4 Şubat 2008

El kaldırıp anlaştılar, para paylaşılacak!...

Fotoğrafta bir kancabaşı limanda bağlı görüyorsunuz. Dikkat ederseniz teknenin arkasında geniş bir alan var. Ağ oraya istif edilirdi. Tekne ve kancabaş bir daire çizerlerdi.
1950-1960 arası bir yıl. Karadeniz sakin günlerinden birini yaşıyor. Tekneler vızır vızır dolaşıyorlar rastgele. Gözler denizin üzerindeki kıpırtılarda. Dalgaların oynaşmasından çok farklı bir oynaşmada. Balık oynaşmasında.
Hava sıcak. Palamut sürüleri deniz yüzeyinin on onbeş santim altında dolaşıyorlar. Balıkçı av peşinde. Palamutlar da.
İki tekne birbirine yakın seyrediyor. İkisinde de ağların bir kısmı teknede bir kısmı kancabaş denilen kayıklarda. Kimse ses çıkarmıyor. Reis sigarasını yakmak için kibritini çakan gemiciye öyle bir bakıyor ki.Bir palamut sürüsü var önlerinde. İki teknede aynı sürüyü izliyor. İki reis de pür dikkat. Ama bir sorun var.
Bir balık sürüsü ve iki balıkçı teknesi. Rekabet dünyasında kim kazanır? Güçlü olan. Burada da teknesi hızlı olan kazanacak tabii. Doğanın kuralı değişmiyor. Hızlı teknenin egzosundan kara dumanlar çıkıyor. Reis tam yol vermiştir makinelere. Tekne kanca başı bırakıyor ve hızla balık sürüsünün etrafında ağı döke döke bir daire çiziyor. (Lütfen Ekim 2006 Balıkları kim bitiriyor?yazısını okuyun).
Balıklar onun artık. Diğer tekne kaderine razı olacak artık diyorsunuz değil mi? Hayır. Razı olmuyor.
Bir av sonrası ağlar hem tekneye hem de kancabaşa alınıyor.
Hızlı teknenin reisi, motorlara tam yol vermeden önce elini kaldırıyor diğer reise doğru. O da tamam dercesine elini kaldırıyor.
Arada hiçbir şey olmadan anlaşıyorlar.
Bu el kaldırmanın önemli bir nedeni var.
Hızlı tekne ağı atacak, balığı tutacak ve satılan balıktan elde edilen paranın yarısını hızlı olmayan teknenin reisine verecek.
Ve böyle oluyor. Parayı paylaşıyorlar.
Bu geleneği neden hatırladım ve sizlerle paylaştım?
O dönemlerde dinimizin emrettiği şeyler, oranı buranı ört şeklinde değildi. Paylaşmak vardı. Kazancınızda başkasının gözü kalmasın inancı vardı.. Helal haram kavramları gerçek anlamdaydı. Balıkçılarda da artık bu paylaşım kalmadı. Toplum hayatımızda giderek bu güzel geleneklerin birer birer yok olduğunu ve yerine bireysel çıkarların hakim olduğunu görüyorum.
Yazık, çok yazık değil mi?

14 yorum:

Elif dedi ki...

Bu olayin gercek olduguna bile inanmak zor dogrusu. :o(

www.elifsavas.com/blog

ERDIL dedi ki...

Bir kuru lokmanin bile bizleri doyurdugu.Her sofra kalkisi sükürle noktalandigi, huzurun yoklugun tam ortasinda bizlerin kanaatin ne oldugunu ögrettigi günlerdi.
Nufus kagidimda her ne kadar bir cok gida maddesinin damgasini tasidigimi hatirlasamda; komsumun ac kaldigini hatirlamiyorum.
O zamada örtüler degerlerini tasirlardi fakirde olsa zenginde olsa her kezin örtüleri vardi kimisi bir masayi kimiside bir sehpayi süslerdi.
Saygilar.

Berceste dedi ki...

Şimdilerde öyle denizde çok balık olmadığından olta balıkçılığı başladı herhalde Akın amca. Oltanın ucunda da zoka var :( Yutan yandı!

Punto dedi ki...

Sevgili Elif; bugün bu olaya inanmak çok zor. Ama doğru. Halikarnas Balıkçısı'nın bir hikayesinde de bu tip bir paylaşma vardı.

Punto dedi ki...

Sevgili Erdil; biz de üniversite de okuduk. Kapılarda başını örtmüş kimseyi görmemiştik.

Punto dedi ki...

Sevgili Dilek; yine bu şekilde avlanma var ama çok değil. Zaten bakıp gören reislerin yerini radar aldı. Radarla taradıkları için denizde balık bırakmadılar. Radardan önce kaçan kurtuluyordu, kurtulanlar da yumurta bırakıyorlardı. Şimdi ona bile izin yok.Böylece balık da yok.

Archi*Sugar (Esra) dedi ki...

Sevgili Akin Abi, artik ne yazik ki bircok kisi icin din kavrami kalpteki, beyindeki ve ruhtaki hislerden cok goruntu ile alakali birsey haline geldi. "Oruc tutuyor musun", "basin kapali mi?", "namaz kiliyor musun", "namaz kilmak icin isine ara veriyor musun", "Ataturk'e gizli gizli hakaret ediyor musun"... tamam, senin dinin butun.

Kimsenin umurunda degil artik kalpte yer alan hisler.
Once gelen oturur... Hizli olan baliklari kapar... Ya da arkasinda "guclu" torpili olan... Ya da arkasinda "daha guclu" torpili olan... Ya da "daha daha guclu" torpili olan!!!

Punto dedi ki...

Çok haklısın Sevgili Esra. Babam hep "yardım et ama belli etme" derdi. O insanları birbirine bağlayan "güzel şeyler" tek tek yok oldu ne yazık ki.

Mine dedi ki...

Paylaşma gibi, saygı gibi, iyi niyet gibi, dürüstlük gibi değerlere sararmış fotograflara bakar gibi bakıp hatırlıyoruz. Nasıl ve neden bu hale geldik Punto Ağabey?

Mine

http://drmine.blogspot.com/

Punto dedi ki...

O kadar çok neden var ki Sevgili Mine. Hangi birini sıralasak bilmem ki. Bir yazı konusu yapmak en iyisi. İşe yaramasa bile.

Berceste dedi ki...

Ben başka şeyleri ima etmiştim ama neyse :) Ekmek aslanın ağzında misali...

www.seyitali.net dedi ki...

çok güzel anlatmışın .gerçektende o eskiler ne güzeldi.yazın çok hoşuma gitti.paylaştığın için tsk.

Punto dedi ki...

Sevgili Seyitali; milletimizi birbirine bağlayan, yazılı olmayan ama sıkı sıkıya bağlanılan değerleri vardı. Dürüstlük, paylaşma, hak yememe, yardımseverlik gibi. Neden kaybettik bu değerleri? Bana göre ülkenin en önemli sorunu bu olmalı.

Muharrem Kaptan dedi ki...

Balıkçılık yıllarımda bire bir defalarca yaşadığım olayı yazmışsın. Gerçekten o zamanlar insanlar daha kanaatkar daha saygılıydı. Şimdi ellerini kaldırmaya üşendiklerinden olacak ki makinelerini büyütüp teknelerinin süratini artırıyorlar. Aslında bu süratle sona yaklaştıklarının farkında değiller. Muharrem Kaptan