4 Nisan 2007

Nasırlı ellerle keman çalan köy çocukları

Beşikdüzü Köy Enstitüsü Müzik Öğretmeni Mehmet Ali Kamacıoğlu’nun anılarına birkaç gün sonra başlayacaktım ama "Dabülü nedir? Bilen var mı?" yazısından sonra bu anıları şimdi sizlerle paylaşmayı daha uygun buldum. Zira Köy Enstitüsü projesi, kalkınmanın köyden başlatılması projesiydi. Cahilliği yok etme projesiydi. Ne acıdır ki, 67 yıl sonra e-posta yollarıyla, "yurdum insanı" görüntüleriyle, cahilliğimizle alay eder hale geldik.
54 yıllık öğretmenlik yaşamının önemli bir bölümünü Trabzon’un Beşikdüzü Köy Enstitüsü'nde geçiren Mehmet Ali Kamacıoğlu’nun anılarını bu sanal ortamda sizlerin takdirine bırakıyorum.
Punto Amca

Bugün Anadolu'nun hangi kentinde böyle bir orkestra var? Yıl 1945. Beşikdüzü Köy Enstitüsü'nün orkestrası. Bir çalışmadan önce objektiflere poz vermişler. İyi ki poz vermişler, bize nereden nereye gelemediğimizi çok güzel gösteriyorlar.

Birinci yazı:

Bilindiği gibi köy Enstitüleri 17 Nisan 1940 yılında büyük ümitlerle kurulmuştu. Köy çocukları bu enstitülerde eğitilecek, çevrelerinin kalkınmasında lokomotif görevini üstleneceklerdi. 1946'lardan sonra üzerinde çok tartışıldı, ve sonunda tümüyle kapatıldılar.
Elimde, Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan Beşikdüzü Köy Enstitüsü’nde müzik öğretmenliği yapan Mehmet Ali Kamacıoğlu’nun anılarından bazı bölümler var. Bu anılarda Atatürk’ün öğretmenlerinin bir ulusun yaratılması sırasında üstlendikleri rollerin ne kadar önemli olduğunu göreceksiniz.
Köy Enstitülerine bugünkü pencereden bakacak, ülkenin köylerden kalkınması projesinin yok edilmesiyle çok büyük bir fırsatın kaçırıldığına şahit olacaksınız.
Önce, Köy Enstitülerini anlamak için Cumhuriyet yayınlarından çıkan “Köy Enstitüleri Üzerine” isimli Sabahattin Eyüboğlu’nun kitabından bazı alıntılar yapalım:

“Atatürk köylünün aydınlanmasını, çağdaş bir dünya görüşüne ermesini istiyor. Bakıyor ki sözde bilim adamlarının, İstanbul’un birkaç kilometre ötesine bile çıkıp bakmadan, Fransa’da, İsviçre’de gördükleri, görebildikleri okul sistemleriyle Anadolu köylerinde dikiş tutturmak mümkün değil. Bakıyor ki Batı okullarının sadece biçimlerini, dış görünüşlerini görmüş aydınlarımızın kurdukları okul havanda su dövüyor.[…] Atatürk önce Batılı bilginlere başvuruyor. John Dewey de ona kuracağı okulların Türkiye’nin gerçeklerine uyması gerektiğini söylüyor. Atatürk çevresindeki eğitimcileri köy gerçeklerini inceleyip bir rapor hazırlamak üzere köylere yolluyor. Bu heyet üç bilimsel gözlemle dönüyorlar:
1- Batı taklidi öğretmen okullarından köylere gidenler ya dayanamayıp gitmiş ya da kalıp köyün karanlığında erimiş, ağanın imamın yoluna girmiş.
2- Köy okulunda sadece okuma yazma öğrenmiş köylü dört beş yıl sonra okuma yazmayı bile unutmuş.
3- Ordudan dönüp tarlasını işleyen bazı çavuşlar, köylü çocuklarına kendiliklerinden okuma yazma öğrettikten başka Cumhuriyet’in padişahsız bir düzen olduğunu, şimşekle elektriğin bir anadan doğduğunu, sıtmanın sivrisinekten geldiğini, otomobilin benzinle, trenin buğuyla işlediğini anlatmışlar.”

Bu gözlemler Köy Enstitüleri’nin doğmasında önemli rol oynuyor.
Eyüboğlu devam ediyor:

“ İlerde İlköğretim Genel Müdürü olacak İsmail Hakkı Tonguç tarafından değerlendirilen gözlemler, önce Eskişehir’deki köy eğitmeni yetiştirme kurslarının, sonra da Köy Enstitüleri’nin temelini teşkil etmiştir.
İsmail Hakkı Tonguç tarafından düşünülen ve bir 1940 yasasında yer alan Köy Enstitüsü yalnız bir okul değil, aynı zamanda modern bir çiftlik ve öğrencilerin kendi binalarını bizzat kendileri yapmayı, toprağı işlemeyi öğrendikleri, başlangıçta lise derslerinden çok farklı olmayan derslerini bir yandan izlerken, bir yandan da yaşantılarını düzenledikleri bir yatılı kurumdur.”

Müzik öğretmeni Mehmet Ali Kamacıoğlu Beşikdüzü Köy Enstitüsü’de Müzik öğretmenliğine başlamadan önce Rize’de kemençe çalıyordu. Kemençeden keman yaptı, kendi kendine öğrendi notayı. 1943 yılında Rize'de Kurtuluş İlkokulu başöğretmeniyken, ondan önce okulun başöğretmenliğini yapıp Beşikdüzü Köy Enstitüsü'ne atanan Ziya Işıkdemir'den bir mektup alır. Arkadaşı mektubunda, onu enstitü müdürüne tanıttığını, enstitünün müzik çalışmaları için onun gibi bir öğretmene gereksinim olduğunu, böylece aradığı müzikle ilgili çalışma alanı bulacağını söyler.
Kamacıoğlu’dan bir anı:

"İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Rusların Kars ve Ardahan'ı istemeleri üzerine Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Kars'a gitmişti. Dönüşte Trabzon'a uğradı. Enstitüyü görmek istediğini ancak sahil yolunun uygun olmaması nedeniyle Beşikdüzü’ne gelemeyeceğini, Trabzon'dan Ankara'ya döneceğini söylediler. Enstitüden öğrencilerin Trabzon’a gitmesi ve bir gösteri yapmaları istenmişti. Biz de hazırlandık. Koro, orkestra ve milli oyunlardan ibaret ekiplerle. Müdür Fehim Akıncı'nın başkanlığında Trabzon'a vardık. Gösteri yeni yapılan lise binasının bin kişilik salonunda yapılacaktı. Akşam salon tıklım tıklım doluydu. Ön sıralarda İsmet İnönü ile yanındakiler yerlerini aldıktan sonra, dört sesli İstiklal Marşı'nı söyleyip bitirdiğimiz zaman, salon alkıştan inlemişti. Halbuki, İstiklal Marşı alkışlanmaz. Alkışlanan çokseslilik ve köy çocuğunun ulaştığı uygarlık düzeyiydi. Kaval ve kemençe eşliğinde söylediğimiz mahalli türküler de ayrıca alkışlanmıştı.”

Anılar devam edecek

12 yorum:

pecete dedi ki...

Tüylerim dike diken okudum. Yazınız çok güzel olmuş. Üniversite'de "Kooperatifçilik" dersimiz vardı. Bitirme ödevi olarak herkes bir kooperatif seçip, inceleyecekti. Ben adı bile bilinmeyen Ankara'ya yakın, yaklaşık 2,5 saatlik bir yolda olan bir köyü seçmiştim. Arıcılık yapılıyordu. İnceledik ve ödevimizi teslim ettik. A+ aldım ve 2 ay sonra, o kooperatif kapanmak zorunda kaldı. Çok üzülmüştüm. "İmece" kavramının sonu gelmiş gibiydi. Köy enstitütülerinin kapatıldığını öğrendiğimde de içim cız etmişti. Devlet büyüklerinin bir bildiği mi var?

Punto dedi ki...

Sevgili Peçete; Haklısınız. O dönemin devlet büyüklerinin herhalde bir bildikleri vardı. Ama bugünleri görebilmeyi bilememişlerdi. Bu kesin.

MorKoyun dedi ki...

Yaziniz cok guzel, anilar da oyle. Koy enstituleriyle ilgili ne varsa okumaya, bilmeye deger. Yazdiklariniz sayesinde bu haberi bulup okudum,
http://www.milliyet.com.tr/2003/07/16/pazar/paz09.html
Tesekkurler.

Punto dedi ki...

Sevgili Morkoyun;
Henüz anılara giriş yaptım. 5 yazı daha var. Tüm günlük dostlarının okuyabilmesi için 2-3 gün aralıklarla yayımlayacağım. Son yazı 17 Nisan köy enstitülerinin kuruluş yıldönümünde yayımlanacak. Anılar tabii müzik çalışmaları ile sınırlı. Milliyet’teki yazıyı okudum. Remziye Alişan’ın bahsettiği müzik öğretmeni, Mehmet Ali Kamacıoğlu. Kamacıoğlu ölene kadar öğrencileriyle sürekli bağlantı halinde oldu. Onlar hayatının bir parçasıydı. Remziye Alişan’ı da mutlaka izlemiştir.

nicomedian dedi ki...

Erenköy Kız Lisesi'ndeki müzik öğretmenim İsmail Bey Arifiye Köy Enstitüsü mezunu bir köy çocuğuydu. Ders konularını işledikten sonra kalan 10-15 dakikayı teneffüsü de katarak Vivaldi'den başlayıp yavaş yavaş tüm klasikleri bizlere dinletmeye ayırmıştı. Liseyi bitirdiğimizde hepimiz az çok klasik müzik dinlemeyi bilir ve severdik. Hem yaylı hem de tuşlu çalgıları iyi çalardı. Şimdi en yakınımdaki okulda İstiklal Marşı'nı düzgün söylemekten aciz müzik öğretmenleri görüyorum. Hiçbir müzik eğitimi almamış gibiler. Eğitimin geldiği noktaya bakın. Bu önemli atılımdan geri dönülmeseydi herhalde çok şey değişirdi. Babanız M. Ali Kamacıoğlu ve tüm enstitü mensuplarına saygıyla.

Punto dedi ki...

Sevgili Şefika;
Mesleğini, ülkeyi sevmek çok önemli. Cumhuriyet’i kuranlar, yaşatanlar bu sevgiyle çalıştılar. Öğrencilerine bu sevgiyi aşıladılar.
Müzik konusunda da haklısınız. Bu işin ticaretini yapanlar çoğaldı. İki melodi çalan müzikçi olup çıkıyor ortaya.
Anıların devamında göreceksiniz o dönemlerde ne koşullarda eğitim yapılmış.

Pınarın Klubesi dedi ki...

Bu anılara kavuştuğumuza sevindim. Resim gerçekten çok şey anlatıyor. İstiklal marşını dört sesli olarak dinleyebilmeyi ben de çok isterdim.
sevgiler

Punto dedi ki...

Sevgili Pınar; O dönemde büyük bir Cumhuriyet heyecanı vardı. Buna bir de Batı’yı yakalama heyecanı eklenmişti. Bugün böyle bir heyecan var mı?
İyi ki hatırlattın. Sahi dört sesli İstiklal Marşı’nı hiç duyan var mı?

Berceste dedi ki...

Rahat bir zamanda, sindire sindire okumak için biraz geciktim, özür dilerim. Ne kadar önemli noktalar var yazınızda Akın amca. Modern çiftlik düşüncesi örneğin. Yılbaşı tatilinde eşimin köyüne gidince gördüm. Annesi, babası ve eşim okulun bahçesinde uygulamalı tarım dersi görmüşler. Ailelerinin verdiği tohumlarla ürün yetiştirmişler. Ama günümüzde ilgisizlikten, bakımsızlıktan viran halde. Okula öğretmen Çanakkale'den geliyormuş. Parpar dediği motosikletle! Okulda da üç beş çocuk. Taşımalı sistem başlatmışlar, servis benzeri minibüslerle daha büyük merkezlere gidiyormuş çocuklar. Köydeki okul birkaç seneye kapanır herhalde. Zaten gençler de büyük şehirlere göçmüşler. Durum böyle olunca, büyük şehirlerdekiler ne yiyip ne içecek, köyden göçenler nerelerde iş bulacak? Sıkıntılarını zaten yaşayıp görüyoruz her gün. Geçen gün BBC'de bir program vardı. İklim değişiminde en az etkilenecek yer Türkiye, 2050 için İngilizler şimdiden orada ev almaya başladılar diyorlardı. Bu kadar mı körüz? 1940'larda daha mı ufkumuzu görür haldeydik? Ne demişsiniz, İnönü Kars ve Ardahan'ın istenmesi üzerine yolunu Trabzon'dan geçirmiş ve sonuçta verilmemiş. Günümüzde ise İstanbul'un merkezi yerleri Arap şeyhlerine neredeyse hediye ediliyor!

Punto dedi ki...

Haklısın Dilek; Çok büyük fırsat kaçırıldı. Köyden kalkınma, yerini köyden göçe bıraktı. Şehirlerin etrafı bu kez köyleşti. İşsiz güçsüz insanlar çoğalınca, suç oranları da patladı.

B5 dedi ki...

Bekledigim yazilar benim yoklugumda baslamis.
Ben de simdi basladim okumaya, bir solukta bitti birincisi.
1940´li yillarda Avrupa birbirini yerken genc Türkiye Cumhuriyet´inin bu girisimi cok daha iyi degerlendirilseydi acaba bugün Türkiye Birligi(?) gibi bir kuruma bu defa Avrupa´nin kendisi üye olmak icin cabalar miydi diye düsünüyorum.
Bu, bugün Dünyayi döndüren güclere fark atmak icin mükemmel bir girisim olabilirdi.
Cehaletle savas kadar önem tasiyani yok..
Dört sesli Türk Marsi´ni dinlemedim ben de.. Hem de bir köyde?
Benim AKM´de konser verdigimiz korom bile üc sesli idi. Böyle bir köy görebilmeyi cok isterdim.

Punto dedi ki...

Sevgili B5. Biliyorsunuz 17 Nisan Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü. Anıları o gün bitirmek üzere yayımlamaya başladım. Henüz bitmedi. Evet. Bugün geriye baktığımızda Atatürk’ün koyduğu hedeflerin ne kadar büyük ve doğru hedefler olduğunu görüyoruz. Müzikte 4 sesli koronun yanı sıra en büyük reform tarımda yapılacaktı. Modern tarımı öğrenen öğretmenler, köylerinde bu tarımı gerçekleştireceklerdi. Bir yerde bu başlangıç, toprak reformunu da getirecekti. Toprak ağaları bundan dolayı ayaklandı.