31 Ocak 2009

Genel yayın müdürü dedikleri!...

Geçenlerde Hürriyet’in genel yayın müdürü malum soruşturma ile ilgili bir yorum yazdı. Yazıda gazetenin künyesinde yer alanlar isim isim veriliyor ve düşüncesi de belirtiliyordu.
Okuyucuyu ne kadar ilgilendirir bu yazı diye düşündüm. Neden mi?
Gazetelerde manşete karar veren, gazetenin belirli bir çizgide yayım yapmasını belirleyen genel yayın müdürüdür.
Öyle siz demokrat havadaki yazılara bakmayın.
Genel yayın müdürü tek seçicidir. Ona sadece seçenekler sunulur, ama kararı o verir. Geri kalanların düşüncesi kendilerinedir.
Hatta şöyle de bir haksızlık vardır ortada.
Tüm haberlerden mahkeme karşısında hukuki olarak sorumlu olan sorumlu yazı işleri müdürü ve haberde imzası olandır; genel yayın müdürü ve diğer yazı işleri müdürlerinin sorumluluğu yoktur yasalar karşısında.
Çok fazla teknik konulara girmeden söylersem genel yayın müdürü, manşetin ne olacağına karar verir, hangi haberlerin gazeteye gireceğine yazı işleri müdürü yada yeni uygulama ile müdürleri karar verir, eğer suç işlenmişse sorumlu müdür, mahkeme mahkeme dolaşır. Sorumlu müdürün içinde suç unsuru olan haberlere hiçbir itiraz hakkı yoktur.
Dahası bazı gazetelerde yazı işlerinde hiçbir işe karışmayan sorumlu müdürler vardır. O mahkeme senin bu mahkeme benim dolaşırlar. İçinde suç unsuru olan haberlerden haberleri bile olmaz.
Genel yayın müdürleri kafama takılınca bir anımı hatırladım. Onu sizlerle paylaşayım da görün bu işler nasıl oluyor?
“SEN İKİ GÜN İZİN YAP”
Büyük gazetelerden birinin yazı işlerine yeni girmiştim. Çoğu arkadaşları tanımıyordum. Genel yayın müdürü de o gazetede yıllardır çalışıyordu.
Bir akşam üstü beni odasına çağırdı. Bana bir yazarın yazısını gösterdi. Sayfalar hazırlanmış, o sayfaların provasını elime tutuşturdu.
“Yazının bu cümlesini çıkar” dedi. Sanırım Merkez Bankası başkanını eleştiren bir cümle idi.
Sayfanın başına gittim. Yazıyı buldum ve operatöre çıkarılacak yeri gösterdim. O da o cümleyi yazıdan çıkardı.
Başıma böyle bir uygulama gelmemişti daha önceleri. Sakıncalı bulunan cümleler, genellikle yazarın kendisi ile konuşulur, çıkarılması öyle istenirdi.
Gazeteye yeni girdiğim için burada uygulama demek ki böyle dedim içimden.
Taşra gazetesi döndü, genel yayın müdürü cümlenin çıkarıldığını gördü, gönül rahatlığı ile evine gitti.
Tabii iş bitmemişti. Ben de burada hata yapmış, yaptığımız değişikliği gece ekibine söylemeyi unutmuştum. Ama genelde yazarların yazılarına dokunulmazdı gece ekibi tarafından. Gece ekibi daha çok gazeteye yeni haberleri koyar ve şehir baskılarını hazırlardı.
Ertesi gün yazı işlerine girdiğimde “genel yayın müdürü seni bekliyor” dediler.
Odasına girdim. Mosmordu. Beni görünce haykırmaya başladı. “Gördün mü rezaleti?”Şaşırmıştım, “Yeni geldim gazeteye bakmadım” dedim. “O yazarın yazısından atacağın cümle aynen duruyor. Git. İki gün gelme. Eğer patron görür ve küplere binerse, kusura bakma seni kapının önüne koyarım”.Bu kez ben sinirlendim. Fırladım, dışardan bir taşra gazetesi buldum. Yazıyı açtım, gösterdim ve “Tamam giderim ama taşra gazetesinde o cümleler yok. Sorumluyu başka kapıda ara. İnsanları hemen harcama” dedim. Kapıyı çektim çıktım. Garanti kovulmuştum.
İki gün geçti, gazeteden aradılar. Neredesin diye. Durumu anlattım. “Gel yahu. Ortalık süt liman” dediler.
PATRONDAN SES ÇIKMAYINCA...
Ertesi gün gazeteye gittim. Baktım genel yayın müdürü hiçbir şey olmamış gibi davranıyor. Odasına girdim. Beni görünce “Patrondan ses çıkmadı. Otur çalış. Zaten yazı işlerinde tek güvendiğim adam sensin” dedi.
Evet. Dostlar patron ses çıkarmayınca ben de kovulmaktan kurtuldum.
Gececilerden öğrendim ki taşra baskısını gören yazar, yazısında birkaç cümlenin eksik olduğunu görünce gececilere telefonla bildirmiş. Onlar da o cümleleri yazıya tekrar koymuşlar.
Genel yayın müdürlerinin bir gazetede çok uzun zaman kalabilmelerinin sırrı patron gibi düşünmek, patron çıkarlarına uygun gazete yapabilmektedir.
Son günlerin moda deyimi ile dik durabilen genel yayın müdürleri çoktan ya emekli oldular, ya da işsizler.
Bizim alem böyledir işte.
Ben 10 yıldır emekliyim. Benden yaşça çok büyük olan o genel yayın müdürü, bağlılığının ödülü olarak ona verdikleri gazete köşesinden hâlâ ülke sorunlarını ve patron çıkarlarını savunmakla meşgul.

6 yorum:

Basak dedi ki...

Hiç şaşırmadım bu sisteme. Mesleğiniz çok zor abicim, hele ki Türkiye gibi kavramlarının içinin boşaltıldığı, doğru ve yanlışın sürekli ve kasıtlı olarak yer değiştirdiği ülkelerde...

Punto dedi ki...

Çok haklısın. Bu dönemde çalışmadığıma şükrediyorum Sevgili Başak. Gazetecilik mesleği artık tarafsızlığını kaybetti. "Taraf" oldu. Bu taraf olmanın halkla bir ilgisi olmadığı apaçık ortada.

bocuruk dedi ki...

Bir de iyi şaraptan anlıyor:))

Punto dedi ki...

Sevgili Bocuruk; şarap deyince aklıma geldi. Çalışırken en büyük mutluluklarımızdan biri seyyar satıcıdan aldığımız simitleri çay eşliğinde yememiz olurdu. Yanında bir de peynir varsa yeme de yanında yat. Nereden nereye?

Tijen dedi ki...

Akın abi,
Yerinde eleştiri/öneriniz için teşekkür edememiştim, burayaymış kısmet, sağolun.

Punto dedi ki...

Bizimkisi meslek alışkanlığı Sevgili Tijen. Dikkate aldığın için ben teşekkür ederim.