30 Ocak 2007

Bir blog dostumuza yapılan “haksızlık”

Bir hüzün var bloglarda. Mutfaktazen’e yapılan haksızlıkla başlayan, yorumlarla devam eden bir hüzün, kırgınlık belki içe atılan öfke. Kayıtsız kalamazdım bu haksızlığa. Bir medya emektarı olarak meslektaşlarımın değil, yüzünü görmediğim, elini sıkmadığım ama yazılarından dost olduğum Tijen Hanım'ın yanındayım bu kez. Sobeleme oyununda kendimi tanıtırken bir cümle yazmıştım. Haksızsa en yakınlarımın bile karşısında olurum. Şimdi olduğum gibi.
Mutfaktazen blogundaki düzelti yazısını okumuşsunuzdur. Gazetecilik dürtüsüyle “o” yazıyı buldum ve okudum. İtiraf edeyim gazeteci olduğuma utandım. Bir haber bu kadar mı vurdum duymaz yazılır?. Bir haber okunmadan, haber unsurlarını koymadan bu kadar mı sorumsuzca yayınlanır?.
Bir medya emektarı olarak üzülüyorum. Biz bir bayrağı aldık, bir yerlere kadar getirip bıraktık. Bizden sonra gelenler bu bayrağı ileri taşıyacaklarına geri götürüyorlar. Böyle erozyona uğrayan bir meslek gördünüz mü hiç?
Tijen Hanımın başına gelenler, hepinizin başına gelebilir. Belki gelmiştir de. Hepiniz kendi çapınızda bir eser yayınlıyorsunuz zira.

Biraz çimdikleyelim medyayı

İzin verirseniz ben bu işin medya tarafını biraz çimdiklemek istiyorum.
Sıkılmazsanız size bir haber nasıl oluşur onu anlatmakla başlıyorum:
Muhabirlik, basın ordusunda erlik gibidir. Muhabir olaya giden ve olayı aktaran, haberi ilk yazan kişidir. Yazılan bu haberi önce o muhabirin şefi okur. Şef muhabirden daha tecrübelidir, haberi okur, düzeltir, eksik unsurları tamamlattırır ve haber merkezine verir. Haber merkezindeki arkadaşlar, şeften daha tecrübelidirler. Onlar da haberi okur, düzeltir, eksik yanlarını tamamlattırır, yazı işlerine verir. Yazı işlerindeki arkadaşlar yani editörler haber merkezindeki arkadaşlardan daha tecrübelidirler, onlar da haberi okurlar, düzeltirler, eksik yanlarını tamamlatırlar ve başlık atıp gazeteye girmesine karar verirler. Yani muhabirlerin her yazdığı haber gazeteye girmez. Haber değeri yoksa çoğu kullanılmaz. Zaman zaman muhabirler birbirleriyle şakalaşırlar: “Ne o senin haber çöpe manşet mi oldu” diye.
Görüyorsunuz bir haberin yol haritasını. Sahi bir de düzeltme servisinden geçer bu haber. Onlar da haberin Türkçe’ye uygunluğunu kontrol ederler, imla yanlışlarını düzeltirler. Ayrıca haberin -tek tek yazmıyorum- basın ilkelerine uygun yazılması gerekir.
Yani bir sistem vardır, bir denetleme mekanizması vardır. Bu sisteme uyarsanız, abuk subuk haberlerin yayınlanmasını önlersiniz.
Siz bu sistemi bozar, düzeltme servisini kaldırırsanız. Her ilaveye editör koyup kontrol etmezseniz, muhabirin yazdığını aynen yayınlarsanız, yanlışın yanlışını yaparsınız.

Tijen Hanım titiz bir yazar
Gelelim Tijen Hanım'ın durumuna.
Tijen Hanım'ın bir kitabı var bizim evde. Kayınvalidem yemek tarifleri meraklısıdır. Kitabı bir gazeteci gözüyle inceledim. Şunu gördüm, Tijen Hanım “alıntı” konusunda haddinden fazla titiz. Kaynakçasında "alıntı" yaptığı yemek tariflerinin matbaalarını bile yazmış.
Şimdi siz bir gazetenin ilavesinden sorumlu editörsünüz. Bir yemek yazarının diğeri hakkında bir alıntı iddiası var. Ne düşünürsünüz? Bu alıntı gerçekten yapılmış mı? Tijen hanım alıntı konusunda titiz mi? Kendisine bu iddia karşısında ne dediği sorulmuş mu? Benim fikrim değil deyip herkesin kendine göre iddialarını tek taraflı yayınlarsanız bu gazetecilik olmaz, bilmeden tetikçilik yapmış olursunuz. Alıntı nedir? Nasıl yapılır? Tüm bunları sorarsınız ve haberi ona göre şekillendirirsiniz.
Tijen Hanım'a ne yapılmış? Hiçbir şey sorulmamış. İddiada bulunan kişinin dedikleri aynen alınmış, üstelik elmalarla armutları karıştıran bir de başlık atılmış.

"Çalıntı" ile "alıntı"karıştırılınca

Bakın “çalma” fiili Türk Ceza Yasası’nda vardır. Ortada elle tutulur bir nesnenin habersiz alınması fiili söz konusudur. Fikir ve Sanat Eserleri Yasası’na göre ise başkasının eserinden bir şeyin alınması “alıntı” dır. Alıntının da şartları vardır. Yayınlanmış bir eserden, kitaptan alıntı yapabilirsiniz. Nasıl yaparsınız. Kaynak göstererek.
Alıntı yapılmasını istemeyen “her hakkı mahfuzdur” kaydını koyar. Alıntı yapılmasını önler. Eğer editörseniz “alıntı” ile “çalıntı”nın farkını bileceksiniz.
Gazetelerin dış haberler servislerine her gün onlarca yabancı yayın gelir. Tek tek okunur bu gazeteler, dergiler ve kaynak göstermeden beğenilen haberler tercüme edilir, gazeteye konur. Tijen Hanımı “çalma” fiili ile suçlayanlar kim bilir kaç kişinin haberini kaynak göstermeden "çalmış"lardır.
Biz de yaptık ama çalmadık. Aldık. Özellikle yabancı dergilerdeki sağlık haberlerini kaçırmazdık. Bu işin ustası da rahmetli Çetin Emeç’ti. Hele dergiler havaalanından birkaç saat geç alınsın. Kıyamet kopardı.
Zaman zaman televizyonlarda görmüyor musunuz? Birbirlerinden görüntü alıyorlar, üzerini yazılarla kapatıyorlar.
Kendisi her gün başkasının haberini kaynak göstermeden alan bir medyanın oturup “yemek kitabında tarif çalındı” diye haber yapmaya hakkının olmadığını düşünüyorum bunu saygısızlık olarak niteliyorum. Bu saygısızlığın hem Tijen Hanım'a hem de okuyucuya karşı yapıldığına inanıyorum.
Medyadaki arkadaşlar: Şapkanızı önünüze koyun. Gazeteciliğin zor bir meslek olduğunu unutmayın. Çok yönlü düşünmeniz gerektiğini bilin. Biraz hukuk öğrenin. Yasalara dikkat edin. Bilmeden insanların kişilik haklarına saldırmayın. Her şeyden önce kendi kapınızın önünü temizleyin.

2 yorum:

Mutfakta Zen dedi ki...

Punto Ağabey,
Ne diyeyim, utandırdınız desteğinizle beni. Şimdi daha çok mücadele vermem, daha sıkı durmam gerekir ayakta. Keşke söylediğiniz şeyler gerçek olsa ama o kadar zor ki değişim. İmkansız değildir umarım. Dün gazeteden içeri adımını atan kendini kral zannediyor çünkü!

Punto dedi ki...

Çalıştığım süre içinde hep medya tarafından baktım olaylara. Şimdi karşı taraftan medyaya bakıyorum da halimize üzülüyorum.
Siz sıkı durun, onlar kendilerini kral sansınlar. Suspus olacakları zaman çok uzakta değil.