20 Ocak 2007

Bir cinayet ve "sınırlayıcı hayat dersi"

Bir cinayet daha işlendi. Üstelik bu kez öldürülen bir gazeteci, Hırant Dink. Bizim meslekten. Cinayet akşamı tartışmaların çoğunu izlemeye çalıştım. Bir şey dikkatimi çekti. Konuşmacılar kendi yarattıkları dünyalarının penceresinden bakıyorlardı. Cinayetle ilgili ortada hiçbir veri olmamasına rağmen bakış açılarından cinayeti değerlendiriyorlardı. Bazı gazeteciler de savcı gibiydi. Akla gelecek her türlü senaryo üretildi. katil zanlısı da yakalandı. 17 yaşında bir genç. Birden hatırladım maillerden gelen bir yazıyı. Bloğu açtıktan sonra e-maille gelen yazılara farklı bir gözle bakıyor ve saklıyordum. "Pirelerin cam sendromu" mailini buldum.
Belki size de gelmiştir bu mail. Bu kez cinayetle ilişkinlendirerek okuyun maili. Bakın ne kadar doğru bir tespit yapılmış. İşte o mail:
"Bir şeyin imkânsız olduğuna inanırsanız, aklınız bunun neden imkânsız olduğunu size ispatlamak üzere çalışmaya başlar. Ama bir şeyi yapabileceğinize inandığınızda gerçekten inandığınızda aklınız yapmak üzere çözümler bulma konusunda size yardım etmek için çalışmaya başlar.
Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görürler. Birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar. Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışırlar ama başlarını tavandaki cama çarparak düşerler. Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplarlar, tekrar başlarını cama vururlar. Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çekerler. Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıplamamayı öğrenirler. Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplarlar! Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkânları vardır ama buna hiç cesaret edemezler. Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı 'hayat dersi' ne sadık halde yaşarlar. Pirelerin isterlerse kaçma imkânları vardır. Ama kaçamazlar. Zira engel artık zihinlerindedir. Onları sınırlayan dış engel (cam) kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel (burada 30cm'den fazla zıplanamaz inancı) varlığını sürdürmektedir.

Bu deney canlıların neyi başaramayacaklarını nasıl öğrendiklerini göstermektedir. Bu pirelerin yaşadıklarına 'cam tavan sendromu' denir. Bir insanın gelebileceğine inandığı en üst nokta, onun cam tavanıdır. Cam tavanınız hayallerinizin tavan yüksekliğini gösterir. İnsan inandığına denktir. Yapabileceğini düşündüğü kadardır".
Gerçekten İnsan inanırsa, inandırılırsa gözü bir şey görmüyor. Sanırım önemli olan insanın neye inandığı, ya da neye inandırıldığıdır. Yorumu size bırakıyorum.

13 yorum:

Asortik Krep dedi ki...

Benimde aklıma takılan birşey var ki yazmadan edemeyeceğim..Planlı ve programlı bir cinayet düşünen biri neden herkes tarafından mutlaka belirlenebilecek beyaz bir şapkayı başına geçirir ? Beyaz şapkalı koşan birini görsem mutlaka yüzüne bakardım ben..Doğal olarakta herkes yüzüne bakmıştır diye düşünüyorum..Bu kadar aleni olmaya ne gerek var ki? Elinde silahla ve beyaz bir şapkayla metrelerce koşuyorsun!! Hiç mantıklı değil tabii yakalanmak istiyorsan başka ya da dikkati kendine çekip başka ayrıntıları saklıyorsan olabilir..Bence o yöredeki kameralarda başka insanlarında izleri aranmalı, dikkati bir kişiye yönlendirip başka şey saklıyorlarmış gibi de geldi bana.

Punto dedi ki...

Bu cinayette o kadar çok senaryo var ki. Cinayetle ilgili bir çok açı var ve o açılardan bakanların yorumları da farklı tabii. Kameralar yakalamış yüzünü zaten. Saklamıyor. Kar maskesi kullanmıyor.Size katılıyorum, bir bit yeniği var.

sanem dedi ki...

Cok uzgunum cok..
Hele biraz once polislerin beyaz sapkali cocugun cantasina bile dogru duzgun bakmadan salivermelerini seyredince daha da uzuldum. Eksik geliyor hersey gozume. Ben umidimi yitirmek uzereyim, bir yerlerden baslanmasi lazim artik..

Punto dedi ki...

Katili yakalarlar. Çok açık belli oluyor kimliği. Önemli olan olayın arkasındaki bilinmeyenler.

Berceste dedi ki...

Siz bir gazeteciden soz etmissiniz, cemiyette cinayete kurban giden kac tanesinin resmi asili?
Pire orneginiz de cok guzel. Bu aralar ben de kendimi pirelere benzetiyorum :( Engellerimi kendim koyup, kaldiramiyorum ve cok yonlu dusunemiyorum...

Punto dedi ki...

Başkanların dışında cemiyette fotoğraf yok sanırım.
Pire örneği gerçekten çok ilginç. Sen engelleri kendin koyuyorsun ama önemli olan ve en kötüsü engelleri başkalarının koyması ve buna uyulması.

sanem dedi ki...

Ben de ayni seyden endiseliyim zaten, umidimi yitiriyorum derken bunu kastetmistim, olayin arkasinin cozulecegini niyeyse hic sanmiyorum !
Sanemcta

sanem dedi ki...

Katil yakalanmis, guzel.. Ama aklima takiliyor, bir telefon gorusmesinden sonra asagiya inen, (adeta cagrilan) H.Dink'i kim aramis, bu kadar tedirginlik ile yasayan kendisi, nasil korkusuzca inmis asagiya diye sorup kendi kendime, cevabini da sanirim arayan tanidik biridir diye vermeye calisiyorum.. Ve ayrica bu kadar kisa zamanda hazirlanan pankartlar, muntazam posterler de niyeyse dikkatimi cekiyor. Ben gundemi uzaktan takip ediyorum, belki bu sorularin yanitlari coktan vardir da, ben okumamisimdir, veya veri mi topluyorum ben de kendimce ne ..
Saygilar
Sanemctemain

Punto dedi ki...

Merhaba Sanem,
Hazır kıta bekleyen protestocular benim de dikkatimi çekti. Toplananların sol görüşlü olduklarını sanıyorum. Cinayeti de sağ görüşlülerin yaptığına inanıp sokağa dökülmüş olabilirler. Çok soru ve çok dikkat çeken durumlar var. Sizi kutluyorum iyi bir gazeteci olabilirmişsiniz. Bu noktalara çoğu gazeteci dikkat etmemiştir. Gazetecilik aslında şüphe mesleğidir. Her şeye şüpheli bakarsanız içinden doğruya daha sağlıklı ulaşırsınız.

Berceste dedi ki...

Ben yaslaniyorum galiba, Basin Muzesi'nde mi gormustum ben o resimleri?

Punto dedi ki...

Cemiyet'te de olabilir. o gözle hiç etrafıma bakmadım. Ortadan bir merdivenle çıkılıyor. Belki o salonda vardır. Sorarım arkadaşlara.

Pınarın Klubesi dedi ki...

Ben şüpheci yaklaşamıyorum. Daha önce Hırant Dink'i tanımıyordum. Gazetelerden tanıdım kendisini maalesef ölümü sebep oldu buna:( Ve çok üzüldüm. Güvercin ürkekliği yazısı çok dokundu bana.. En büyük cezadır bu ürkeklikle birini yaşatmak.. Umarım kötü sonuçlar yaratmaz bu olay ülkemiz için. Herşey olumlu ve yapıcı ilerler... Hırant Dink de böyle olmasını isterdi. Bu ülkenin daha fazla karışıklıklarla geçirecek vakti yok. Kimsenin buna izin vermemesi gerekir. Pirelik halimizden kurtulup daha büyük sıçrayışlar yapmalıyız...

Punto dedi ki...

İyi niyetli olmak güzel ama bir olay karşısında çok yönlü düşünmenin gerektiğine inanıyorum. benim şüphecilik dediğim o. İyiniyet yanıltabilir insanı. Peki ben şimdi olaya tersinden bakıyorum.Bizim yasalarımıza göre doğrudur yanlıştır tartışmıyorum bizim yasalarımıza göre 18 yaşından küçüklerin suç işlemeleri halinde isimleri açıklanmaz, fotoğrafının gözlerine bant atılır. Yani kimliği saklanır. Bu kurala uyana rastladınız mı? Demek ki hukuk istendiği zaman uygulanacak bir kurallar topluluğu değil. Katil zanlısının da kişilik hakları varsa ona da saygı gösterdiğimiz zaman doğruyu bulabiliriz.