22 Ocak 2007

Timsahların göz yaşları gibi!

Bir büyük gazetenin Ankara Matbaası’ndan dönüyordum....Esenboğa Hava Limanı’nın eski lokantasında Uğur Mumcu, Cüneyt Arcayürek yemeğin ortasındaydılar...Ben uçağa geç kalmıştım. Uçağa alınana kadar gazetecilerin ayak üstü sohbeti 20 dakika kadar sürmüştü...Yeni bir yazı dizisi için Uğur Mumcu belli belgeler bekliyordu...Gazetecilerin belli kıskançlığı olur..Konuyu açıklamazlar..Diğerleri de nedir diye sormaz...Sormadık....Sonra Mumcu’nun bazı cümleleri beni düşündürmüştü...Mumcu , ok yaydan çıkıyor ve geri dönme şansınız kalmıyor...Önlem alma konusunda da çaresiz kalındığını kesin bir önlemin olamayacağını söylüyordu....
Acı ama doğru...Hedef gösterme ve kışkırtma..Karalama ve kavga...Ogün bugün sürmüyor mu?
İstanbul'dan dönüşünde de suikaste uğradı Uğur Mumcu..Bir gün önce konuştuğun bir meslektaşınızın ertesi gün ölüm haberini almak ne derece yıkıcı oluyor bilemezsiniz....
............................
Gene bir büyük gazete adına bir yerel gazeteyi hayata geçirmek üzere Trabzon’da yaklaşık 1 yıl kadar kalmıştım....12 Eylül öncesi ihtilali ve ihtilale giden gelişmeyi Trabzon’da da bir gazeteci olarak yaşadım.....Üstelik o yörenin insanı olarak!
Ders çıkarılması gereken bir iki geçmiş sahneyi hatırlatmak ve Trabzon’u anlatmak bu günkü anlamsız ve haksız hatta tehlikeli yayınları görünce bir borç oluyor....Hemen söylemem gerek...Trabzon üzerine düşen kara bulutu ve şüphesi asla hak etmiyor....
...........................
Hemen her gece kan akıyordu...Her gece bir baskın oluyor, öğrencisi polisi iş adamı avukatı arka arkaya katlediliyordu...Solcusu sağcısı bildiri üstüne bildiri yayınlıyor, yürüyüş üstüne yürüyüş oluyor ve her seferinde bir kan gölüne gidiyordu sonuçlar...
Tehdit aldığımı yazmama gerek var mı bilmiyorum...Zihnimde kalan manzarayı sizlerle paylaşabilirim..Asker parkası giymiş, ufak tefek bir kız çocuğu yanında iki arkadaşı ile gazetenin kapısında beni bekliyordu...Öylesine öfkeliydiler ki....Kızı odaya alıncaya kadar yüksek sesle slogan attı...
--Neden bizim bildirilerimizi kullanmıyorsunuz? Niçin böyle yapıyorsunuz?
Onlar ülkeyi yangın yerine çevirdi..Seyir mi edelim...Daha dün bizden bir avukat öldürüldü...
--Evet..Çok acı bir kayıp.Yüreğimizi yakan bir haber oldu..
--İyi ama siz bizim bildirimizi koymadınız...?
--Hesap mı soruyorsunuz? Nedenini mi öğrenmek istiyorsunuz?
--Nedeni de öğrenmek istiyoruz...
--Sizin bildiriniz tahrik ediciydi...Önceki olaylara baktım..Ateşlenmeğe çok uygun bir ortam var..Her bildiriden sonra biri ölmüş...Bazıları kolay kışkırtılıyor...
Uzun uzun ortamı tartıştık..Öfkesi yatışmış gibiydi....Adil olmak konusundaki kararlı sözlerimi kavramış ama henüz inanamamıştı..Beni de sağcılıkla suçlayıp çıktı...Ondan 3 gün beklemesini istemiştim..Ardından sağcılar görüşmek istedi...Onların da bildirisini koymamıştım...Onlar için ortam daha sakindi...Sağcı olduğum ve onlardan yana olduğum yanlış bilgisi vardı...Bildirileri aynı gerekçelerle koymayacağımı anlattım....
Ölümleri tırmandırdıklarını söyledim...Solculara ne dedi isem size de onu söylüyorum dedim..Ve 3 gün süre istedim..Bu süre içinde bildirileri yayınlamadım..
..........................
İki üç hafta sonra 12 Eylül gerçekleşti...Ama onun öncesinde bize dönük güven yükselmişti... Bildirileri kısaltıp kışkırtıcı sözleri attığım için artık eskisi gibi aşırı tepki almıyordum....Bu güven ortamı içinde Karadeniz Üniversitesi de anneler babalar elele kampanyası ile dövüşsüz açıldı...Solcunun da sağcının da annesi bu kampanyaya katılmıştı..Trabzonlu aileler iyi bir sınav vermiş, sağduyulu davranmayı bilmişlerdi.
....................
Trabzon halkı sağ duyuludur..Bunu ispat ettikleri yıllar o kadar gerilerde de kalmamıştır...Trabzon şehri bir zamanlar Türkiye’nin Paris’i olarak anılan bir kenttir. Kültürde, sporda, tiyatroda eskiye dönük gelişmişliği ne yazık ki son yıllarda kayba uğramıştır...Garden Parti’lerin yapıldığı, yabancı ülke elçiliklerinin bulunduğu, sokaklarında orkestraların çaldığı bir kentin bu hale gelmesi neyin nesidir.? Bilemem..
Özetle medyanın şapkasını önüne koyup şu soruyu sorması gerekmiyor mu?
Gereği kadar sorumlu bir yayıncılık yapıldı mı? Kışkırtmada TV’lerin gazetelerin yanlış anlaşılan cümleleri kavgayı ve kavgacıyı seven alışkanlığı ile öne çıkarmak ölümü bilemiyor mu? ...Kışkırtıcı ve yanlış cümleleri öne çıkarmayı bırakın, geri zekalı olduğumuz kanısı ile olacak, ayni kırıcı kışkırtıcı sayneyi 10 kere 15 kere üst üste yayınlamak neyin gereğidir? Biraz sonra deyip yarım saat tekrar etmek!
Bu gençleri kullandığı söylenen karanlık güçler o kadar da karanlıkta değil ki?
Dikkatli bakın gözleriniz alışacak ve mutlaka siz de göreceksiniz..
Biraz da Timsahların gözyaşları değil mi?
Kelaynak-Dallas

5 yorum:

Pınarın Klubesi dedi ki...

Nasıl bir ortamdır, insan farklı düşüncesi için bir başkasını öldürmeyi göze alır, herkes bu vatanın iyiliğini, faydasıı ister iken...Benim abimde bu sağ sol davalarında kim vurduya gitmiş biridir. Ben o vakitler henüz doğmadığımdan annemin babamın yaşadığı acıyı görmedim ama aradan 27 sene geçtikten sonra bile hala lafı edilmez, incecik bir kabuktur o yarayı kapatan, hemen kanayıverir. Bu karışıklık ortamını yaratan ve körükleyen herkese lanet ediyor bu halk. Ilımlı olmayı öğreten sizlere de teşekkür ediyor...

nicomedian dedi ki...

Trabzon adının bu kadar öne çıkarılması, basının mal bulmuş mağribi gibi bu konuya sarılması büyük ayıp! Tıpkı sağduyuya çağıranların bir yandan da karşı taraftan isimler vermekten vaz geçmeyişleri gibi. Başkalarını Hrant Dink'i hedef göstermekle suçlarken, kendileri de başka birilerini hedef gösteriyorlar. yanlışa yanlışla cevap veriyorlar. Böyle böyle kamplaşmayı arttırıyorlar. Halbuki söz söyleme özgürlüğü hedef göstermeyi içermez. Ve elbette bütün insanlar içindir.
Başta basın olmak üzere herkesin kendine/vicdanına dönüp ben ne hata yaptım, doğrusu ne olmalıydı diye sorması gerekir.

Punto dedi ki...

Merhaba Pınar, Biz de o yılları kelle koltukta iş hayatında, tehdit altında, belimizde silah geçirdik. Gencecik çocukların ölüm haberlerini içimiz kan ağlayarak haberleştirdik. Sağ sol çatışması devam ediyor bugün de. Çok yazık.
Merhaba Nicomedian, haklısınız. Medyanın hedef gösterdiği için öldürülenler ne çabuk unutuldu.Birilerini suçlamak yerine ben ne hata yapıyorum diyebilirsek çok şeyi çözeriz.

Berceste dedi ki...

O donemde sizler duyarlilikla calistiniz, titizlikle kiskirtmamaya calistiniz. Ya o gunun atesli kose yazarlari ne yapiyorlar ya da yaptilar? O gunun koyu komunistleri simdi kapitalist, koyu milliyetcileri simdi solcu, solculari sagci olmadi mi? Gunahsiz beyinleri yikanmis insanlar hayatlarini yitirmediler mi? Daha da acisi neden bunlar bize ibret olmaz, tarih bilmekten, ogrenmekten korktugumuz icin mi?

Punto dedi ki...

Sevgili Dilek,
İki pencere var gazetecinin önünde. Biri kamu yararı penceresi, diğeri patronun çıkarlarının penceresi. Biz kamu yararını seçmiştik. Bugünkü arkadaşlarımız hangi penceredeler yorumu sana bırakıyorum.