25 Nisan 2007

Çocuklarımız, sorumluluk ve bir anı

İnsanlar belirli bir yaşı geçince hep ne derler” bizim zamanımızda bu işler böyle böyleydi”. Bu düşüncenin içinde kuşaklar arası anlayış farkının çok önemli olduğu bir gerçek. Davranış biçimleri de yıllar eskidikçe her şey gibi değişiyor.
Dikkat edin, sağlık konusunda, beslenme konusunda eski alışkanlıkların, temel kuralların yeni teknolojiyle değiştiğini görüyoruz.
Hepimiz çocuk yetiştirdik, ya da yetiştiriyoruz veya yetiştirmek üzereyiz.
Acaba çocuk yetiştirirken temel kurallar da değişiyor mu? Bu konuda uzman değilim, uzmanların da her konuda aynı düşündüklerini sanmıyorum.
Ben sadece sizlerle, bizim ikizleri yetiştirirken nasıl davrandığımızı bir örnekle anlatacağım ve bugüne gelip yorumu sizlere bırakacağım.
Biliyorsunuz biz ikiz erkek çocuk büyüttük. İlkokulu birlikte okudular, birlikte olmalarının bir çok sakıncalarını gördük önce.
Örneğin, öğretmenin tahtaya yazarak verdiği ev ödevini ikisi de defterine yazmıyor, yazma işini birbirlerine bırakıyorlar, sonra da arkadaşlarından ödevin ne olduğunu öğreniyorlardı. Yani ikisi de sorumluluğu bir diğerine bırakıyordu.
Orta öğretimde okulları ayrıldı, iyi de oldu. İkisinin de sorumluluk duygusu gelişti, kendi ayaklarının üzerine basmayı öğrendiler.
Sorumluluk konusunda bir anımı sizlerle paylaşmak istiyorum:
Yaz aylarını Kumburgaz’da geçirdik. Çocuklar orada büyüdü. Hem motorlu bir teknemiz vardı, hem de küçük bir sandalımız.

İkizler küçük yaşta sandalla başladıkları kürek çekmeyi üniversite yıllarına kadar bir kulüpte devam ettirdiler.

Çocuklar, küçük yaşlardan itibaren kürek çekmeyi öğrendiler, denizle mücadele etmesini de. 10 yaşları civarındayken sandalı alıp bir kilometre uzaklıktaki bir buruna kürekle gitmeye başladılar. Burun, kayalık olduğu için oradan midye çıkarıyorlardı. Bu da onlar için önemli bir olaydı. Yine sakin bir hafta sonunda, bizimkiler bir arkadaşlarını da yanlarına alıp kürek çeke çeke buruna gittiler. O sakin deniz, bir anda patlayan lodosla kabusa döndü. Rüzgarla birlikte dalgalar da büyüdü, balıktaki tekneler kıyıya kaçtı, sandalların çoğu karaya çekildi. İkizlerle birlikte giden arkadaşlarının babası telaşla beni buldu, oğlunu merak ediyordu. Çocuklar ne olmuştu acaba? “Motorlu tekneyle gidip bakalım” dedi. Telaşlanmamasını söyledim, “çok çoğu kürekle gelemezlerse sandalı karaya çekerler. Korkma ben ikizlere güveniyorum” dedim. Dedim ama benim de içime kurt düştü. Başka bir fikir geldi aklıma. “Gel” dedim “gidelim”. Motorlu tekneye atladık, balığa gider gibi denize dik olarak açılmağa başladık. Açıldıktan sonra bir müddet kıyıya paralel gittik. Tam çocukların gittiği burun hizasına gelince sahile doğru dümen kırdık. Deniz ciddi şekilde kabarmıştı ama Karadeniz dalgalarına alışık olduğum için bana vız geliyordu. Arkadaşın rengi kireç gibi olmuştu. Hem oğlunu merak ediyordu, hem de dalgalarla boğuşmamız onu korkutmuştu. Sahile yaklaşınca sandalı gördük. Karaya çekmemişler, tam tersine dalgalarla boğuşa boğuşa kürek çektiklerini gördük. Sakin denizde kürek çekmek kolaydır ama dalgalı denizde kürek çekmek her babayiğidin harcı değildir. Siteye 400 metre mesafe kalmıştı. Dalgalara karşı sandal batıp çıktıkça naralar atıyorlardı. Keyiflerine diyecek yoktu. Hizalarına gelince yavaşladım tekneyi “yardım edelim mi?” diye seslendim. Bizi balıktan geliyoruz sanmışlardı. “Yok” dediler. “Biz geliriz”. Motoru hızlandırdım, onlardan önce siteye ulaştık . Tüm site halkı sahilde toplanmış, bizi merak etmişti. 15 dakika sonra da onlar geldi. Biz de hem tekneyi, hem de sandalı karaya çektik.

Çocuklar servisten inmişler. Anneleri ellerinden tutuyor. Çantalar hemen annelere teslim edilmiş. Neşe içinde evlerine gidiyorlar.

İKİ ANNE İKİ ÇOCUK

Geçen akşam bizim evin camından dışarıyı seyrediyordum. Penceremiz sitenin otoparkına bakıyor. Hemen otoparkın girişinde iki bayan dikkatimi çekti. Saa16.00 sıralarında görüyordum onları. Merak edip bekledim. Bir okul servisi geldi. İki çocuk indi servisten. Annelerini öptüler, iki anne hemen çocuklarının çantalarını alıp, üç adım ötedeki evlerinin yolunu tuttular. Çocuklarının yorulmasını istemiyorlardı. Haklı olabilirlerdi, çocuklarımız çok kıymetliydi. Doğru ama bu çocuklar hayatları boyunca hep ailelerinin desteği ile mi yaşayacaklardı? Bu konuda yorum yapmıyorum. Şimdi size soruyorum? "Bizim bakış açımız mı doğruydu, yoksa çocuklarının çantalarını taşıyan annelerin bakış açısı mı? Ne dersiniz?". Madem ki bu günlükler yorumlara açık ve günlüklerin önemli bir parçası. O zaman yorumlarınızın bu konuya ışık tutması açısından önemli olduğuna inanıyorum.
Hadi bakalım! Anneler. Babalar. Anne adayları. Baba adayları. Yorumlarınızı bekliyorum.

13 yorum:

SaNeM dedi ki...

Nara atmalarina guldum, ne keyiflidirler kim bilir o an.
Burda eve iki metre kalsa bile illaki aileden biri beklenir cocuk teslim etmek icin, ama bu 6 yasin altindaki cocuklar icin gecerlidir. Kucuk cocuk kacirilmalari haberlerine cok rastlarim bu ulkede. Canta tasimaya gelince, rica etmezse, ver ben tasiyim kizim demezdim.

Elif dedi ki...

Burada cocuklari dusunmek kadar, ebeveynlikten gelen, birine bakmanin, sorumlulugunu tasimanin verdigi zevk de yok mu? Benim cocuklar kendi kendilerine donebilirler kurekleriyle diye dusunmekteki tatli gurur ile, yavrumun cantasini ben tasiyayim dusuncesindeki tatli haz bence cok da farkli degil. Bazi seyler, sirf cocuklar icin, onlarin karakter gelisimini dusundugumuz icin degil, buyuklerin de cocuk buyutmede yasadiklari zevkler icin galiba.

www.elifsavas.com/blog

Punto dedi ki...

Sevgili Dostlar;
Günlükteki yazıya bir notu eklemeyi unuttum. Onu da buradan sizlerle paylaşmak istiyorum.
Tüm yorumların kendi içinde doğru ve özel olduğunu düşündüğüm için hiçbir yoruma cevap yazmayacağım. Bunun için benim kusuruma bakmaksınız artık...
Amacım tartışma yaratmak değil, fikir jimnastiği yaptırarak düşünce zenginliğini sağlamak.

Berilin annesi dedi ki...

Bence herşey eskiden daha güzeldi. Bende bir kız çocuğu olarak İst'da terörün en azılı olduğu dönemde büyüdüm. Levent'ten Cağaloğlu'na ilkokul 5.sınıftayken otobüsle gidp gelirdim, yıl 1979. Babam sadece beni bir kez götürmüştü daha sonra da elime otobüs numarasını ve biletini tutuşturmuştu, sadece 10 yaşındaydım.Onların sayesinde kendine özgüveni sonsuz, ayakları üstünde durabilen bir kadın oldum her zaman ama şimdi bunu yapmak mümkün değil galiba. O zamanlar insanlar ideoloji kavgasındaydı şimdiyse her türlü pislik var ve ben galiba evladıma bu özgürlüğü veremeyeceğim. Ne yazık...

Berceste dedi ki...

Sizinki iyi yönetici olmaktan gelen bir alışkanlık Akın amca, yetkiyi devrediyorsunuz, kontrolü de elden bırakmıyorsunuz! Bence de doğrusu bu. Bana karışan çoktu çocukken, burnumuzun dibindeki okula ya kaçırırlarsa korkusu ile götürüp getirdiler yıllarca, hiç ummadıkları bir gün, hiç umulmadık bir anda, adamın biri kandırmaya çalıştı beni. O sırada babaannemin öğrettikleri hayatımı kurtardı. Onların camda beni bekliyor olması değil! Camdan ne olduğunu göremiyorlardı çünkü. Ben adamın kandırmak istediği şeye hayır istemiyorum deyip eve koştum...Belki de beni ilk yalnız başıma bırakışları idi! O nedenle anne babaların, kendilerini değil, yarın öbür gün çocuklarının başına ne gelebileceğini düşünmeleri önemli! O çocuk, çantasını annesine taşıtıyorsa, büyüdüğünde alış-veriş çantası onun için külfet olacaktır. Sorumlulukları onun için külfet olacaktır. Ama kendi taşırsa, içine gereksiz eşyaları koymaması gerektiğini öğrenecektir, taşıma şeklini geliştirecektir. Bu çocuk için gereklidir. Ben sizin eğitim, öğretim anlayışınızdan yanayım! İçinde hem sevgi, hem koruma, hem de eğitim, hayata hazırlama var!

pecete dedi ki...

Dino ile ben çok farklı şekilde yetiştirildik. Ben okul yılları boyunca hiçbir okul gezisine izin alamazken (üniversite yılları dahil) Dino 5 yaşında evden kaçarak Ümitköy'den Kızılay'a otobüsle gidip, aynı şekilde dönen bir adam. Şimdi bizim Bebi'mizin bu durumda ne olacağı biraz tartışmalı. Ben rahat bir anneyim ve hatta sanırım çevreme göre biraz acımasızım. Her düşüp ağladığında yanına gidip destek olmuyorum. Ondan ziyade kendimi alıştırmak durumundayım. Her zaman yanında olamayacağım, istesem de olamayacağım.
Çantasını taşımak olayı için şimdiden bir şey söylemek zor. O çantaların ağırlığı ve küçük bedenleri onları taşırken yaşadıkları şekil bozuklukları. Anne olarak ona taşıtmak, bütün bunları bilerek olacaklara (kamburun çıkması, elinin acıması, kolunun ağrıması, omuzlarının düşmesi, v.b.)izin vermek oluyor. Benim için en iyi çözüm, ağırlığı paylaşmak gibi gözüküyor. Çantanın bir ucundan o, bir ucundan ben tutarak evimizin yolunda yürümek... Ya da okullarına, onlara özel kilitli dolap yaptırmak için imza toplamak. Böylece her kitabı her seferinde taşımaz, sadece gerekli olanaları yanına alır. Ağırlık azalır ve kendi çantasını kendi taşır. ( Nedense çoştukça çoştum, bu konuda yazı yazmak açısından. Demek ki böyle bir şey bekliyormuşum. :)Sevgiler... )

cenebaz dedi ki...

Şimdi işin doğrusunu bilmek ayrı, bi de uygulaması var ki bunun, o daha da ayrı. Hele çekirdek ailler tek çocuğa düştüğünden beri çocuklar evin dikatatörü durumunda. Herşey onlara göre yapılıyor, ayarlanıyor. Ben bazen oğlum su istediğinde götürürüm, sonra da eyvah, ilerde gelin bana kızacak derim. Beyinle kalp paralel gitmiyor ne yazık ki.

Asortik Krep dedi ki...

Ben özgür bırakmaya çalıştım ama ister istemez şehir çocuğu oldu..Yine de bazen bizim deliliklerimize sağduyu ile yaklaşan o oluyor..Biraz karakter biraz yetiştiriliş tarzı biraz zamane duyarlılığı kendi yollarını buluyorlar..Bizim zamanımızın tehlikeleriyle onların zamanının tehlikeleri de çok farklı..Bu yüzden çok düşkün bir anne olmamaya çalışıyorum ama ona sorarsan çok karışıyorum ve rahat bırakmıyorum..Yine de kendine özgü bir koruma sistemi var..Ben yokken onu kullandığını farkettiğimden beri daha rahatım.

-acemi aşçı- dedi ki...

Ben Mimi yi mümkün olduğunca özgür ve kendine yeterli olabileceği şekilde yetiştirmeye çalışıyorum.

İlkokula başladığım ilk gün de dahil, beni kimse okula getirip götürmedi. Kızmın da öyle olmasını isterim ancak:
Her hafta onlarcasını duyduğumuz çocuk istismarı ile ilgili haberler kanımı donduruyor. Tedirginim, diken üstündeyim.Keşke trafik, insanlar ve çevre eskisi gibi olsa da, ben de küçük yaştan itibaren rahat yetişmesini sağlayabilsem. Ama ne yazık ki -en azından bir süre-öyle olamayacak gibi görünüyor.

Belki henüz çok küçük olduğu için kafamda canlandıramıyor ve bu yüzden de, "Ne yazık ki şartlar ve çevreye uygun bir disiplin vermek zorundayım" diyebiliyorum.
Dileğin anlattıklarını paylaşıyorum. En iyi korumacılık; çocuğun kendini koruyabilmesini sağlamaktır.
Çantasını taşıyacağımı sanmıyorum, şu an bile bunu yapmıyorum, markette bile kendi alışverişini kendi taşımaktan sorumlu çünkü:) Ama iki adım dahi olsa gelişini camda beklerim diye düşünüyorum. Keşke herşey eskisi gibi olsa, yürüyerek gidebileceği bir okulu olsa. Servis işi başka bir azap konusu çünkü.
herkese sevgiler

enne dedi ki...

Bu konuda yaşayarak da çok şey öğreniyor insan. Benim kızım 2.5 yaşında olacak neredeyse, tam bir kova burcu, bağımsızlığına düşkün, herşeyi kendi başına yapmak istiyor. Biraz sabır ve ilgi ile tehlikeli hareketlerin dışında karışmıyoruz babası ile. Kendi başına yapmaktan büyük keyif alıyor birçok şeyi. Örneğin çorbasını içmeyi (yarısını üstüne de dökse), mutfakta babası ile portakal sıkmayı, benimle kurabiye yaparken hamurla oynamayı ve kıyafetlerini kendi başına giyip çıkarmaya çalışmayı.

Bazen de kıyamıyorum, tek başına taşımak isteyip de yapamayınca, hadi beraber yapalım diyorum, bir ucundan tutyorum tabii. Çok fazla rahat olmak da istemiyorum, çok korumacı da. Sanırım aradaki dengeyi kurdum ben.

Okula giderken çantasını kendisinin taşımasını isterim kesinlikle. Ancak İstanbul'da tek başına dışarı çıkıp bir yere gideceği zamanlar oldukça uzak görünüyor. Aklıma öyle şeyler geliyor ki, bu konuda rahat olamam, olmayacağım da sanırım.

Pınarın Klubesi dedi ki...

Kendimi düşünüyorum. İlkokulun ilk gününde de, üniversiteye ilk defa geldiğim İstanbul'a da tek başıma gitmiştim. Ayakta durmayı öğreten şeyler bunlar. Daha ilkokula başlamadan kendi mahallemizin dışına çıkacak kadar çok gezerdim, annemin müdahalesini hiç hatırlamıyorum. Çocukluğumun o dönemine ait bir anne gelmiyor bile gözümün önüne, bu kadar serbest büyüdüm. Ama benim de başımdan Dilek'in olayına benzer bir olay geçti. Kendimi koruyabildim ya da şansım yaver gitti diyelim ama şans benden yana olmayabilirdi de. O yüzden kızım benim kadar serbest büyüyemeyecek. Benim annem aklına getirmedi ki bu kadar rahat büyüttü beni, ama ben aklımdan çıkarmayacağım, tecrübe ile sabit. Çok isterdim o da benim şartlarımda büyüsün de benim gibi kendi ayakları üzerinde durmayı öğrensin diye. Ama ayaklanması benim kadar erken olmayacak. İlkokulun yakınlığı, beraber gidebileceği arkadaşlarının olup olmaması benim için önemli etkenler. Çantasını taşımaya gelince, hiç sanmıyorum inip karşılayacağımı. Servisle gidip gelmesi bile zaten büyük nimetken ve site içine kadar bırakılmışken ne gerek var. Site içinde olunması ve servisin sitenin önüne kadar gelmesi yeter de artar bile kendisinin gidip gelmesi için. Resimde ki kızlar hiç de ufak görünmüyor üstelik. Özet olarak; 10 yaşına kadar destek olunabilir ama 10 yaşından sonra çocuk kendi sorumluluklarıyla başbaşa bırakılmalı.

suzan dedi ki...

Merhaba,benimde 13 ve 3 yaşında iki oğlum var.Büyütürken,ben eşime nazaran daha rahat olmaya çalışıyorum.Büyük oğlumu 2-3 senedir,arkadaşlarıyla yakınımızdaki sinemaya yalnız yollamaya başladım.Başka görevler de vererek,dışardaki hayata alışmasını da istiyordum.Bu sene yakınımızdaki bir dershaneyede,yazdırdım ki,kendi gidip gelebiliyor.Bu arada Eylül de sokağımız da,adres sorma bahanesiyle bıçak çekip telefonunu çaldılar.Oğlum çok korktu,bütün bir geceyi karakolda suçluların resimlerine bakarak geçirdi.Aradan zaman geçip,herşey unutuldu zannediyorduk.Geçenlerde karakoldan aradılar,birilerini yakalamışlar ve oğlumun teşhis etmesini istediler.Maalesef oğlum, daha yeni unutmaya başladım,tekrar aynı şeyleri yaşamak istemiyorum diye ağladı.Yani çocuk büyütmek gerçektende zormuş.Sevgiler

Punto dedi ki...

Sevgili Günlük Dostlarım; Yorumlarınızı paylaştığınız için hepinize teşekkür ederim. Çocuklarımız bizim için ne kadar önemli değil mi? Yorumlarınız daha önce yazdığım gibi çok özel ve kendi içinde çok doğru yorumlar. Yorumların birleştiği bir kaç nokta var. Bunlardan en önemlisi çocuklarımızı sorumluluğunu bilecek şekilde yetiştirilmesi isteği.Bu istek insanı umutlandırıyor, gururlandırıyor.