22 Şubat 2008

Mısır’dan gelen "sürpriz" yakın akraba!...

Rahmetli babam Mısır'da akrabalarımız olduğunu söylerdi. Zamanla bu akrabaların izini buldu. Onlarla mektuplaştı. Muhittin Bey'i İstanbul'a davet ettiler. Babamın sevincini görmeliydiniz. Gazeteye de geldiler. Sarıldık, öpüştük.
Bu hikayeyi hep yazmak istiyordum ama detayları bir araya getiremiyordum. Sağolsun Muharrem Kaptan, savaşın dağıttığı aile dramını bir güzel kaleme dökmüş. Ben de bu yazıya ziyaret sırasında çektiğim akrabamızın fotoğrafını ilave ettim.
İşte Muharrem Kaptan'ın kaleminden Ali dedenin "hazin" hikayesi:
Babaannemin dedesi “Ali dede” harbe gitmiş, o yıllarda Osmanlı bir çok cephede savaşıyormuş. Ali dede de en son Mısır taraflarında savaşmış. Köyüne Ali dedenin şehit olduğu haberi gelmiş.
Ailenin büyükleri, dul kalan eşini çocuğuyla perişan olmasın diye kardeşi Hacı Sofi dedeyle evlendirmişler. Ali dedenin tek çocuğu varmış; babaannemin babası İsmail dede.
Aslında Ali dede şehit olmamış, esir düşmüş. Savaştan sonra esirler serbest bırakılmış. Ali dede memleketi Rize’ye gitmeden önce İstanbul’a gelmiş ve Rizelilerin gittiği bir kahveye uğrayıp kendisini “ben Ali Giritlioğlu’nun asker arkadaşıyım. Ondan haber alamadım. Tanıyan varsa bana bilgi versin” demiş. Giritlioğullarını tanıyan biri, Ali’nin şehit düştüğünü, eşinin de kardeşiyle evlendirildiğini söylemiş.
Ali dede bu bilgiyi başka yerlerden de doğrulatmış ve Rize’ye gitmeden, sağ olduğunu da haber vermeden tekrar Mısır’a dönmüş.
Mısır valisi Mehmet Ali paşaya müracaat ederek 1885 yılında Mısır’a yerleşme müsaadesi almış.
(Bu belgeyi 1985 yılında Türkiye’ye gelen Ali dedenin torunu, İsmail ’in oğlu, Muhittin Bey getirmişti ve bize göstermişti) .
Ali dede Mısır’da bir Türk hanımla evlenmiş ve ilk çocuğu erkek olmuş, ona da Türkiye’de bıraktığı oğlu İsmail’in adını vermiş. Yani iki oğluna da İsmail adını koymuş.
Mısır’da işlerini düzeltip normal düzene geçince Rize’ deki oğlu İsmail’e bir mektup yazmış, olayları anlatmış ve onu Mısır’a davet etmiş.
İsmail dede Mısır’a gidip babasını bulmuş ve orada epeyce kalmış.
Baba-oğul İsmail dedenin Rize’deki babasına ait malları satıp Mısır’a dönmesine karar vermişler. İsmail dede Türkiye’ye dönmüş . O zamanlar ulaşım tabiî ki uzun sürüyormuş. Onun Rize’ye gelişinden çok kısa bir zaman sonra Kafkas cephesinde savaş başlamış, İsmail dede de askere alınmış ve orada esir düşmüş.
Dağıstan’da bir köyde tutuluyormuş. Amcası Hacı Sofi’ nin öğrettiği dini bilgiler sayesinde o köyün hocası olmuş. Taş ustası olduğu için de o köyde kesme taştan bir çeşme yapmış.
(1900’lerin ikinci yarısında o çeşmenin hala durduğu bilgisini aldık).
Tabii bu olaylardan sonra İsmail dedenin Mısır’a gidişi gerçekleşmemiş. Esaretten geldikten sonra evlenmiş, 1900 yılında babaannem doğmuş.
Osmanlının devam eden savaşları, arkasından 1.dünya savaşı , Kurtuluş savaşı, Rusların Doğu Karadeniz’i işgali gibi olaylar Mısır’la bağlantıyı koparmış.
Mısır’daki Ali dededen sonraki nesil de zaten Türkçe bilmiyormuş.
Daha sonra Ahmet Muhtar diye bir kişi Şevki dayıma bir mektup yazmış ve Mısır’da amca çocuklarının olduğunu bildirmiş.
( Ahmet Muhtar, Mısır’daki İsmail' in oğlu Muhittin beyin kayınpederi.)

Ahmet Muhtar, aslen İzmirli ve konsoloslukta görevli bir Türk ve onun kızı Suzan hanım Muhittin beyle evli. Daha sonra Mehmet Ali amca da Muhittin beyle yazışmaya başlamış. 1980’li yılların başlarında Arslan amca, sendika görevlisi olarak Kahire’ye gittiğinde Ahmet Muhtar’ı ve Muhittin beyi bulmuş çok sevinmişler ve mutlu olmuşlar. Muhittin bey onu, kardeşleri ve ablalarıyla tanıştırmış. Arslan amca onları Türkiye’ye davet etmiş. 1985 yılında Muhittin bey, Suzan hanım ve kızları Cihan’la Türkiye’ye geldiler. İstanbul’u, Rize yi ve daha birçok yeri gezdiler. Bu arada onlarla ilgilenen ve gezdiren Fehmi Girit’e ne kadar teşekkür etsek azdır. Rumelifeneri’ne babamı ziyarete de geldiler. Babam o zaman hastalığının son dönemlerindeydi. Bu görüşmeden çok mutlu olmuştu.Daha sonra devamlı mektup ve kart gönderip haberleştik.1991’de Kahire’de bir deprem oldu, ondan sonra ne kadar yazdıysam cevap alamadım. 2006 yılında Meryem ablam bir mektup yazdırıp yine aynı adrese göndermiş ve cevap almış. Aynı zamanda telefon numarası da vermişler. Ben birkaç kez aradım ama ulaşamadım, sonradan araştırdım, ülke kodunu yanlış girmişim. Bize gelen resimlerde Muhittin beyin iki oğlu, bir kızı ve eşiyle çektirdiği fotoğraflar vardı.. İşte Mısır’daki akrabalarımızla ilgili hikaye . Sonuçta iki kardeşin çocuklarının devamı olarak bizler yakın akrabalarımızı tanımadan sadece varlıklarını bilerek yaşıyoruz. Anadolu da bizim ailenin hikayesi gibi kimbilir ne hikayeler vardır. (Kafanız karıştı biliyorum. Sözün kısası Ali dede babaannemin dedesi, Mısır’daki İsmail dede Babaannemin amcası, bizleri ziyarete gelen Muhittin bey de amcasının oğlu oluyor. Bu blogda zaman zaman yazan Keyaynak da bir Mısır gezisinde Muhittin beyi ziyaret etmişti).

5 yorum:

Alp&Ege'nin annesi dedi ki...

Tam bir film senaryosu olabilecek hikaye...Paylastiginiz icin tesekkurler...

Punto dedi ki...

Savaşın buna benzer nice hikayeleri vardır Sevgili Alp ve Ege'nin annesi.

Berceste dedi ki...

Türk elişlerini araştırırken ben de böyle anılarla karşılaşıyorum Akın amca. Savaş nedeni ile ailelerin ayrılması, esir düşenler, o zamanın iletişim ve yolculuk şartları. Gerçekten de inanılmaz şeyler. Orada bir akrabam var uzakta diyorsunuz, ama günümüz koşullarında gene biraraya gelemiyorsunuz. Gelseniz ne konuşulacak, hangi dilde konuşulacak? Ama gene de kan çekiyor derler ya...

pinar dedi ki...

akın amca o kadar ilginç o kadar ilgi çekici bir yaşam öyküsü ki bu..biraz benzeri bizim ailemizdede var ama biz sizler gibi şanslı değiliz .baba tarafım kendi babalarından (yani dedem'den) başka kimseyi tanımıyorlar.dedem savas zamanı ailesi ile birlikte irandan göç etmiş.van sınırına gelene dek annesi babası yolda vefat etmişler tam 7 kardeşlermiş.en küçükleri dedem.bir sabah kalktığında etrafında hiçbir kardeşini bulamamış.tam 9 yaşındaymış.van sınırına türkiyeye gelmeyi başarmış.eskiden buğdayları saklamak için kuyular olurmuş yanılmıyorsam ,onlardan birinin içine saklanmış,bir türk subayı dedemi bulmuş yedirmiş içirmiş istanbula getirmiş askeri okula yazdırmış dedemi.ama dedem bir müddet sonra sıkılmış ve kaçmış.çobanlık yapmış bir ekmek fırınında çalışmış .o kadar çok çalışmış ki o fırını satın almış.sonra alaçatıya yani çeşmeye gelmiş ayağındaki bir sorun yüzünden.ılıcanın şifalı suyu var iyi gelir demişler.zamanda tam mübadele zamanı, babaannemler istanköyden çıkarılmışlar izmirde yer gösterilmiş onlara .yer 1. kordon o zaman yanmış yıkılmış yunanlılar tarafından.bizimkiler istememişler kordonda kalmayı bağlık bahçelik yer isteriz demişler.o zaman gelmişler işte çeşmeye.dedem çocuk yaşta babaannemi orda tanımış orda evlenmişler .işte böyle nerden nereyee.babamlar 4 kardeş baba taraflarını hiç bilmezler halbuki birkaç tane amcaları birkaç tane halaları var onların çocukları torunları var bir yerlerde.ne kadar acı .dedem bunun yokluğunu hep çekmiş çok aramış onları hatta o zamanlarda radyodan yayın yaptırmış taa ankaralara giderek.ama sonuc sıfır.kimbilir nerelerdeler.
aslında herkezin bir hikayesi var.çok uzun oldu akın amca kusuruma bakmayın :)bu yazıyla anımsattınız bana bütün bunları.
kendinize çok iyi bakın
sevgiler

Punto dedi ki...

Sevgili Pınar; her ailede bir dram yattığı bir gerçek. Aileden araştırmaya meraklı biri çıkmazsa kimsenin kimseden haberi olmuyor. Sizden de biri çıksa, araştırma yapsa, ipuçlarına ulaşabilir. Tabii bunun için gayret, zaman ve inanmak gerekiyor.