16 Aralık 2006

ANTİGUA ….. Ve antika düşünceler!

Kelaynak yine huzurunuzda. Bu kez gurbetten yazıyor ve sitemize misafir olmaya devam ediyor:

ANTİGUA-Türk vatandaşı olmanın acımasız bir birikimi var... İnsanın zihnine nereye giderse gitsin ülkesinin çözemediği sorunları dolduruyor... Nasıl bir yerde olursanız olun sizi takip eden sinsi karamsarlık yakanızı bırakmıyor. Veya benim yakam daha kolay ele geliyor! Ne iş ise.... Öyle bir yer düşünün ki 365 günü yaz... Kasım, aralık ve ocak aylarının bizim mevsimlere ayırdığımız kar fırtına yağmur sel sepenek gibi zihnimize yerleştirdiğimiz görüntülere ve sabahtan akşama değişen hava durumları da onların yarattığı vukuatlar da yok burada... Sadece güneş var.


Bir ve ikinci fotoğraflar:Hayatlarını plajda gezerek ve gezdirerek kazanlar ayni daracık kum kıyısını parsellemişler.Yıl boyu. Hemen her satıcı orada .Kimi yelkenli kiralıyor kimi adayı dolaşmak için tekne kimi de dalış ekipmanı. Yaz kış yok. Bir gömlek ve şort tüm giyim masrafları bu. Hayat ne kadar ucuz siz hesaplayın!


Üç ve dördüncü fotoğraflar: Koyu yeşilin ince ince işlediği tepeler kuytu yerler kırmızıdan mıora değişik renkleri yansıtan bitkileri ile dikkatli gözleri şaşırtıyor. Toprağı görebilmek çok zor. Nereye bakarsanız bakın farklı bir yeşille çarpıcı bir çiçek sizi şaşırtıyor.

12 ayın bütün haftalarına yerleşmiş yılın tüm aylarını esir almış düz bir çizgi çizen mevsim arada bir vurup geçen kısa yağmurlarla kış geldi diyebiliyor. Aralık, ocak aylarında da boşuna korkutup iki damla göz yaşı ile pişman olan bulutlar var... Hepsi o kadar. Yoksa farklılık yok...Hava sıcaklığı aynı sıcaklık... 27 derece ile 30 derece arasında değişen bir yaz sıcağı... Hangi mevsim olursa olsun iklim değişmiyor...

Günlerin tümü kızgın güneş ve kum üzerine serilmiş meseleler halinde gelişiyor....Allahtan Türk mantığı ile düşünenlerin istilası buralara kadar ulaşmamış... Yoksa yok edilecek öyle yeşillikler, beton ile hemen doldurulması gereken öyle boşluklar var ki..
..!..................
İngilizler şeker kamışı kesmek için köle yaptıkları insanları Afrika’dan getirmişler bu adaya... Şu anda ada halkını oluşturanlar onlar... Ve sayıları da 65 bin kişi... Silivri’nin kış nüfusundan 15 bin kişi daha az! Adaya gelenlerden güçsüzler elenmiş, ölüp gitmişler iri kıyımlar kuvvetliler ayakta kalabilmiş... Yaşama şansını bulmuşlar. Bu bilgi nereden bulmuşlar bu iri zencileri sorumun da cevabı oldu...




Beş ve altıncı fotoğraflar: Antigua' nın önde gelen otellerinden biri Sandals... Aralık ve ocak ayının soğuğundan kaçanların 37 derece plaja koştuğu plaj otel. Tesisin katı bir de kuralı var. Tek başına ne erkek ve ne de kadın müşteri kabul etmiyor. Çiftlerin oteli. Başkaca bir çift söze gerek kalıyor mu?

Hizmet edenlerin suratları bin parça değil... Nedense tek parça!... O tek parçaya da bitmeyen bir gülücük yerleşmiş... Ada öyle küçük ki belki de bu nedenle buradakilerin yüzleri ancak tek parçayı taşıyabiliyor!. Gülücüğü...Gelecek endişesi var mı bu insanlarda diye düşünmekten kendimi alamıyorum... Şeker kamışı tarlasından turizm cennetine giden yolda bugün neler var? Bar görevlisi önce içeceklerimizi getirdi...

Sonra sohbetin can alacak yanına girdik...Antıgua 1981 yılında bağımsızlığını kazandı... Bunu anlatırken otel görevlisinin gözlerindeki parlaklık görülecek şeydi..Ve ekledi

--Yarın benim izin günüm.. Ve doğum günüm.. Ve bağımsızlığımızı kazanmanın 25 inci yıldönümü... Başka bir istediğin varsa söyleyin.. Bugün erken çıkıyorum...


70 milyonluk bir ülkenin vatandaşı olarak yüzüme aynı gülücüğü yerleştiremiyorum... Şakaklarım çekiyor... Yüzüm doğal olmayan bir zorlamaya tabi olmanın hıncını çıkarır gibi sarkıyor... Asılıyor...Kulaklarım hala ülkemde... Yağmurda çamurda hız yapanlar... Katliam gibi kazalar... AB borazancılarının büyüttüğü hayaller ve içine itildiğimiz karamsarlık...Giderek artan aşağılama salgını... Antigua’nın 365 gün asla vazgeçmeyen ve asla kaybolmayan güneşi sadece yüzümü yaksa ne iyiolacak!.. İçimdeki sızı yürek yanığı değil mi?Yeşil içindeki tur sıcaklığı yok etmiyor ki....

Koyunlar serbestçe dolaşıyorlar... İneklere dokunan yok... Ada içinde belli bir alan her zaman sakin... Her zaman ağaçlar ve yeşil önde kalabilmiş... Korunmuş... Beni korkutan bizim alışkanlığımız olmalı...Sağdan işleyen trafik ne kadar bağımsız olsalar da İngiliz bağlarını gösteriyor... Yolda karşıdan gelen araçlar üzerinize çıkacak gibi... Korkumu geri getiren simgeler yok olmuyor...

* AB görüşmeleri askıya alacak... Çok da umurum da... Neyi yoluna koydu ki bunu askıya alacak? İstenmemezlik yeni bir tablo mu? Onlar hep istemediler... Biz hep duymazlıktan anlamamızlıktan gelmedik mi?

* Kıbrıs AB ile ilişkilidir diyen biz değil miyiz? Başbakan bir adım önde olacağız demedi mi? Kazan kazan diyen kim di? Kazan dedikten sonra imzayı basıp kaybetmedik mi.? Kazan kazanın kuyusunu kim kazdı? Ve biz gerçekten ne zaman kazanacağız?Mevsim Antugua mevsimi değil ki... Aynen sürsün... Kazanamadan AB kazanında yanacağız!

....................

--Yüzün iyice yanmış senin... Çok mu güneşte kaldın?

--Gizlice olmuştur... Ben farkına varamadım.

........................

Mutlu olma becerisi bu kadar zor mu? 65 bin kişilik ve 25 yıllık bir mini devletten 70 milyonluk tarihin derinliklerine inmiş imparatorluk kurmuş bir ulus mensubuna ....Yüzüm kızardı.... Antigua güneşi yaktı herhalde!

................................................................................

Sevgili PUNTO culara,

Tehlikeli bir tanışma oldu... Kelaynak’ın gri siyah görüş alanına sizin ilginizin saçtığı ışık heyecan verdi...İşin tehlikesi yakanızdan düşmeyebileceğim ihtimalidir.Daha da büyük tehlike her seferinde yazdıklarımın ayni etkiyi yaratmama ihtimalidir.Zira ilk yazının yarısını Orhan Pamuk havası yarattı...Gerçi ben pamuk gibi konulardan değil, daha keskin acılardan bahsedebilirim...Sağolun...Bana cesaret verdiniz...
...............................................................................
***KAMA.........

Başbakan Cumhurbaşkanı dahil erken seçim sözünü gündeme getirenleri tanımladı...
İki koyunu güdemeyenler.
Akla gelen ve asla sorulmayan soru şu galiba...
Ya sen..Ülke mi yönetiyor, koyun mu güdüyorsun?

..................................................................................

4 yorum:

Berceste dedi ki...

Siz hic tatil yapmaz misiniz :) Tatili bile dolu dolu bir yazi ile sunmussunuz bizlere! Icinde gezelim, gorelim unitesi var, sosyal bilgiler var, siyaset bilimleri var :)
Size ve Punto amcaya cok tesekkurler...

nicomedian dedi ki...

Hmm. Bu gülücükler adası Thomas Moore'un Utopia'sını hatırlattı bana :)) Ben de görmek istiyorum bu adayı. Hatta mümkünse emekliliğimi orada geçirmek de istiyorum...

yuvakuran dedi ki...

Cok guzel bir yazi olmus. Tebrikler

Punto dedi ki...

Sevgili nicomedian,
Kelaynak uçtu gitti oralara, bizleri imrendiriyor. Ne denir? bir gidip görün artık.

Sevgili yuvakuran,
Kelaynak bana göre Babıali'nin en iyi genel yayın müdürü idi. müsvette kağıdı gibi buruşturulup atıldı bir kenara. Bir çok değerli gazeteci gibi. Kelaynak'taki meslek hırsını görüyorsunuz. Nerede bir pencere bulsa parlıyor.