1 Şubat 2012

Hepimiz Ermeni değiliz, Ermenilerle et ve tırnak gibiyiz!

1970’li yıllar. Ermeni örgütü Asala’nın elçilerimizi öldürdükleri dönem. Arka arkaya cinayetlerin gündeme oturduğu günler. Yazlarımızı o yıllarda Kumburgaz’daki yüz daireli bir sitede geçiriyoruz. Hemen bitişiğimizde de yüz yirmi daireli başka bir site var. Ondan sonra da geniş bir arsa.
Siteler ve arsa denize sıfır.
Hangi seneydi bilmiyorum birileri yaz başında boş arsaya çadır kurmaya başladı. Öyle bir iki çadır değil. Yüz yüz elli çadır falan. Gelenlerin Ermeniler olduklarını öğrendik. Bir araya gelmişler, yazlarını çadırlarda geçiriyorlar.
Yaşıtlarımızla ahbap olduk, dost olduk, zaman zaman da kumda voleybol maçları yapıyoruz.
Birkaç yıl böyle geçti.
Yine Asala’nın bir cinayetinin olduğu günlerdi.
Bir tatil sabahı bizim dairenin kapısı çalındı. Bizim gençlerden biri “Ağabey. Yandaki sitenin adamları sopalarla çadırlarda kalanlara saldırıyor. Kavga var” dedi.
Telaşlandım. Asala’nın cinayetleri ile gerilen halk bir halt eder diye hemen fırladım. Bizim siteden arkadaşlarla birlikte çadırlara koştuk. Bir bağırma çağırmadır gidiyordu. Ermeni dostlarımız sinmişti. Korkmuşlardı. Jandarma henüz gelmemişti. Hemen bitişik sitenin eli sopalı gençleri ile Ermeni yazlıkçıların arasına girdik. O sırada Jandarma da geldi. Olası bir kötü sonucu önledik.
Ermeni dostlarla oturduk, konuştuk. Saldırının nedenini sorduk. Anlattılar.
Sitenin çocuklarından biri, bir Ermeninin sandalına çıkmış. İkazlara rağmen inmemiş. Sandal sahibi de çocuğu tutup sandaldan indirmiş. Çocuk bu. Başlamış ağlamaya.
Çocuğun babası vay benim oğlumu dövdüler diye fırlamış. İlk kıvılcım öyle çıkmış. Olay kulaktan kulağa “Ermeniler çocuklarımızı dövüyor” söylentisine dönüşünce kapmışlar sopaları çadırlara saldırmışlar.
Sonunda ne mi oldu? Ertesi gün bir kalktık ki, ortalıkta ne çadır vardı, ne Ermeni dostlar. Gece herkes uyurken apar topar kaçmışlardı.
Kumburgaz’daki sitedeki dairemiz duruyor. Hemen bitişik dairede de çok sevdiğimiz bir Ermeni aile var. Sık sık olmasa da görüşürüz. Bayramları elimizi öpmeye gelirler. Kışları da görüştüğümüz bu aileyi laf aramızda ellerinde sopalarla saldıran Türklere değişmem.
Bu anımla şunu anlatmak istiyorum. “Hepimiz Ermeni” değiliz. Ama et ve tırnak gibiyiz.
Birbirimizden ayrılmayız. Kimse hele dışarıdan gazel okuyanlar bizi ayıramazlar.
Ayırmak için uğraşanlar yok mu? Var tabii. Ama kaynaşma gönül kaynaşması, sevgiye ve dostluğu dayanınca ayrışmayı körükleyenler avuçlarını yalarlar.
Bazı sosyal medyada Fransız mallarına boykot çağrılarını görüyorum.  Neyi çözeriz bu boykotlarla. Hiç düşündünüz mü? Hiçbir şeyi.
Sadece ayağımıza kurşun sıkarız o kadar.
Asırlardan beri Batı bizim peşimizde değil mi?
Bir kenara çekilip bizi birileri ile birbirimize düşürmek için uğraşmıyorlar mı?
Hep zayıf kalmamızı istemiyorlar mı?
Güçlenmemiz işlerine gelir mi?
Hep birilerini maşa olarak kullanmadılar mı?
Neyin boykotu?
Boykotu moykotu bırakalım. Bu işler boykotla çözülmez.
Aklımızı kullanalım. İletişim araçlarını kullanalım ve belgeleri ile bu milletin tarihinde “soykırım” olmadığını yedi düvele ispat edelim.
Çok mu zor?


2 yorum:

Kardeşim dedi ki...

?Bu ülkede kitap okuma oranı çok düşük.Kütüphaneler bomboş.İnsanların bu belgelerden haberleri bile yok.

Punto dedi ki...

Sevgili Kardeşim; haklısınız Okumuyoruz ama televizyonlarda abuk subuk prgramlar yerine bu belgeler tartışılırsa, reyting kaygısı olmazsa neden olmasın. Bu konuda medyaya çok iş düşüyor ama hangi medya?