16 Nisan 2007

Müzik aletleri "hurdaya" veriliyor

Kamacıoğlu, yıllarca öğrencileri ile bağlantısını kesmedi. Zaman zaman o öğrencilerini buldu, zaman zaman da öğrencileri onu aradı. Birlikte eski günlerini andılar.

Altıncı ve son yazı:
O yıl Mehmet Ali Kamacıoğlu da enstitüden ayrılmak zorunda kaldı.
Anılar Müzik Öğretmeni Mehmet Ali Kamacıoğlu’nun şu sözleriyle bitiyor:
“Kırk yıl sonra, şimdi hangi eğitim veya öğretim kurumunda, bu şekilde bir eğitim çalışması ve öğrenci çalışması vardır? Çok üzülerek bir şey daha söyleyeyim. Beşikdüzü Köy Enstitüsü’ndeki müzik aletlerinin daha sonraki yöneticilerce hurda eşya olarak satıldığını ve müteahhit tarafından bir kamyonla götürülmüş olduğunu öğrendim. Halkevlerini ve köy enstitülerini ortadan kaldıran zihniyetin Türkiye’yi Atatürk ilkelerinden uzaklaştırıp nerelere götürmek istediği bugün daha iyi anlaşılmıyor mu? En üzüldüğüm şey, bütün bunların Atatürkçülüğü dilerinden düşürmeyenlerce yaptırılmış olmasıdır.”

Mehmet Ali Kamacıoğlu iyi bir müzikçi olduğu kadar iyi bir hatipti. Kamacıoğlu Beşikdüzü'nde bir 23 Nisan günü öğrencilere ve halka hitap ederken.
Şöyle devam ediyor M.Ali Kamacıoğlu: “Burada enstitü çalışmalarımızın ilginç bir yanını da anlatmayı yararlı buluyorum. Enstitüde bütün işler öğrencilerce yapılırdı. Her alanda bir öğretmen veya usta öğretici gözetiminde bütün çalışmalar öğrencilerce yürütülürdü. Bunun içinde okul yönetimin yanında, bir de öğrenci yönetimi vardı. Her enstitüde olduğu gibi, Beşikdüzü Köy Enstitüsü’nde kız-erkek karışık 700 öğrenci, memur, işçi, öğretmen 1000 kişilik bir eğitim-öğretim toplumu, birbirine bağlı iki sorumlu kurumca yönetiliyor. Biri devletçe atanan müdür, yardımcıları, öğretmenler, yani yetiştiriciler; öbürü büyük kitle öğrenciler yani yetiştirilenler. Her işin öğrencilerce yapıldığı bir kurumda, öğrencilerin kendi kendilerini yönetmesinin ve denetlemesinin daha başarılı olacağı düşünülmüştü. Günlerce öğretmenler kurulunda, daha sonra tüm öğrencilerin katıldığı toplantılarda nasıl bir öğrenci yönetimi kurulması gerektiği üzerinde tartışmalar yapıldı. Sonunda en demokratik bir sistemin gerçekleştirilmesi kararlaştırıldı. Bir yönetmelikle yürürlüğe kondu. Öğrenci yönetim biçimi kısaca şöyleydi: Bir yıl için seçimle işbaşına gelecek bir öğrenci başkanı; Her alanda kendisiyle çalışacak kol başkanlarını kendisi seçecek, onların çalışmalarından da sorumlu olacak. Bunlar yemekhane, yatakhane, balıkhane, tarım alanları, atölyeler, aletlerin korunması, eğlence işleri, misafirhane, kız öğrencilerin gereksinimleri gibi tüm alanlarda işlere bakacak birer başkan, hükümetin bakanları gibi. Bir de yine bir yıl için tüm öğrencilerce seçilecek toplantı başkanıyla yardımcısı, meclis başkanı gibi. Bu seçimler, çok hareketli, çetin geçerdi.
Mehmet Ali Kamacıoğlu yıllarca 17 Nisan'da kutlanan köy enstitülerinin kuruluş yıldönümlerine katıldı. Bu törenlerde anılarını ve görüşlerini katılanlarla paylaştı.
Her aday, kendi izlencesini hazırlar, toplantılarda okur, üzerinde tartışmalar yapılır, propagandalar bir ay kadar sürerdi. Sonunda seçim günü gelir, gizli oylar sandığa atılırdı. Başkan seçildikten sonra hemen işe koyulurdu. Hafta sonlarında eğlenceler düzenlendiği gibi, ay sonlarında da okul işlerinin tartışıldığı toplantılar yapılırdı. Bu toplantıları toplantı başkanı yürütürdü. Öğrenci ve toplantı başkanı son sınıflardan, öbürleri ara sınıflardan da olurdu.
Müdür ile bütün enstitü mensupları bu toplantılarda hazır bulunurdu. Her öğrenci, her enstitü mensubu bütün isteklerini bu toplantılarda dile getirebilirdi; önerilerde bulunur, eleştiriler yöneltebilirdi. Müdür dahil her toplantıda bulunan, toplantı başkanından söz alır, yanıt istek ya da eleştirilerini dile getirirdi.Müdürün önerilerinin bile reddedildiği olurdu.
Birini anımsıyorum; bir kitap tanıtma saati nedeniyle tartışma açılmıştı. Toplantı uzuyordu, yatma zamanı gelmişti. Müdür toplantıya ertesi akşam devam etmeyi önerdi.
Toplantı başkanı “o akşam inkılap tarihi toplantımız var, isteğinizi oya koyuyorum” diyerek oylattı. Müdürün önerisi reddedilmişti.
Bu müdür saygıyla rahmetli anılması gereken büyük eğitimci Fehim Akıncı’ydı. Böyle bir yönetimin okulda gerçekleştirilmesi kolay değildi. Fehim Akıncı, Osman Ülkümen gibi müdür ve o dönemin öğretmen kadrosunun da büyük payı olmuştu bunda.”

Punto Amca’nın ilavesi:
Mehmet Ali Kamacıoğlu’nun Beşikdüzü Köy Enstitüsü anılarının sonuna geldik. Kamacıoğlu, enstitüden ayrıldıktan sonra İlköğretim müfettişliği ve çeşitli okullarda müzik öğretmenliği yaptı. Kamacıoğlu, eğitimci olarak ayrıca yetiştirme yurtlarında da görev aldı. Ağaçlı ve Yeldeğirmeni Yetiştirme Yurtları’nda ona “baba” diyen kimsesiz çocuklara müziği sevdirdi.
Çocuklarına da dürüstlüğü, çalışkanlığı, karşılıksız iyilik yapmanın yüceliğini, mütevazı olmayı öğretti, Atatürk ve ülke sevgisini aşıladı.
Nur içinde yat baba.
Punto Amca

10 yorum:

B5 dedi ki...

Bir tesekkür de size Punto Amca... Bizimle paylastiginiz, Mehmet Ali Kamacioglu´nu bize tanittiginiz icin.

Alinacak ders cok. Ben de babamin genel olarak anlattigi kadar varligindan haberdar oldugum bu kurumlari, sayenizde bu anilar esliginde daha yakindan tanimis oldum. Ne yazikki tarih tekrar ediyor. Ne verilirse o bicilir denir ya.

Tekrar tesekkürler

Selamlar,

Not: "Izlence" ne kadar guzel bir kelime! Neden baska yerlerde rastlamiyorum bu kelimeye acaba?

SaNeM dedi ki...

Ben de teşekkür etmek isterim Punto amca bu örnek alınası anıları paylaştığınız için. Okurken hep dikkat ettiğim şey rahmetli babanızın çevresini etkileyen çoşkusu ve mütevaziliğiydi. Hafızamda olan daha nice enstitu öğretmenlerinin anılarına, bir çok yerde anılmak üzere, bir kişi daha eklendi. Tekrar teşekkürler.

Berceste dedi ki...

Babanız nur içinde yatsın Akın amca. Onun yüreği, onun sınırsız enerjisi o kadar güzel hissediliyor ki bu anılarda. Yetiştirdiklerinin içinde en değerlileri de sizlersiniz. O yüreği bu gün dahi burada bizlere yaşattınız. Sağolun varolun.

Sanem'ciğim, Akın amcanın babası ile ilgili yaptığın gözlemleri bir kenara not al ve Akın amca ile tanıştığında kaç tanesini tutturmuşsun bir bak :) Sayı 12 çıkabilir.

Punto dedi ki...

Sevgili B5; Anıları okuduğunuz için ben teşekkür ederim. Babam yaşadıklarını, yapmak istediklerinin bilinmesini isterdi. İnsanların yaşadıklarıyla, yaşananları kıyaslamasının gelecek için çok önemli olduğunu söylerdi. Bu açıdan bakıldığında, anıların bir kişi tarafından okumasını bile kazanç sayıyorum.
İzlence hiç kullanılmıyor. Babam anılarında kullanmış bu sözcüğü. Yayılsa ne kadar iyi olur?

Punto dedi ki...

Sevgili Sanem; O dönemin öğretmenleri Cumhuriyet’i sahiplenmişlerdi. Babam yıllarca o sahiplenmeyle yaşadı. Siyaseti adım adım izledi. İyi ki bu günleri görmedi, zira çok üzülürdü.

Punto dedi ki...

Sevgili Dilek; İnsanlar doğduklarında hep aynıdır. Onlara ilk eğitimi ailesi verir. Biz de dürüstlüğün, mütevazılığın, yardımlaşmanın yüceliğini babamdan öğrendik. Çocuklarımda da aynı özellikleri görmek beni mutlu ediyor.

cenebaz dedi ki...

Anılar çok güzeldi. O dönemi değişik kişilerden dinlemek güzel oluyor. Köy Enstitülerinin kapatılması bir hataydı. Ama tabi amaç, insanların bilinçlenmemesi olduğunda, kendi adlarına aldıkları karar doğru. Bugünlere gelmemizde daha o günlerde atılan adımların payı var. Umarım hala babanız gibi idealist insanlar vardır. Babanıza rahmet diliyorum.

Punto dedi ki...

Sevgili cenebaz; Teşekkür ediyorum. Ben de idealist insanlar olduğuna inanıyorum. Hiç yoksa bile enstitülülerin çocukları var diye düşünüyorum.

Tulosh dedi ki...

Bende çok teşekkür ediyorum Punto Amca böylesine güzel bir insanı bize tanıttığın için.
Fakat okuldaki kemanların hurdaya verilmesini okurken resmen içim acıdı. Bu kadar güzel anıları okurken sanırım kemanlara ve kemanları yaşatanlara fazla sahiplendim. Sonunda biraz üzüldük ama olsun Punto Amca mükemmel bir şekilde resimlerle birlikte güzel bir anı arşivin oluşuyor. Çocukların ve torunların çok şanslı.

Punto dedi ki...

Sevgili Tulosh; Babamın talihsizliği iki oğlunun da gazeteci olmasıydı. İki kardeş etik olmaz diye bu anıları gazete sütunlarına taşımadık. Kendimizden hiç bahsetmedik. Bu anıları da Cumhuriyet’te Mustafa Ekmekçi yayımladı. Ben de sanal ortamda da olsa bu anıları gelecek nesillere bıraktığım için mutluyum. Ayrıca sizlerin güzel yorumları da beni daha çok mutlu etti. Bir diğer mutluluğumda Can Dündar’ın hazırladığı belgeselde babamı o ortamda keman çalarken görmek. Bu konuda Sevgili Sanem’e bir teşekkür borcum var.