17 Nisan 2007

Köyü, köylüyü anlayabilmenin sırları

Köy Enstitülerini destekleyen Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'in sözlerini dikkatlice okuyun. Bence bir kere daha okuyun ve enstitülerin neden kapatıldığını yorumlayın.

Bugün 17 Nisan. Köy enstitülerinin kuruluş yıldönümü. Mehmet Ali Kamacıoğlu'nun anılarını sizlerle paylaştım. Uzun uzun bu projeyi anlatmanın çok bir anlamı yok ama bir iki cümleyle bazı bilgiler vermenin de doğru olacağına inanıyorum:
O dönemlerde köye hizmet götürmek çok zor. Köye doğru hizmeti götürebilmek için köylünün dilinden anlayan "yeni bir aydın" tipine gereksinme var. Bu da köylünün kendi içinden çıkarılabilecek bir tiptir. Bu “püf” noktasını ilk yakalayan ve kendisi de bir köylü çocuğu olan İsmail Hakkı Tonguç’tur. Tonguç, Köy Enstitüsü Sisteminin hem kuramcısı, hem de kurucusudur. Onu, Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan göreve getirmiş, sonraki Bakan Hasan Âli Yücel de onun girişimlerine sahip çıkmış. Tonguç’a göre “köylüye birşey öğretebilmek için, ondan birçok şey öğrenmeliydik".
Tonguç şöyle diyor:
“Kanımızı ve iliklerimizi isteyerek köyün içine akıtmadıkça, kırk bin köyün kenarına münevver insanın mezar taşı dikilmedikçe, bu köyün sırlarını anlayamayız. Köyü anlayabilmek, ... duyabilmek için onunla kucak kucağa, nefes nefese gelmek lâzımdır. Onun içtiği suyu içmek, yediği bulguru yemek, yaktığı tezeğin ifade ettiği sırları sezebilmek ve yaptığı işleri yapabilmek gerekir. Bizim köyün ne olduğunu evvelâ büyük âlimler, artistler değil kahramanlar anlayacaklar, sonra âlimlere ve sanatkârlara anlatacaklardır. Türk köyü, daha belki yirmi beş yıl âlim değil, kahraman isteyecektir. Bataklığı kurutmak, sıtmalıya kinin rejimi yaptırmak, trahomlunun gözüne ilâç damlatmak, okul binasını yapmak, yaralının yarasını sarmak, gebeye çocuğunu doğurtmak, pulluğun nasıl kullanılacağını veya tamir edileceğini öğretmek, bozuk köprüyü yapmak, ıslah edilmiş tohumu tarlaya saçmak, fidan dikerek onu büyütmek ve step köylüsünün ‘dal’ diye adlandırdığı ağacı hakikaten ağaç hâline getirmek; ulemanın işi değil, kahraman teknisyenler ordusunun işidir... O bu kahramanları içinden yetiştirmeğe mahkûm. Bütün felâketlere katlanarak, ıstırabı zehir yutar gibi yutarak çalışan ve başlarının üstünde şereflerle örülü birer taç taşıyan bu kahramanlar köyü dile getireceklerdir... O zaman yeni sesler duyacağız. Bu seslerden ürkmeden onları dinlemek lâzımdır. Köyden yeni renk ve seda getirenleri saygı ile karşılamak gerekir. Hakiki köyü ve memleketi o zaman anlayacağız...”
Evet dostlar! Bugünden o günlere baktığınızda bir şeyler hissediyor musunuz?
Kaynak: Bilkent Üniversitesi

Köy Enstitülerini Araştırma ve Eğitimi Geliştirme Derneği (KAVEG), 15 Nisan günü kuruluş yıldönümünü, Yıldız Üniversitesi'nde düzenlenen bir etkinlikle kutladı. Aralarında köy enstitülerinde okumuş 80'lik gençlerin de bulunduğu koro, çeşitli türküler söyledi. Koro konserini Ziraat Marşı ile bitirdi.
İki köy enstitülü 80 yaşını geçmiş gençler. Biri keman çalıyor, diğeri de harmandalı oynuyor. İnsan, bu gençlerin yaşama bağlılıklarını gördükçe kıskanmadan edemiyor.
Köy Enstitülerini Araştırma ve Eğitimi Geliştirme Derneği (KAVEG), bu yıl etkinliğini köy enstitülerinde öğretmenlik yapan Sabahattin Eyüboğlu'na ayırmıştı. Konuşmacılar, Eyüboğlu'nun kişiliğini anlattılar, onun öğrencileri de anılarını dinleyenlerle paylaştı.

9 yorum:

Berceste dedi ki...

Günümüzü ve bugün açılan ismi lazım değil okulları düşününce, o zamanın insanlarının ne kadar ileri görüşlü olduğunu, ne kadar idealleri için çalıştığını daha net görüyorum. Keman çalıp, harmandalı oynayan 80'li yaşlarından gün almış, o idealist neslin temsilcilerinin yüz ifadelerine bakmak, onları anlamak için yeterli!

İçim ''cız'' ederek, gözümden iki damla yaş süzülerek bitirdim yazınızı...

Punto dedi ki...

Sevgili Dilek; Ülke sevgisi, ülke sevgisi, ülke sevgisi. Bunu yok ettiler.

Berceste dedi ki...

Edemediler de, kendilerinde yok! Orası kesin.

SaNeM dedi ki...

Can Dundar'ın yaptığı belgeselde de dediği gibi, Türkiye'nin yarım kalmış rüyası.. O belgeseli izleyen vardır eminim, ben burdaki anıları okuduktan sonra izleyip, daha da üzülenlerdenim.
Selamlar.
Izlemek isteyenlere,
http://video.google.com/videoplay?docid=2136090163378392232

Punto dedi ki...

Sevgili Sanem; Teşekkür ederim Can Dündar’ın belgeseli için. Seyretmemiştim. Seyretmem iyi oldu. Güzel bir belgesel. Belgesel sadece Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nü işlemiş.Fotoğrafların ve filmlerin çoğu Hasanoğlan’a ait. Bu da normal. Ankara’ya en yakın ve devlet büyüklerinin sık sık gittiği bir enstitü. Belgeselde ağırlık Talip Apaydın üzerinde. Yaşayan o kadar çok enstitü öğrencisi var ki. Dündar, tanınmış ve hemen bulunan Apaydın ve birkaç öğrenciyi konuşturmuş. Biraz da magazin yapmış. Diğer enstitülülerden hiç kimseye ulaşmaması bence eksiklik olmuş.
Beni heyecanlandıran bir başka görüntü de öğrencilerin yanında keman çalan birinin babama çok benzemesi. Belki de filmde bir an görünen kemanlı kişi babam. Belgeselden çıkardığım çok önemli bir sonuç babamın çok sesli koro ve klasik eserleri çalan orkestra kurmasının ne kadar farklı bir çalışma olduğu.

pecete dedi ki...

Babamdan size bir yorum; "Büyük menfaatlerin çatıştığı bölgelerde gücü olmayan grupların esamesi olmaz. Sadece sesleri işitilir ama hareketleri kısıtlanır veya yokedilir. Her şey için güçlü olmak gerekiyor galiba, veya başkalarının zayıflaması...Lenin ve Atatürk'ün bence büyük şansı, çevrelerinde zayıflayan ve de kendi aralarındaki menfaat çatışmalarını bir türlü yerine oturtamamış batılıların olmasıydı. Bundan bile en doğru şekilde, ülke yararına istifade etmek bir deha ister."
Elçiye zeval olmaz...

Punto dedi ki...

Sevgili Peçete; Babanızın yorumu için teşekkür ediyorum. Babanızın yorumu çok doğru tespitleri içeriyor. Güçlü olmazsanız cılız sesler çıkarırsınız o kadar. Tüm Batının hedefi de bu değil mi? Güçsüz bir Türkiye. Evet. Atatürk Batının birbirini yediği bir dönemde bir ulus yarattı.

archisugar dedi ki...

Dr. Halil Fikret Kanad, Koy Enstitulerinin kurucularindandi (ayni zamanda Turkiye'nin ilk pedagogu) ve annemin halasinin esi idi. Ne yazik ki ben dogmadan olmus ve kendisini yuz yuze taniyamadim. Ama yazdiklarindan ve anlatilanlardan o ve arkadaslarinin (Hasan Ali Yucel vs.) nasil idealist insanlar oldugunu Turkiye'nin gelecegi icin ne guzel fikirleri oldugunu anlamamak imkansiz.

Koy Enstituleri devamini saglayabilseydi, kapatilmasaydi; bugun Turkiye ve Anadolu cok daha baska boyutlarda olacakti.

Sevgiler
Esra

Punto dedi ki...

Sevgili Esra; Dr. Halil Fikret Kanad'ı duymuştum. çocukluğumun üç yılı Beşikdüzü Köy Enstitüsü lojmanlarında geçti. Köy Enstitülerindeki eğitim felsefesini bugünkü eğitim sistemine uygulamak için bir dernek kuruldu. Kardeşim bu derneğin yönetiminde. Ben de üyeyim. Çalışmalarına destek olmağa çalışıyorum. Bir şey olur mu? Olmaz demeyip bir şeyler yapılmağa gayret ediliyor.