29 Nisan 2007

Gözleriniz ne zaman yaşarır?

İki miting izlediniz... Ben de izledim... Sizi bilmem ama zaman zaman gözlerim yaşardı... Zaman zaman hayretten ağzım açık kaldı...
Koca koca ünlü gazerteciler-ünlerini nereden nasıl aldılar bilemiyorum- meslek ilkelerinin anasını ağlattıklarını seyrettim..
Bu tarafsız olma kuralı idi. Dikkat çeken isim Tucay Özkan oldu.
Kanaltürk de öncülük ettiğini söylemeliyiz. Dipten gelen belirgin bir duyguyu ilk algılayan da oydu... Gene de yaptığı meslek açısından doğru değildi... Militan gazeteci olarak mitingi takip etmedi, yönetti... Bu idam edileceğini bile bile sehpaya çıkmağa benziyor... Cesurca ama tarafsız değil! Söylediklerini yanlış mı buluyorum? Hayır.. Ama yaptığını yanlış buluyorum.... Meslekteki tarafsızlığı bir tarafa ittiği için...
Öte yandan daha vahim terslikler de yok değil... Koca koca sıfatlı yazarlar... Rüstem Batum... Askere ve orduya faşist diyebiliyor.. Nerede ve ne zaman ..... Çağlayan mitingini değerlendirirken... MİLİTAN AYDIN MI? Militan demokrat mı?
Bunlar düşündürücü!.. Asker ne karışıyor diyen, kimin neyi ne kadar karıştırdığı konusunda doğruları bilmeyenler değil mi? Sevindirici olan görülmemiş kalabalıkların, görülmemiş sadelikte yaptıkları uyarıdır.... Askeri değil, SİVİL MUHTIRA dır...
AKP'deki Siyaset, kadınları görmeli... Onların başlarını kapatmağa çalıştıkları, seslerini kısmağa çalıştıkları kadınlar onlara yeni bir yol açtı.. Bunun farkına varabilecekler mi? Çağlayan’da iki şey birlikte söylendi.... İrticaya da darbeye de HAYIR...
Başımızın sıkıştığı anlarda askeri çağırma kolaycılığından artık kaçınmalıyız. Onların kanla, canla ödenen daha ağır görevleri var... Ulusun güvenliğini korumak... Bu güvenlik kavramı siyasetin söylediği kadar dar değil! Rejimin güvenliği de bunun içindedir. Ama sivil örgütler bunu kendi görev alanı içinde görmelidir. Çocuklarının geleceği olarak... Onlara bırakacakları yarınların selameti olarak... Demokratik tepkiler sancıları dindiremiyorsa operasyonu yapacaklar da bellidir... Son çare de olsa temenni edilen bir yol olmamalıdır! Her zaman demokrasinin ameliyatı masada kalma riskini de yanında taşır....
Darbeye karşı olmak, ordusunu sevmemek anlamı mı taşır? Hayır, tam aksine kendi ordusuna sahip çıkmaktır..... Ordusunu sevmek onu yıpratacak bir göreve itmemektir... Başımıza gelecekleri bilerek başımıza geçecekleri seçer duruma gelmeliyiz...
Adres artık taksi çağırır gibi asker çağırıp ulaşılacak bir adres olmaktan çıkmıştır....... Dik bir yokuş olmuştur.... Terlesek de bacaklarımıza güvenip tırmanacağız... Ve sokakların albayraklı kalabalığı, Türk kadınlarının heyecanı doğru adresi söylemektedir.
İlkeler içinde birlik olmak günüdür... Başı kapalısı da mini eteklisi de Çağlayan'da yan yana durdular... Laik demokratik hukuk devleti ve Cumhuriyete sahip çıkmak için... Siz görebildiniz mi?
Kaç kişiyiz sayar mısın dendi... Siz sayabildiniz mi? Tek kişi de olsalar bana umut verdiler...
Umudumun gölgelerden kurtulduğu anlar da gözlerimin yaşardığı anlar da o anlar oldu!

20 yorum:

Mahzun Prenses dedi ki...

Sevgili Punto Amcam;

Bizler gibi düşünen insanların var olduğunu görmek en güzeli. Yalnız olmadığımızı bilmek ve yürüdüğümüz yolda günün birinde olur da ayağımız bir taşa takılır da sendelersek kolumuzdan tutup bize destek olacak birileri olduğunu bilmek daha da güzeli. Zaman zaman olana bitene kızıyorum. Çekip gitmeli buralardan bu memleket yaşanmaz oldu diye sitem ediyorum. Eee serde gençlik var kanlar kaynıyor durmadan. Sonra durup düşününce sen gidersen, ben gidersem bu memleket kurda kuşa kalacak diyorum. Anlıyorum ki kalmalı ve doğru, dürüst ve adil yoldan ayrılmamalı...

Sevgiler...

Punto dedi ki...

Sevgili Mahzun Prenses; Yanlız olmadığımızı dünya alem gördü. Bir slogan çok önemliydi. İrticaya ve darbeye hayır. Bilinçli bir güç vardı meydanlarda. Bir de birleşin çağrısı çok önemliydi. Hepimiz sandığa gideceğiz, siyasiler birleşecek ve bu güç iktidara dönüşecek. Bunu hayal etmek bile güzel. Memleketi yaşanır hale getirmek te bizim elimizde.

ERDIL dedi ki...

Eskiden kelimeler birbiriyle dans ederdi; bizler ise sadece bakardik.
Zaman bize ögretti, o sahne bizim.
esimizi secmek de bize ait.
Istiyen bitmiyen senfoniyi, bu valsi istedigi kadar seyredebilir.

Elif dedi ki...

Annem de arkadaslariyla oradaydi. Hayatimda kendisiyle hic bu kadar gurur duymamistim. Biz cok uzun sure tembellik ettik, dedi. Dogru soyluyor. Hepimiz gorevi ve sorumlulugu uzun sure askere devrettik. Icabina baksin diye oyle oturduk. Umarim artik yetiskin insanlar gibi davranmayi ogrenmisizdir.

www.elifsavas.com/blog

-acemi aşçı- dedi ki...

Miting harikaydı, Tandoğan'da ilk yarım saat göz yaşlarımı tutamamıştım kalabalığın içinde. Dün de televizyon karşısında aynı duyguları yaşadım.
Ama canlı yayın sırasında bence çok büyük bir gaf daha yapıldı: Saat iki de bütün herkesin sokaklara çıkmasını isteyen bir telefon mesajından bahsedildi. Eğer halk sağduyulu davranmayıp, bu çağrıyı ciddiye alsaydı, neler olurdu??
Acaba bu haberi/çağrıyı yapan yayıncı,televizyonda, hem de canlı yaında söylediği şeyin sonuçların düşündümü?
Herkese sevgiler
ipek

nicomedian dedi ki...

Ben Çağlayan'daydım ve oraya özellikle darbe isteyen var mı diye bakmaya gittim.Çünkü bir takım çığırtkanlar bunu söyleyip duruyorlar. Yoktu. Orada ben darbe isteyen bir slogan duymadım. Çığırtkanların yalan söylediğini gözlerimle gördüm, kulaklarımla işittim. Zaten darbeler böyle büyük bir halk mitingiyle getirilmez. Aksine büyük halk mitingleri darbelerin kovucusudur. Oraya giden herkes de darbenin (varsa) kovulmasına hizmet etmiştir. Çok sayıda saçı başı ağarmış, yürümekte zorluk çeken insan gördüm. Demokrasi var olacak, darbe gelmeyecekse biraz da bu diğerkam insanların yüzü suyu hürmetinedir. Yoksa hiçbir mazereti olmadığı halde mitinge gitmeyen, üstelik AKP nin uygulamalarıyla yaptığı darbe kışkırtıcılığı ortadayken toplanan kalabalıklara çamur atmaya kalkan kendini bilmezler sayesinde değil.
Belki biraz sert yazdım ama öyle şeyler duyup okuyorum ki bu az bile.
Punto Bey'in dediklerine harfiyen katılıyorum. Onun dediği gibi birleşmek ve sandığa gitmek gerekiyor, eğer bu topraklarda ne yobazların Amerikan uşaklığını, ne de darbe istiyorsak. Adam sendecelik devri geçti.

Punto dedi ki...

Sevgili Erdil; Yapacağımız çok basit. Tepkimizi göstere göstere dağılan sol ve sağ partileri birleşmeğe zorlayacağız.

Punto dedi ki...

Sevgili Elif; Aynı saatte dayımın torununun nikahı vardı. mitinge gidemedim ama dağılırken otomobillerle yaşanan çoşkuya katıldık eşimle. Zaten bayrak yanımızdaydı. O çoşku bile bize yetti.

Punto dedi ki...

Sevgili İpek; Medya Tandoğan mitinginde sınıfta kalmıştı. Bu kez ayıldılar. Çalışan gazeteci arkadaşlar, medya üzerindeki baskıyı anlata anlata bitiremiyorlar. Özellikle bazı haber kanalları üzerindeki hükümet baskısını. Bu baskı yüzünden konuşmacı olarak hep hükümete yalakalık yapanlar seçiliyormuş. Muhalifleri görebiliyor musunuz televizyonlarda?

YesilErik dedi ki...

Sevgili Punto Amca, bu ve bir onceki yazi icin tesekkurler. Duru, sakin ve oz bir bicimde yasadiklarimizi iletmissiniz. Elinize saglik.

Punto dedi ki...

Sevgili Şefika; Askeri darbeye ne gerek var ki? Türk kadını sesini duyurdu zaten. Kolay kolay yutamazlar lokmalarını.
Bir demokrasi diye tutturmuşlar gidiyorlar. Hangi ülkede yaşadıklarını unutan enteller, tuzu kurular bunlar. İşveç'te yaşıyorlar sanki. Ülke gerçeklerini görmeden ahkam kesenler, bu iki mitingle belki yelkenleri suya indirirler.

Punto dedi ki...

Sevgili Yeşierik; Şunu gördü insanlar. Birlikten güç doğar. Bu güç vardı zaten. Ama dağınık ve umursanmayan bir güçtü. Bu güç inanıyorum ki partilere çeki düzen getirecektir.

Mine dedi ki...

Punto Ağabey, yazdıklarınıza aynen katılıyorum.
Dediğiniz gibi, Tuncay Özkan'ın muhalefet partilerinin yerine muhalefet yapmasını, ben de doğru bulmuyorum. Dün Skytürk'te izlediğim Rüstem Batum için ise diyecek laf bulamıyorum. Çağlayan'da toplanan milyonlarca kişiyi resmen cundacı yaptı.Beyefendi, eğer irtica kapısına gelirse silahı alıp çıkacak ilk kişiymiş. Şu an mitinglere ne gerek varmış.Bir insan ülkenin gerçeklerinden bu kadar uzak olabilir mi? Anlayamıyorum.

Gurur duyuyorum ki, kadınların öncülüğünde, milyonlarca insanımızın katılmasına rağmen olaysız bir miting yaşandı. İşte Türkiye'nin aydınlık yüzü.

Saygılarımla

Punto dedi ki...

Sevgili Mine; Bazı insanlar ülkesini, geleceğini, çocuğunu, torununun geleceğini düşünmüyor, cebini düşünüyor. Bir de bu demokrat olma havası yok mu? Ben bu tiplere kızmıyorum, onları adam yerine koyup bizim karşımıza çıkaranlara kızıyorum.

Asortik Krep dedi ki...

Bir gazetecinin tarafsız olması gerektiği halde taraf olmasını bildiği, gördüğü ve yaşadığı şeylere dayandırdığını düşünüyorum.

SaNeM dedi ki...

Ben de bol duygulu anlarla, televizyondan takip ettim gün boyu. Bundan ala darbe mi olur diye de not düştüm. Yabancı basın da özellikle Türk kadınının islamcı rejime hayır dediğini özellikle vurguladı.
Gurur duyuyorum.

Punto dedi ki...

Sevgili Asortik Krep; Tuncay Özkan konusunda dışarıdan baktığınızda haklı olabilirsiniz. Ama içerden baktığınızda, yakından tanıdığınızda fikriniz değişebilir.

Punto dedi ki...

Evet Sevgili Sanem; Bundan daha iyi sivil darbe olamazdı. İnsanlar bayraklarını aldılar, çoluk çocuk pikniğe gider gibi gittiler Çağlayan'a. Çoğu da kilometrelerce yol yürümek zorunda kaldı.

suzan dedi ki...

Gazeteciler, naklen yayındayken, söyledikleri her söz adeta tarihe geçer. Yanlış bir söz unutulmaz. O yüzden naklen yayıncılara allah yardım etsin derim ben. Çünkü biz bir gün süresince bile hazırladığımız gazetede yanlışlıklar yaptık çoğu kez. Ama Çağlayan mitinginde orta yaşlı başı örtülü bir hanımla konuşan muhabiri yadırgadım. "Siz de türbanlısınız ama bu mitinge katıldınız ne düşünüyorsunuz" dedi muhabir. Kadının başı örtülüydü ama türban değildi. Kadın muhabire lafı yapıştırdı: "Ben türbanlı değilim. BAşım örtülü. İrticaya karşıyım o yüzden buradayım"...Muhabirlerimiz türban ile başörtüsünün farkını bilmiyorlarsa yazık...

Punto dedi ki...

Sevgili suzan; Sen de biliyorsun muhabirlerin nasıl seçildiğini? Yıllarca muhabirlerin yanlış bilgilerini düzelte düzelte bir hal olmuştuk. Canlı yayında bu yanlışları kim düzeltecek? Önemli olan eline mikrofon verilen kişilerinin eğitimi. Bunların müdürleri de bir şey bilmiyordur ya oda ayrı bir sorun.