toptan halletmişler. Nasıl halletmişler bilemiyorum ama halletmişler.
Bizde 3-4 yıldır bir uygulama var. Belediyeler köpekleri kısırlaştırıyor ve çevreye bırakıyor. Ne derece işe yarayacak bilmiyorum.
Önümüzde yerel seçimler var. Bir sürü belediye başkan adayı atıp tutuyor yapacaklarına dair. Hiç aralarında başı boş hayvanlarla ilgili şöyle bir projem var diyene rastladınız mı?
Çözümün düğümü burada bence.

Adsız dedi ki...

Belediye başkan adaylarının neden umurunda olsun ki? Altlarına makam aracı tahsis edilecek. çoluk çocuk ayakları yere basmayacak.
Mersin'de annesinin çalıştığı portakal bahçesine gitmeye çalışırken, sekiz köpeğin parçaladığı 2 yaşındaki kız çocuğunu ben hiç unutamıyorum. kimsenin hatırladığını zannetmiyorum. ne de olsa, güneydoğulu garibanların çocuğuydu. hayvansever geçinen çeçeron kadınların tepkisinden korkuyor insanlar galiba.
tekrar yineliyorum; "sevmiyorum, çünkü korkuyorum. sevmiyorum, çünkü benim yaşanılası dünya kavramıma ters düşüyorlar." benim memleketimde de köpekler var. hepsi ufacıcık. sayıları 3-5 tane. esnaf besler. ama çeteler halinde gezip, mahallenin haracını yediklerini görmedim. istanbulun köpekleri de insanları gibi. kimse çalışmak istemiyor, ama herşeyi hakkettiğini düşünüyor. insanlar kendilerine benzeyeni yaşatıyorlar. bu kadar köpek kalabalığı boşuna değil niketim. tarihimizde de örnekleri çok. kuzuları asıp, etleriyle köpekleri beslediler. benim hayvansever halkım. Tuna kiremitçinin bugünkü yazısını okumanızı öneririm: "Türkiye yorgunluğu" 27 Şubat Cuma. Vatan Gazetesi
Saygılarımla.

Adsız dedi ki...

bahsettiğim yazının linkini aşağıya yazıyorum.
saygılarımla.
http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=11.11.2007&Newsid=225278&Categoryid=4&wid=141

oyku dedi ki...

arkadaslar kimse daha haklı değil hersey zamanla olacak. herkes zamanla sorumluluklarını ve zorunluluklarını öğrenecek. sen köpek gezdirene bu sokaktan gecemezsin dememyi biliceksin oda o sokaktan gecerken elinde poşeti köpeğinde ağızlıgı ile gecmeyi öğrenecek ama zamanla. birden olmuyor işde. dediğim gibi kimse daha haklı değil