13 Şubat 2008

Atı alan Üsküdar’ı çoktan geçti bile!...

Beşikdüzü Köy Enstitüsünde kız öğrenciler. Kılık kıyafetlerine lütfen dikkat edin. Köy Enstitüleri demokrasinin Anadolu'ya öğretilmesi ve Anadolu'nun aydınlanması için önemli büyük bir proje idi. Köy Enstitüleri kapatılınca bu proje de tarihin derinliklerinde kaybolup gitti.
Bu aralar televizyonlardaki tartışmaları pek dinlemiyorum. Hep aynı gerekçeler. Hep aynı gerekçeler. Atı alanın Üsküdar’ı geçtiğine, tartışmaların bir işe yaramadığına, aksine bölünmenin hızını artırdığına inananlardanım.
Kanalları dolaşırken kulağıma farklı bir anlatım tarzı gelince dikkat ettim, konuşan yaşlı başlı biri şöyle diyordu;
Batılılar bizi hiç sevmezler, bu topraklarda bizi istemezler. Osmanlılar işgal ettikleri yerlerde yaşayan halkla oralara götürdükleri Türkleri kaynaştırmayı başarmışlardı. Oysa Batılılar Balkanlardan çıkarırken Türkleri sildiler, süpürdüler.
Biz Türkler, “bari Anadolu’da kalalım” dedik, ona da razı olmadılar, önümüze Sevr Anlaşması’nı koydular.”

Merak ettim kim bu konuşan diye, o kanalda kaldım. Alt yazıdan konuşan kişinin Prof. Sina Akşin olduğunu öğrendim. Televizyonların insanları bıktıran gediklilerinden değildi.
Sonuna kadar katıldığım tespitler yapıyordu. Prof. Akşin’i dinledikçe beynimde dağınık bir şekilde duran ve bir türlü birleştiremediğim düşüncelerimin, tek tek yerli yerine oturduğunu hissettim. Tamam dedim “işte budur”. Ülke bu duruma nasıl geldi? Noktayı koydum. Doğrudur, yanlıştır bilemem ama benim için “doğru bulunmuştur”.
Sizlerle de paylaşmak isterim:
Atatürk Devrimlerinin en önemli yanı ve hedefi, ülkenin bir an önce Batılıların düzeyine gelmesiydi. Zira Batının emellerine karşı durabilmek, onların seviyesine gelmekle mümkün olacaktı. Bunun içinde bilimde, eğitimde, sosyal hayatın her alanında reform şarttı. Tüm bunları yapabilmek için de en önemli reform laiklik ilkesiydi. Zira Türkiye Müslüman bir ülkeydi. Reformların önce laiklik ilkesi ile başlaması gerekiyordu.
Atatürk Osmanlıdan kalan en büyük mirasın “cehalet” olduğunu iyi biliyordu. Anadolu yıllarca tebaa olarak yaşamış, ne okul ne de eğitim görmüştü.
Anadolu’ya eğitimin hızla verilmesi, cumhuriyetin daha doğrusu “demokrasinin” bir an önce öğretilmesi gerekiyordu. Atatürk bu bağlamda en büyük projeye imza attı. “Köy Enstitüleri” açılacaktı.
Bu fikir hayata geçirildi. Yurdun tamamını kapsayacak şekilde 21 ilde Köy Enstitüleri açıldı.
Köy Enstitülerinden amaç, yöre çocuklarını alıp kendi yöresinde yetiştirmek ve onların öğretmen olarak kendi yörelerinde hizmet vermesini sağlamaktı.
Köy Enstitüleri başarılı da oldu ama Atatürk Devrimlerine karşı duran, bu devrimleri “içine sindiremeyen”ler içten içe bu devrimlere karşı durmakta ısrarlıydılar. Özellikle köylerdeki “cami imamları” bu projenin karşısındaydılar. Zira Köy Enstitülerinin açılmasındaki en önemli hedef, köy imamlarının yerini öğretmenlerin alması hedefiydi.
Prof. Akşin’e göre en büyük yanlışlığı İnönü yaptı. 1945’ten sonra çok partili döneme geçmeyi kabul etti. Akşin’e göre Köy Enstitüleri henüz yeni açılmıştı ve en az 20 yıl daha hizmet vermeleri gerekiyordu. 1954 seçimlerinde Atatürk Devrimlerine karşı olan düşünce, iktidara geldi ve bugüne kadar da tüm seçimleri kazandı.
Atatürk Devrimlerinin bittiğini sananlar yanıldılar. Devrim henüz bitmemişti. Köy Enstitüleri bu devrimin önemli bir halkası olacaktı. Enstitüler ve tabii Halk Evleri, halkı bilinçlendirme, demokrasiyi anlatma ve yerleştirme görevlerini tamamlayamadan kapandılar. Bunda karşı devrimcilerin baskısı da önemli rol oynadı.
Sözün kısası Akşin’e göre Atatürk Devrimleri 1954 seçimleriyle iktidara gelen karşı devrimcilerce durdurulmuştur. Halk bilinçlenemediği için de, o kafaları bugüne kadar hep iktidara taşımıştır. Bundan sonra da taşıyacaktır.
CHP de Batıdan ithal ettiği “sosyal demokrat” elbisesi ile Atatürk Devrimlerinden, bu devrimin programlarından uzaklaşmıştır.
Bugün gelinen nokta, Atatürk Devrimlerine karşı duranların, 1954’ten beri iktidarda kalıp ülkeyi getirdikleri noktadır.
Altmış yıllık siyasi süreç bu basit anlatımla çizilen çerçeve içinde değerlendirildiğinde hiçbir şey sürpriz değildir. Taşlar yerine oturmaktadır. Tartışmalar boşunadır.
Atı alan Üsküdar’ı geçmiştir.
Ben de aynı düşüncedeyim. Sizler ne dersiniz?
..................................................
Ya çarşafa dolanmak!
Öfke ne zaman sanat oldu bilemem…Başbakan kullanınca sanat mı oluyor?
Bekli de siyaset sahnesine yeni bir zanaat doğuyor …Biz ciğerimizden konuşuruz diyor.. Biz boşuna dudaklarına bakmışız! Gerekirse çarşafa bürünürüz diyor …Biz boşuna türbanlı kızlara takmışız…Kurtuluş var mı? Göremediğimiz tablo işlerin iyice çarşafa dolandığı olmasın!
KAMA

8 yorum:

Alp&Ege'nin annesi dedi ki...

Size yurekten katiliyorum ve Ataturk'un devrimlerinde hep bir eksikten bahsediyorum: 'Kizlarin hepsini okula gönderme zorunlulugu'...(O gunku okulsuz kosullarda cok zor oldugunu da biliyorum.)

Bir arkadasim bazi toplumlarin demokrasiyi haketmediklerini tekrarlayip dururdu. Irak'taki sözde demokrasi de cagin en zalim diktatöru Saddam'in yönetimini aratmiyor mu?

ginger dedi ki...

Yazdıklarınıza katılmamak mümkün değil.Köy enstitüleri meselesini babamda yıllardır söyler durur.Ama malesef ülkemizdeki cehaletin önüne geçemiyoruz. Susuyoruz,susturuluyoruz.
Bugün malesef bazı değerlerini bazı menfaatler karşılığında satanların yarın ülkeyi satmayacakları hususunda hiç bir güvencemiz de yok.

Punto dedi ki...

Sevgili Alp ve Ege'nin annesi. Köy enstitülerinde kızların okuması için özendirici tedbirler alınmıştı. Ftoğraftakiler 1940'lı yılların köylü kızları. Atatürk devrimlerine karşı olanlar, ilk fırsatlarında kapadılar enstitüleri. Çeşitli bahaneler üreterek. Sonuçta bugünlere geldik.

Punto dedi ki...

Evet Sevgili Ginger. Cehalet Osmanlıdan bize kalan en büyük miras. Cehaleti araç olarak kullanan iktidar oluyor bu memlekette.

Berceste dedi ki...

En son gelen e-postalardan birinde etek boyunu uygun görmedikleri kızların bacaklarına asit enjekte edenleri anlatıyordu. Küçücük beyinler bunlarla yıkanıyor. Yaşı büyük, beyni küçükler tarafından. Yazık, çok yazık. Kendileri adaleti arıyorlar göya. Toplum değerlerini bu noktaya getirmek adalet mi? Eşitlik mi?

Tijen dedi ki...

Oooo sadece Üsküdar'ı mı geçti, çoktan Washington DC'ye vardı gibi geliyor bana...

Punto dedi ki...

Sevgili Dilek; bu tip haberlerle çok karşılacağız artık. Meydanı boş buldular, asit de atarlar, çamur da.

Punto dedi ki...

Haklısın Sevgili Tijen. Kimbilir nerelere kadar gitmiştir atı alanlar?