26 Şubat 2008

Bir şeyler yapmalıyız. Bir şeyler!...

Çevre konusuyla ilk tanışmam Rumelifeneri’nde oldu. Çocukluğumda köyün en güzel yerine, hani haritadaki Boğaz’ı Karadeniz’e bağlayan köşeye, çöp dökülüyordu. Evet! Yanlış yazmadım , köy halkı çöplerini o tepeden aşağı döküyordu. Büyük fırtınalarda deniz o çöpleri alıp bir başka yerlere götürüyordu. Ama nerelere? Kimin umurundaydı ki nereye gittiği?
Çocukluk aklı, akıl erdirememiştim buna. Ama lise çağlarındayken buraya çöp dökülür mü? Dedim durdum kendi kendime. O kadar.
Yıllar sonra köy belediyeye bağlanıp çöp arabaları devreye girince o tepe de çöplük olmaktan kurtulmuştu.
Bu anımı neden hatırladım?
Ediz Hun ne diyor? "Uyanık olun".
Biraz düşününce gerçekten uyuduğumuzu fark ettim; İşte size basit bir örnek;
Boğaz’ın her iki yakasında her gün yüzlerce amatör balıkçı balık avlar. Oltalarının ucunda kurşun vardır. Misinayı dibe indirmek için.
Her gün en az 30’a yakın olta dibe takılır, kurşun kopar, denizin dibinde kalır.
Kurşun en acımasız zehir. Erimez. Yıllarca diplerde zehir saçar.
Şöyle bir hesap yapalım: Günde 100 gramlıktan 30 kurşun. (Bu hesabın içinde sandaldan balık avlayan ve kurşunlarını kestirenler yok). Ne eder? 3 kilo. Ayda ne eder? 90 kilo. Yılda; 1080 Kilo. YANİ 1 TON.
10 yılda 10 ton. Aman Allahım. Hesaba bakın, hesaba.
Gerçekten milletçe çevre konusunda o kadar uyuduğumuz konular var ki…
Ne yapmalı? Bir şeyler yapmalı. Bir şeyler!...
..............................................
KAMA

Prrr…Offffff ..Söri!
Bir of çeksek karşıki Üniversiteler yıkılacak gibi…Türbanlı kızımız “karşı taraf beni okula almadı işte..Oysa kanun çıkmıştı” diyor…Gözünüz aydın…İlk çatışma haberi Samsun’dan… YÖK saydıklarımız, hukuku YOK sayıyor. Şaşkınlık profesörlerin ak ile beyaz arasındaki kararları…Biri ak derken, diğeri kara diyebiliyor…Görüntü çirkinliği ve soğukluk için Prrrrr, verdiği sıkıntı için offffff. Bizi asla doğru şekilde bilgilendirmedikleri için de söriiii mi desek…Profesörün başka bir anlamı kaldı mı?

15 yorum:

Berceste dedi ki...

Ne kadar basit bir hesap ve çıkan sonuç ne kadar korkutucu değil mi? Biz de birşeyler yapsak, böyle küçücük olsa ama etkileri kocaman olsa! Ne dersiniz?

Punto dedi ki...

Evet Sevgili Dilek; kendi çapımızda biz de bir şeyler yapmalıyız. Kafamı yormaya başladım bile.

Muharrem Kaptan dedi ki...

Kurşun hesabı gerçekten korkunç.Birde bunun cıvası asiti var.Akın abi çok iyi hatırlarsın kancabaşların baş tarafından balığı ürkütmek için ipe bağlı kış kış taşı vardı.Çaparilerdede kurşun şeklinde taş kaullanılamazmı?

Yurtdışı Eğitim dedi ki...

yaptığınız hesaplama gerçekten korkutucu boyutta yetkililerinde bir şeyler yapması gerekir.

Punto dedi ki...

Sevgili Muharrem. Onu ben de düşündüm. Olabilir. Düzgün beton ağırlıklar da yapılabilir. Yeter ki bu çevre katliamının farkına varalım.

Punto dedi ki...

Sevgili yurtdışı eğitim; benim yaptığım çok basit bir hesap. Üstelik bol bol kurşun kullanmış ve kurşunlar koptuğu zaman bunları düşünmemiş birinin basit hesabı. Gerçekten çevre konusunda milletçe uyumuşuz ve hala uyuyoruz.

Archi*Sugar (Esra) dedi ki...

Cok yazligin lagimi senelerce Marmara Denizine akitilmistir 70lerde 80lerde. Nereye gider bu lagim diye dusunmeden... Cok fabrikanin artigi da akitilmistir, akitiliyor. Nasil yok olur diye sorulmadan. Sonra binlerce balik karaya vurunca akil basa geliyor ama cok gec...

Punto dedi ki...

Sevgili Esra; 25 yıl Kumburgaz'da yazlığa gittim. Bizim site foseptikleri atmak için binlerce lira para öderken, bitişik site kışın pis suları denize akıtıyordu. Kavga ettik, mahkemelik olduk. Sonunda belediye kumun altından künkler döşedi, tüm pis suları bir yerde topladı ve doğru denize. Milliyet'te çalışıyordum o zamanlar. Haber üstüne haber yaptık. Kimsenin kılı kıpırdamadı. Yazlığa gidenler de. Ne zaman künkler patladı, pislik içinde kaldılar. Beni aradılar, haklıymışsın diye. Böyle kirlettik Marmara'yı. Bu konuda tam yaramın üstüne bastın Sevgili Esra.

Archi*Sugar (Esra) dedi ki...

Sevgili Akin Abi, ben de tam Kumburgaz'i kastetmistim.Bizim de yazligimiz oradaydi ve aynen bizim de sitemiz foseptigini periyodik olarak gelen aracla bosaltirken yan site denize bosaltirdi. Biz denizde yuzerken aniden korkunc bir koku yayilir, dedem hemen denizden cikmami soylerdi. 70li yillarin sonu, 80li yillarin basindan bahsediyorum.

Demek sizinle ayni yazlik bolgesindeydik sevgili Akin Abi.
:-))))

Punto dedi ki...

Yoksa siz de Tayfun Sitesi'nde miydiniz? Sevgili Esra. Şaka tabii. Bu kadar raslantı olmaz sanırım.
Olmasanız bile sahilden çok geçmişsindir sitenin önünden. Hafızanı yokla; tekneyle, ağlarla uğraşan birini, ya da akşamları kum voleybolu oynayanları hatırlıyor musun? Ya da biz sizin sitenin önünden geçmişisizdir. Zira buruna doğru, köye doğru her gün yürürdük.
Bizim hala dairemiz duruyor orada. Büyük depremi orada geçirdik.
Belediyenin kuma künkleri yerleştirirken çektiğim fotoğrafları bulamıyorum. Bir bulsam rezaletin nereden başladığını anlatacağım ama.
Artık Silivri'de babamdan kalan küçük bir bahçesi de olan bir eve gidiyoruz yazları. İki katlı küçük bir yazlık ev.

Archi*Sugar (Esra) dedi ki...

Sevgili Akin abi, yanilmiyorsam Deniz sitesiydi bizimki. TEK'in (sanirim) kampi vardi tam yaninda o zaman. Bizim iki dairemiz de duruyor ama dedemi kaybettikten sonra bizim icin cok uzuntu verici oldu oraya gitmek, gidemedik.
Biz de koye hep yururduk dedemle. Bazen karadan bazen sahilden. Camiden icme suyu doldururduk tasirdik kucuk damacanalarda bazen. Bazen de daga giderdik dag suyu almaya. Daga gidince ciftlikten taze sut ve yumurta alirdik.
Migros'un otobusu gelirdi, alisveris yapardik.
Hele bakkalimizin o kocaman taptaze ekmegini unutamiyorum. Mis gibi kokardi.
Aksamlari lunaparka gotururlerdi beni, yolun karsi tarafindaki.
Eminim sizde de benzer hatiralar vardir. Benim cocuklugum orada gecti. Baharin gelmesiyle gider, ekim sonuna kadar kalirdik, arada Istanbul'a gidis gelislerle...
Koye dogru aglarla ugrasanlar olurdu, cok net hatirliyorum...

Punto dedi ki...

Sevgili Esra; aynı bölgede 50 metre aralıklı iki sitede yaşamışız. Bizim ikizler orada büyüdü. Tayfun sitesi köye doğru, Tek'in kampından sonraki ilk site. 30 metre sonra. Arada küçük evler, Tayfun sitesinin yanında da bir köşk vardı. Mutlaka hatırlarsın.
Kibrit kutusu gibi 4 blok iki önde iki arkada. Nereden nereye? Sanırım rahmetli dedeni çok görmüşümdür. Zira Deniz sitesi oturanları ile kumda çok görüşürdük.
Bizim sitenin altında bakkal açılmadan önce biz de Deniz Sitesi'nin bakkalına giderdik. Sahibi Beşiktaşlıydı sanırım.

Archi*Sugar (Esra) dedi ki...

Sevgili Akin abi,
cok sasirdim simdi. Gercekten nerden nereye.
Biz denize genelde TEK'in onunden de girerdik. Oranin kumsali cok genisti. O zamanlar oyle bariyer filan da yoktu. Tek'in oyun parkinda oynardim.

Bizden ileride bir ev hatirliyorum; bahcesinde yedi cucelerin kucuk heykelleri dururdu.

Dedemi tam 20 sene once 80 yasinda kaybettik. Ama dun gibi... 27.sinde blogumda bir yazi yazmistim onun icin. Eminim tanismissinizdir kendisiyle. Kumburgaz'da yazlik alan ilk kisilerden biridir. Annemler daha 5-6 yasindalarmis onlar yazligi aldiginda. O zamanlar hicbir bina olmadigindan bahsederlerdi.

Simdiki halini gorse ne dusunurdu acaba. Ben, 5 sene once gittigimde taniyamadim Kumburgaz'i.

Pınarın Kulubesi dedi ki...

Hesabın sonucu ürkütücü:(
Balıkların, deniz bitki örtüsünün zehirlenmesi demek. Sonu: Onları yiyen bizlerin de zehirlenmesi.
Doktor hamileyken ağır metal içeriyor diyerek derin sularda yaşayan balıkları yemeyi yasaklıyordu. Derinlere inmeye gerek yok, kıyı şeridinde bile balıklar zehirliyor.

Punto dedi ki...

Her alanda küçük hesaplardan büyük sonuçlar çıkmıyor mu Sevgili Pınar. Özellikle midye çok tehlikeli. Haberiniz olsun.
Kendi kendimizi zehirliyoruz da kimsenin haberi yok. Hele gazetelerin kurşunla çıktığı dönemler. Yoğurt dağıtıp zehiri önlemeğe çalışırlardı.