15 Kasım 2018

Tarihi koklamak; Safranbolu


Suzan Peker gezdi, fotoğrafladı, bizlerle paylaştı:

Uzun süredir ara verdiğimiz komşularla gezi turlarına geçtiğimiz hafta sonu yine başladık. Bu sefer istikamet, Safranbolu ve Amasra...Ataşehir'den saat 05.00'de 14 kişi, bir midibüsle yola koyulduk. Günlerden 10 Kasım'dı...Saat 09.05'te aracımızdan inip Ulu Önderimiz Atatürk'e saygı duruşunda bulunduk. Minnet ve özlemle andık. Saat 11.00 gibi Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde olan Safranbolu'daydık. Ekibimizi, burada komşularımızdan Selçuk Bey'in iş arkadaşları olan Fehmi ve İsmet Bey karşıladı. Safranbolu'yu, Safranbolulularla gezmek bir ayrıcalıktı.
Gezimize, Kale olarak adlandırılan tepeden başladık. Günümüzde, 100 km uzakta olan deniz, eskiden bu tepenin eteklerini yalıyormuş. Denizin izlerini tepenin katmanlarında görebiliyorsunuz.  Kent Tarihi Müzesi bu tepede. 1976 yılına kadar Hükümet Konağı olarak hizmet veren bu bina, bu tarihte çıkan bir yangının ardından kullanılamaz hale gelmiş. 2006 yılında, 6 yıl süren restorasyonun ardından Kent Tarihi Müzesi olmuş. Müzeyi zamansızlıktan gezemedik, aklımızda kaldı. Müzenin bahçesinde ilerleyince 15 minyatür saat kulesi görüyoruz. Bunlardan 14'ü yurt içinden, bir tanesi ise Bosna Hersek'teki saat kulesinin minyatürüymüş.

 En eski saat kulesi

Tarihi kent müzesi
Türkiye'nin tek çıkılabilir ve en eski saat kulesi olan Tarihi Safranbolu Saat Kulesi, bu minyatür kulelere oldukça yüksekten bakıyor. 12 metre yüksekliğindeki kule, III. Selim'in Sadrazamı İzzet Mehmet Paşa tarafından yaptırılmış. Safranbolulular'a "Sadrazam olursam herkese köstekli saat vereceğim" diyen İzzet Paşa, bu vaadini yerine getiremeyince, şehrin her yerinden görünen bu tepeye, 1797'de bir saat kulesi inşa ettirmiş.  Mehmet Paşa'nın İngiltere'den getirttiği saat hala çalışıyor ve 24 saatte bir kuruluyor. Bizim tam ayar saatine denk gelmemiz hoş bir sürpriz oldu. Kulenin hemen yanında eski cezaevi binası yer alıyor. Bir ara cafe olarak hizmet veren bina, şimdilerde boş ve gezilemiyor.
Kaleden inerken tarihi Safranbolu evleriyle ilgili bilgi alıyoruz Fehmi ve İsmet Bey'den. Yaşanmışlıkları, güzellikleri, ince bir zekanın ürünü oluşlarına hayran kalmamak elde değil. Türkler ve Rumlar'ın ortak yaşam kültürüne örnek oluşturan bu evler, Rumların taş işçiliğindeki ustalığını, Türklerin ahşap ustalığıyla birleştirmiş. Her Safranbolu evi, diğerinin güneşini ve manzarasını kesmeyecek şekilde inşa edilmiş. Evlerin bazılarının duvarlarında boynuzlar dikkatimizi çekiyor. Bu evlere uğur getirsin ve nazardan korusun diyeymiş.
 Yemenici
 Kahveler gelsin
Arasta çarşısı
Çarşıya girerken sıcacık simitler ikram ediyorlar bize. Kazan simidiymiş adı. Susamsız bir simit. Özelliği nedir? diye soruyorum fırıncıya "Tok tutar" diyor. Benimki de soru! Buradan Yemeniciler Arastası'na giriyoruz hemen. Tarih kokan bir çarşı ama her şey gibi biraz turistik olmuş. Kahve keyfi yapmadan olmaz. Türk kahveleri yanında lokum, şerbet ve içine bir çay kaşığı sakız konmuş suyla servis ediliyor. Köprülü Mehmet Paşa Camii'ne bitişik 48 ahşap dükkandan oluşan 'yemeni' denen ayakkabıların yapıldığı bu çarşıda, sadece bir yemenici kalmış. Erhan Başkaya. O da babadan kalma mesleği devam ettiren nadir kişilerden. Tamamen el işçiliğiyle ürettiği yemenileri, 150-180 TL den satıyor. Pazarlık yapanlara kızıyor, yapmayanlara zaten kendisi küçük ikramlar yapıyor. Holywood filmlerine giden yemeniler de buradanmış.

Lokum ve Bağlar Gazozu

Bir sonraki durağımız İmren lokumcusu. Safranbolu denince akla il gelenlerden lokumun, bin bir çeşidinin bulunduğu burada bize Safranbolu ile ilgili bir slayt gösterimi yapılırken, ünlü Bağlar Gazozu ikram ediliyor. Safranbolu'da üretildiği Bağlar mevkiinden adını alan bu yerel lezzet, 1936'dan beri hararet dindiriyor.
Güney Koreliler..
 Bulunduğumuz küçücük meydanın adı, Kazdağlıoğlu Camii Meydanı. Caminin yapım yılı, 1779. Safranbolu tarih kokuyor. Caminin önünde geleneksel giysileriyle Güney Koreli olduğunu sonradan öğrendiğimiz turistler, bütün dikkatleri üzerine çekiyor. Birlikte güzel fotoğraflar çektiriyoruz. Güney Koreliler, Safranbolu'ya gelen turistler arasında önemli bir orana sahipmiş.
Meydanda ilgimi çeken bir başka dükkan babam nedeniyle kolonyacı. Her türlü güzel kokuya bayılan babama, buradan Safran Çiçeği Kolonyası alıyorum.
Safran, eski adıyla Zafran, ilçeye adını veriyor zaten. 20-21 Ekim'de yapılan II. Safran Hasadı Şöleni'ni kaçırdığımıza hayıflanıyoruz. Çarşıda, safran çoğu dükkanda satılıyor. Kilosu 25 bin ile 30 bin lira arasında. Tabii ki satışlar gramla. Yemeklerde, tatlılarda, hoş bir renk ve koku veren bu nadide bitkinin soğanları da 5 TL den satılıyor. Almak istiyorum ama bu soğanların başka bir yerde Safran Çiçeği vereceğini aklım pek kesmiyor.


Demirciler Çarşısı
Demirciler Çarşısı'na girerken, yine burnumuza tarih kokusu geliyor. Soğuk demircilik el sanatlarının üretildiği yaşayan tek lonca çarşısıymış burası. Bakırcılar ve kalaycılar da burada çalışıyor. Siniler, kapı kilitleri, anahtarlar, çanlar, el aletleri, fenerler, havanlar, demirden biblolar ne ararsanız var. Yalnız fotoğraf çekmek 1 TL ile 3 TL arasında değişiyor. Zaten ilçe esnafı fotoğraftan bıktığından mı nedir, çoğu yerde göze çarpıyor fotoğrafın ücrete tabi olduğu.

Kileciler Konağı

Safranbolu Evlerinin güzel bir örneği: Kileciler Konağı

Bize verilen bilgiye göre Safranbolu'nun en eski evi Mektepçiler Evi, en büyük evi Hacı Memişler Bağ Evi'ymiş. Hacı Memişler'in 17 odası varmış. Kaymakamlar Gezi Evi, özgün bir Safranbolu Evi olarak ziyaretçi çekiyor. Biz buraları gezemedik, zaman darlığından ama bize Safranbolu'yu gezdiren Fehmi Bey, babaannesinin anneannesinin evi olan 5 kuşaklık Kileciler Konağı'nın kapısını bizim için açtı. Bu çok daha değerli oldu bizim için. Şimdilerde boş ve terkedilmiş görüntüsü veren konakta, Fehmi Bey'in çocukluğu geçmiş. Bir süre ziyarete açık olan bu konak, daha sonra dizilere, filmlere ev sahipliği yapmış. Fehmi Bey, evi yeniden ziyarete açmak için çalışıyor. Tam bir köşe evi olan konağın, iki sokaktan da girişi bulunuyor. Bu iki girişten biri haremlik, diğeri selamlık olarak kullanılıyormuş. 1884 yılında Kilecizade Hacı Mehmet Efendi tarafından yaptırılan konak, ahşap ve taş kullanımının güzel bir örneği. Yazlık ve kışlık odalar, odalardaki ahşap işçiliğinin nadide örneği tavan göbekleri, misafirlerin kıbleyi kolay bulmaları için duvara gömülmüş ahşap, duvarlara işlenmiş yazılar, resimler...Hepsi ince bir zevkin ve zekanın ürünü.
Fehmi Bey, evin üst katındaki odada bulunan eksantrik şakülün, evin dengesini ölçmek için özel olarak tasarlandığını anlatıyor. Şakülü, elimizle çevirebiliyorsak bu, evin sağlam olduğuna işaret ediyor. Döneminin en ileri mimari koşulları kullanılarak yapılan evin bahçesinde de dünyanın merkezinin orası olduğunu gösteren eski bir taş bulunuyor.
Safranbolu'da daha gezilecek çok yer var. Köprülü Mehmet Paşa Camii, İzzet Mehmet Paşa Camii, Kaçak (Lütfiye) Camii, Ulu Camii (Ayastefenos Kilisesi) Cinci Han, Güneş Saati.. Hepsini görmek için en az iki gününüzü buraya ayırmanız lazım. Bizim maalesef 3-5 saatimiz vardı en çok ve karnımız da çok acıkmıştı. Yemek kültürünü de anlatmasam olmaz.
Öğle yemeği için Kadıoğlu Şehzade Sofrası'ndayız. Safranbolu'nun ünlü yemeklerinden tadıyoruz. Serçe parmağımızın yarısı kadar büyüklükte yaprak sarması, yoğurtlu tereyağlı peynirli bir üçgen mantı türü olan Peruhi, tandır, fırında mantar, cevizli erişte ve çok malzemeli göze de seslenen salata, ev baklavası, tahinli kabak tatlısı. Yemekler lezzetli, fiyat makuldu.
 İnce Kaya kemeri
 İnce Kaya kemeri ve ben..
 Cam teras...

Tokatlı Kanyonu-İncekaya Su Kemeri- Cam Teras

Aracımıza binip, dünyanın sayılı kanyonlarından Tokatlı Kanyonu'na varıyoruz. Yolda Tepetaklak Evi göreceksiniz sakın şaşırmayın. Çatısının üzerinde duran bu evde her şey ters. İlginç...Son zamanlarda bu tür örnekleri görmek mümkün ama sanırım bu ilk örnek.
Tokatlı Kanyonu'na varınca bizi ilk karşılayan kanyonun üzerine bir balkon gibi uzanan zemini camdan Cam Teras. Giriş 4.5 TL. Dünyada ikinci, Türkiye'de tek olduğu belirtilen Cam Teras, 110 metrekare genişliğinde ve 80 ton taşıma kapasitesine sahipmiş. Yükseklik korkusu ve kalp rahatsızlığı olanların çıkması önerilmemiş. Üzerinde olmak farklı bir his ama kanyonun muhteşemliği bambaşka. Cam Teras'ta türlü türlü fotoğraf çektiriyor herkes, tabii biz de. Cam Teras'ın arkasında bir de cafe var. Yolun üzerinde de küçük dükkanlarda el işi, safran, lokum gibi turistik satıcılar.

Tokatlı Kanyonu...
Bir ucu Tokatlı Köyü'ne diğer ucu eski Çarşı'ya uzanan Tokatlı Kanyonu, doğaseverler için atlanmaması gereken bir yer. Dokuz km'lik kanyonu yürümek için tekrar buraya gelmek şart. Kanyonun üzerinde 60 metre yükseklikte zarif mimari yapısıyla İncekaya Su Kemeri yer alıyor. Yapım tarihi tam olarak bilinmeyen kemerin, 1794-1798 yıllarında onarıldığı biliniyor. 116 metre uzunluğundaki kemer, suyu kanyonun bir yanından diğer tarafına taşımak için inşa edilmiş. Genişliği 1.20 metre olan kemerin üzerine çıkmak yasak ama insanoğluna yasak dedin mi daha da kamçılarsın ya, tel örgüler delinmiş ve bir yol bulunmuş üzerine çıkmak için. Utanarak söylüyorum ben de çıktım. Yine de siz denemeyin görünce uyarıyor güvenlik ve az da olsa tehlikeli.
Kanyon, sonbaharda sanırım en güzel elbiselerini giyiyor. Sarının, turuncunun, yeşilin binbir türüne doyamıyor gözlerimiz. Fehmi Bey ve İsmet Bey'e bu güzel gün için teşekkür edip, aracımıza biniyoruz. Amasra'ya kadar, sonbaharın güzellikleri arasından ilerliyoruz. Amasra'yı bir sonraki yazıda anlatacağım söz...


1 yorum:

İsmet Dündar dedi ki...

Sızan Hanım ağzınıza kaleminize ve objektifinize sağlık. Bir nefeste okudum ve yazınızın bitmesini istemedim. Sizler ile burda vakit geçirmek harikaydı. Yazınızda belirttiğiniz gibi zamanınız çok dardı. En kısa zamanda sizleri yeniden Safranbolu’da görmek bizleri çok mutlu eder. Selam ve sevgilerimle. İsmet Dündar