1 Mart 2007

Gazetecinin tapulu arazisi

Türkiye’de geçen haftanın en önemli gündem maddesi, bir gazeteci arkadaşımızın başbakanın yanağını okşamasıydı.
Günlerce tartışıldı, okşaması uygun mu değil mi ? diye. Bu konuları pek yazmak istemediğim bir gerçek ama. İşte bu ama yüzünden dayanamadım, ben de bir anımı sizlerle paylaşarak çuvaldızı kendimize batırdım.
5 ayrı gazetede çalıştım. Bu gazetelerin birinde genel yayın müdürü değişmişti. Her yeni müdür gibi o da gazetede bazı değişiklikler yapmak istiyordu. Yazarlardan rica etti, "yazılarınız çok uzun biraz kısa yazabilir misiniz" diye. Kimse bu ricaya aldırmadı, hem uzun yazıyorlardı, hem de yazılarını geç veriyorlardı. Yazılar çift sütun başlıyor, balkona çarşaf asar gibi gazetenin tepesinde ta dibine kadar iniyordu.
Yeni müdür baktı olmayacak, yazarlardan birinin yazısının altına çift sütuna gazetenin künyesini koyuverdi.
Yer yerinden oynadı, yazar küplere binmişti. Apar topar gazeteye geldi, patrondan randevu istedi.
Patronun çağırmasını beklerken bir yandan da bize dert yanıyordu. Böyle bir şey olabilir miydi ? Ben hani Karadenizlilerin saf yanı vardır ya o havada soruverdim hemen. “Ağabey ne olacak. Kısa yazarsın olur biter”. Bana bir çıkıştı ki sormayın a dostlar. “Ne demek kısa yazmak. Patronla anlaşmamız var. Burası ta dibe kadar benim tapulu malım” dedi. Şaşırmıştım ama hürmetimden “neye karşılık” sorusunu soramamıştım. Sonuç ne mi oldu. Tabii yazarın istediği oldu. Müdür de tükürdüğünü yaladı sadece.
Bizim medyada o sıralar işler böyle yürüyordu. Bugün nasıl yürüyor bilemem. Bildiğim tek şey bırakın yanak okşamak tartışmasını. Atı alan gazeteciler, Üsküdar’ı çoktan geçtiler bile.

10 yorum:

Mine dedi ki...

Merhaba!
Blogunuzu ben de takip etmeye başladım.
Size ilk sorum, gazeteciler emekli olur mu olacak?
:)

Punto dedi ki...

Günlüğümü okuduğunuz için teşekkür ederim. Beni okuyanları ben de okumaya, izlemeye çalışıyorum.
Evet Sevgili Mine. Gazeteciler de emekli olurlar, hem de 25 yılda değil 20 yılda. Nereden çıktı bu hesap diyebilirsiniz. Bir kere gazeteciler SSK'ya bağlı. Sarı basın kartı olan gazetecilerin 12 ay çalışması 15 ay kabul ediliyor. Zira yasaya göre gazeteciler de madenciler, denizciler gibi ağır işçi. Burada dikkat diyorum. Gazetede çalışan herkes gazeteci değildir.Gazeteci olabilmek için fikir işçisi olmak gerekiyor. Bunun için de müessese ile sözleşme imzalamanız gerekiyor.Bu kapsam içinde çoğu yazar gazeteci değildir.
Ben 35 yıl sonra mesleği bıraktım.Yani 15 yıl yıprandım da yıprandım.

SaNeM dedi ki...

Yanak oksatana takma, yanak oksatana bak demis Necati Dogru.. Simdi aklima geldi yazinizi okurken, bir de ben ekliyorum,
korler sagirlar birbirini agirlar ;)
Saygilar

Punto dedi ki...

Evet sevgili Sanem. Bir tiyatro oyunu gibi. Ne yazık ki sadece seyrediyoruz ve kendimizi oyuna kaptırıp gidiyoruz. Örneğinizi çoğaltmak mümkün. Bir de tencereli bir atasözü vardı. Anlayan anlamıştır.

munevver dedi ki...

Punto Ağabey,"idealistlik" ilkesi epeydir rafa kaldırıldı galiba.Gazetecilikte de,öğretmenlikte de,daha bir sürü meslekte de.Yazının sonunda belirttiğiniz gibi,bize de Üsküdarı geçenleri seyretmek kaldı..

Punto dedi ki...

Sevgili Münevver; Çok haklısın. Bir nesil geldi bizim sektörde, çıkardan başka bir şey düşünmüyorlar. Medyada bozulma, tabii tüccar patronlarla başladı. Pastayı paylaşırken gözleri hiç bir şeyi görmüyor.

B5 dedi ki...

Bundan dört bes yil önce Türkiye´deki medyada adi ünlü bazi gazetecilerle öyle ilginc durumlara tanik oldum ki, ne düsünecegimi sasirmistim.
Örnek: yurtdisindaki bir etkinlige davet(ucak,konaklama) vermedigimiz bir gazetecinin haberimizi bu sebeple cikarmayacagini söyleyerek tehdit etmesi!!
Öyle sasirmistim ki anlatamam!Isin kötüsü bu meslegin okulundan gelen biri olarak, is dünyasinda genc biri olarak cok cok üzülmüstüm.
Bu kisilerin hepsinin de okuldan geldigini sanmiyorum. Dediginiz gibi idealist gazeteciler belli, digerleri tüccar kafasi ile cebini doldurup gününü gün ediyor. Tümünün böyle olduguna da inanmiyorum. Sadece o sektörde asla calismak istemedigime karar vermistim.
Ve o kadar önemli bir sektör ki bu.. Gücü tartisilmaz.

(Olayi anlattigimda o gazeteciye ihtar daha büyük bir yerden geldi)

Punto dedi ki...

Sevgili B5;
İşte bizim nesille şimdikilerin farkı burada. Çalıştığım dönemde davetlere pek gitmezdim. Çok gerekliyse kendi paramızla giderdik.Bazı firmalar gazeteden samimi oldukları muhabirleri davet ederlerdi, biz de o muhabiri göndermez, başka birini gönderirdik. Bu konuda bir dokun bin ah işit durumundayım ve meslek adına çok üzülüyorum.

ERDIL dedi ki...

Sayin Punto bey Gazetecilik mesleginin bende baska bir yeri vardir.Yanak oksamasi !..
Bilmem hatirlarmisiniz rahmetli bir basbakanin yatak odasina kadar giren gazetecilerin yazi dizileri vardi.
Benim gözlerimin önünden gitmiyen o kadar agbim var ki.
Belki de cocukluk yillarim onlara cok yakin olmam dan dolayi olabilir.Sayin Nicomedian hanimin sayesinde sitenize ulastim bundan sonra takipcinizim.
Saygilarla.

Punto dedi ki...

Sevgili Erdil;
Günlüğümü okuduğunuz için teşekkür ederim.
Yanak okşayan arkadaşımızla bir kaç seyahatte birlikte olmuştuk. Tanırız kendisini.
Gazetecilik mesleğinin kırılma noktası o yatak odasından geçiyor. O dönemde başlamıştı genel yayın müdürlerinin muhabirlik yapmaları.
Eski defterleri çok karıştırmıyorum. Kabahati onlarda da bulmuyorum. Bunları baştacı eden patronlar olduktan sonra...