4 Haziran 2007

Geç gelen pazarlama teknikleri!...

Avanoslu çömlek ustası babadan oğula geçen sanatını gösteriyor, yerli turist grubumuz da seyrediyor.
İtalya’ya ilk defa gidiyordum. Türkiye’nin en iyi dansçısı Tolga Han beni kandırmış, “bir dans yarışması var, biz de katılıyoruz. Sen de gel, kafanı boşaltırsın” demişti. İyi fikirdi. Tolga Han çalıştığım gazetede şekillerle okuyuculara dans öğretiyordu. İyi anlaşıyorduk. Neyse.
Otobüsle yola koyulduk. Yarışma Adriyatik sahilinde bir yerdeydi. Bizim Kumburgaz’a benzeyen bir yerde.
Uzun uzun seyahati ve yarışmayı anlatmak için bilgisayarın başına geçmedim.
Bu seyahatte iki şey dikkatimi çekmişti; Birincisi sahil şeridinin düzeniydi. Deniz , denizden sonra kum, kumdan sonra sahil boyunca gazinolar, arada bir cadde, caddeden sonra moteller, motellerden sonra yine bir yol, yoldan sonra ise bahçe içinde evler. Yani İtalyanların yazlıkları. Yani bizim sahiller gibi kumun dibine kadar inen villalar, evler yok. Önce ticaret sonra keyif demişler.
Seyahatte ikinci dikkatimi çeken Tolga Han’la gezdiğimiz bir kilisedeki uygulama idi. Sanırım Floransa’da büyük bir kiliseye girdik. Yıl 1985. Kiliseyi belirli bir yolu izleyerek gezdik. Yürüdük, yürüdük ve kilisenin altına indik. Mecburen indik. Yol bizi oraya götürmüştü. Ve şaşırdım kaldım.
Kilisenin altı bizim Kapalıçarşı gibiydi. “Kiliseyi gezdin, gel biraz da alışveriş yap” diyorlardı. İnsan mecbur kalıyor bu durumda. Ne aldığımızı hatırlamıyorum ama uygulama benim için sürprizdi.
O yıllarda biz bu işleri pek bilmiyorduk. Sultanahmet’te turistlere kartpostal satan çocuklardan başka bir şeyimiz yoktu.
Bu geziyi nerede hatırladım?. Bizde de bu tarz uygulamaya geçen yıl yaptığımız Kapadokya gezisinde rastladım da ondan.
ÇÖMLEK NASIL YAPILIR?
Kapadokya gezisinde rehber, grubumuzu Avanos’a da götürdü. Bir çömlekçide uygulamalı çömlek yapılışını seyredecektik.
Biliyorsunuz, Avanos çömlekçiliğin merkezi. İlçede çok sayıda çömlek atölyesi bulunuyor. Bölgede seramik yapım geleneği Hititlere kadar uzanıyor. Bu sanat babadan oğula geçe geçe günümüze kadar gelmiş.
Avanos dağlarından ve Kızılırmak’ın eski yataklarından alınan yumuşak yağlı kil topraklar eleniyor ve iyice yoğrulup çamur haline getiriliyor.
Evet. Ne diyorduk? Bir otobüs dolusu insanla girdik o dar odaya. Misafirler için sedirler hazırlanmış. Hepimiz oturduk, başladık çömlek ustasının becerikli ellerini seyretmeye. Bu arada unutmadan ilave edeyim, elma çayı servisi de var. Usta, çark adı verilen ve ayakla döndürülen tezgahta çamura çeşitli şekiller verdi ve bizden de birini çağırıp şovunu yapmayı ihmal etmedi. Sonra anlattı;
Çamura şekil verildikten sonra, yapılan şey önce güneşte daha sonra da gölgede kurutuluyormuş, sonra da saman ve talaşla yakılan fırınlarda 800 dereceden başlayan ve 1200 dereceye yükselen sıcaklıkta pişiriliyormuş.
Çanak adı verilen bu ürünler genellikle yemek kapları, su testileri, yiyecek saklamaya yarayan çömlekler, küpler şeklinde karşımıza çıkıyormuş.
Gösteri bittikten sonra otobüse döneceğimizi umarken, benim için İtalya gezisini hatırlatan bir sürprizle karşılaştık. Bizi dar bir koridordan geçirdiler ve daha önce yapılmış ürünlerin satıldığı bölüme aldılar.
Sıkıysan bir şey satın alma. O kadar bilgi, gösteri, elma çayı.
Tabii biz de bir şeyler alarak çıktık binadan. Eşime döndüm ve şu cümleleri söyledim:
“Zararın neresinden dönülse kârdır. Gerçi biraz alış veriş yapmaya zorlanan bir hava var burada. Ama olsun, zamanla o da aşılır ve bilgi, el emeğinin Batıdaki gibi pazarlanmasını biz de başarırız. Hem de çok iyi başarırız.”

11 yorum:

Pınarın Klubesi dedi ki...

Avrupalı bu ticaret şeklini çok çabuk kavramış. Avanos da aynı şeye bizde şahit olduk ama hiç bir tuzak var dememiştim bu işte. Eşimle ben de geçip denemiştik çömlek yapmayı, ardından alışveriş etmek için epey heveslendirmişti bu bizi. Kim akıl etti ise aferin ona, yoksa nereden aklımıza gelirdi çömlek almak. Elimiz çamura değince isteyiverdi birden... Esnaf bu konuda çok iyi, hiç hissettirmeden yapıyor bu işi ve bu ustalıktır işte. Aynı uygulama Malatya kayısı esnafında da var. Türlü Türlü kayısı yemişlerinin satıldığı yerlerden alışveriş ederken herşeyden tattırıyorlardı, almayacağın şeyden bile bol bol tattırıyorlardı. Her dükkanın esnafı bu şekilde idi. Bizde her girdiğimiz dükkandan birşeyler almadan çıkamadık tabi... Memleketimin esnafını çok takdir ettim, mutlu oldum. Müşteriye nasıl hitap edeceklerini, nasıl memnun edeceklerini çok iyi biliyorlar...

Papatya dedi ki...

Pazarlama teknikleri artık turizmin her aşamasında her yerde geçerli...
Yunanistanda turistlerın götürüldüğü organize gezilerde programa yemek dahilaw, menü muhakkak ki musakka, caciki, dolma/sarma ve Greek salat gibi şeylerden oluşuyor. Böylece yaz boyunca gelen binlerce turistin beynine bütün bunlar Yunan Yemekleri olarak kazınıyor ya da kazınmaya çalışılıyor :)
Yunan Kahvesi için de tutumlarını geçen sene blogumun ilk günlerinde yazmıştım. Arşivimden bulabilirsiniz...
Bir de İngilterede yeni açılan Londra Akvaryumunda sizi yönlendirdikleri güzergah her nasılsa son noktayı tam da alıiveriş yapılan dükkanda bitiyor. Bütün o rengarenk balıkları gördükten sonra en azından yanınızdaki minikleri ıvır zıvır almamak için zaptedebilmek neredeyse imkansız. Onlar da bunu biliyorlar zaten.
Aynı şey Irail Eilat'taki akvaryumda da geçerli. Turunuz alışveriş noktasında son buluyor :)

sevgiler
Papatya

Papatya dedi ki...

İsrail Eilat demek istedim :)

Punto dedi ki...

Sevgili Pınar; batılı bunu gocunmadan yapıyor. Kuralmış gibi. Bizde tabii yeni yeni uygulanıyor ve iyi de yapılıyor.

Punto dedi ki...

Sevgili Papatya; haklısınız. Yunanlı bunu hep yapıyor, biz de bakıyoruz. Ama yeni nesil artık bu tarz pazarlama yöntemlerinin önemini kavramış durumda. bu da sevindirici.

Berceste dedi ki...

Buradaki bütün müze ve hemen hemen gezilecek bütün kiliselerde anlattığınız bu uygulama var. Bilim müzesinden, doğa tarihi müzesine kadar... Bizde de yeni açılan modern sanatlar müzesinde aynı uygulamayı görmek hoşuma gitti. Ancak, buradaki müzelerde her fiyat aralığında ürün bulmak mümkün, hatta bazen dışarıda bulabileceğinizden daha ucuza. Türkiye'de böyle değildi. Papatya'nın dediği gibi bir de müşteri kitlesine hitap olayı var... Çocukları atlayarak geçirmek imkansız :)

Punto dedi ki...

Sevgili Dilek; Yavaş yavaş göre göre öğreniyoruz. Gönül tabii tüm bunları bizim düşünmemizi isterdi. Biz millet olarak üretmek yerine taklit etmeyi seviyoruz.

B5 dedi ki...

Bahsetttiginiz uygulamalar halen devam Italya'da da, diger ülkelerde de :)
Illa ki bir hatira dukkani, kösesi oluyor gezilecek yerlerde. Dia pozitif, torba, kalem, akliniza gelebilecek her türlü ve her bütceye ivir zivir var. Bunu yapmayanlar da var, ama daha ufak tefek, pek taninmamis yerler..
Türkiye'de de epey rastladim bu uygulamalara..

Sadece turistik gezi sonrasi rehberin anlasmali magazalarina da götürülebiliyorsunuz. O pek hos olmayabiliyor Türkiye'de. Bir de israrci olmasa saticilar...

Punto dedi ki...

Sevgili B5; Yorumuna geç cevap verdiğim için özür dilerim. Yaz geldi, bu aralar yazlığa kaçıyorum.
Evet dediğin gibi biz de öğrendik bazı şeyleri. Kapodokya gezisinde bir de halı yapım atölyesini gezmiştik. Orada da bize halı dokumanın tarihi gelişimini çok güzel anlattılar. Ama sonunda birileri başınıza dikilip alıyor musunuz diye baskı yapınca alacağın varsa almıyorsun. Bilmiyorum bana ters geliyor. Belki alışmamız gerekiyor bunlara da.

Selen dedi ki...

Sevgili Punto amca,
Bence de bu satış tekniği ve ısrar Türkiye'nin genel bir sorunu. Ben de herhangi bir mağazaya girdiğimde peşimde biri dolaşmaya başladığı anda soğuyorum o mağazadan. İnsanlar seçme ve satın almada özgür bırakılmalı, ama müşterinin bir sorusu olup da çalışana ihtiyaç duyduğu anda da ilgili bir kişi bulabilmeli bence.

Benim babam Avanos'lu. Küçükken her bayram giderdik, son senelerde ise gidemez olduk. Her gittiğimde çömlekçileri ziyaret ederiz. Özellikle klasik modeller dışındaki çömlek çalışmaları ve minik testiler hoşuma gidiyor. Bir de son gidişimizde bir yere uğramıştık. Orada da Kütahya çinisi gibi boyamalar yapıyorlardı ve izleme şansımız olmuştu. Çömlekçilerde genelde satışın olduğu kısımda şovu da yaparlar. Sizin gittiğiniz yerde bu farklıydı sanırım. Umarım taştan oyma restoranlara da ugrama şansınız olmuştur. Memleketim diye söylemiyorum ama çok severim Avanos'u. Biraz da uzun yıllardır ziyarete gelen turistlerin etkisi ile çok modern, dostlukların olduğu büyük bir aile gibidir...

Punto dedi ki...

Sevgili Selen; gerçekten Avanos güzel bir belde. İnsanları da sıcakkanlı. Turistlere çok ihtiyaçları var tabii. Avanos'ta israr yoktu pek. Halıcı da ise o kadar bilgi verdik bir şeyler alın artık havası vardı.