3 Şubat 2007

Ağır ceza hakiminden "bir ömürlük" fırça

Bu yazımla sizi gençlik yıllarıma götürmek istiyorum.
Öğretmen çocuğu olduğumuz için orta halli bir ailede yetiştik diyebiliriz. İstanbul Hukuk Fakültesi’nde okurken bir yandan da çalıştım. Gençlik yıllarımızda babamızdan aldığımız harçlıkla eğlenmek kanımıza dokunuyordu o zamanlar. Hukuk sondayken Meydan-Larousse’de çalışmaya başladım. Teknik sekreterliği orada, Hakkı Devrim’den öğrendim.
Harıl harıl ansiklopediyi yetiştirmeye çalışırken, okulu bitirdim. Avukatlık stajına başladım. İş yerimiz Cağaloğlu’nda idi. Büyük Adliye de Sultanahmet’te.
İşten bir ara fırlıyor, adliyeye gidiyor, staj yaptığım mahkemede görünüyor, tekrar işe dönüyordum.

Ağır cezadaki duruşma

Sulh Hukuk, Asliye Hukuk mahkemelerinde bir sorun çıkmadan birer aylık staj sürelerini doldurmuştum. Sıra Ağır Ceza Mahkemesi’ne gelmişti. Staj yapacağım mahkemenin başkanı sert bir hakimdi. Stajyerlerin duruşmada bulunmasını istiyordu.
İlk duruşma gününü öğrenmek için mahkeme kalemine uğradım. Kalemden hemen uyardılar beni; “İyi ki uğradın. Başkan kim bu stajyer diye seni sordu. İki saat sonra duruşma var. Aman duruşmaya gir. Yoksa staj kağıdını imzalamaz hakim bey”.
İki saat sonra işten fırladığım gibi soluğu mahkeme salonunda aldım. Bir kenara iliştim. Duruşmalar arkası arkasına devam ediyor, ben de ilgiyle izliyordum.
Hakim beş altı duruşmadan sonra mübaşirin verdiği dosyaya baktı. Salondakilere döndü. “Boşaltın salonu” dedi. Acemi olduğum için şaşırmıştım. Meğer önüne gelen dava dosyası ırza geçme ve cinayet dosyası idi. Irza geçme davaları gizli duruşmayla yapılıyordu.
Herkes çıktı dışarıya. Ben stajyerim ya hiç kıpırdamadım. Beni gören başkan "Sen"dedi. "Ne oturuyorsun orada. Duymadın mı söylediğimi. Sen de dışarı çık?" "Ben" dedim. “Stajyerim”. “Stajyer mi”dedi ve ekledi; “ Ben müneccim miyim?. Nereden bileceğim stajyer misin yoksa oto tamircisi mi?

O dönemlerde zabıt katipleri daktilo ile yazardı zabıtları. Bugün bilgisayar kullanılıyor. İstanbul Barosu'nun sitesinden aldığım bu fotoğraftan anlayacağınız gibi zabıt katibinin yazdıklarını daruşmaya katılan avukatlar da görebiliyor.

Düşünebiliyor musunuz ne hale geldiğimi. O gençlik halimizle. Kıpkırmızı kesildiğimi yanaklarımın ateş gibi yanmasından anladım. Başkan'ın dediği doğruydu. Kravat takmamıştım. Matbaada mürekkeplerin içinde yoğrulan biri, beyaz gömlekle mi çalışır? Üstelik ceketim de yoktu, bir tişört ve bir hırka vardı üzerimde.Yerin dibine geçtim. Çıkmadım tabii salondan ama. Mosmor olmuştum.
Bir hafta sonra yine duruşmaya gittim. Bu kez takım elbise giymiş, kravat takmıştım. Fark etmedi bile beni başkan. Yine dört beş dosyadan sonra bir başka ırza geçme dosyası geldi önüne. Ne kadar çok ırza geçme dosyası var diyeceksiniz değil mi? Evet…Yine salonu boşalttı Başkan. Ben yine kımıldamadım. “Siz” dedi. “Duymadınız mı dediği mi?. Bu kez bende panik yok tabii. Altın gölü çakıverdim.“Sayın başkanım. Stajyerim ben. Hani geçen hafta bir oto tamircisi vardı ya. O oto tamircisi benim.”
O sert hakimi güldürmüştüm. “Gel yanıma. Öyle çekingen oturma orada. Bak oğlum. Devir böyle. Kimse bilgine, becerine bakmaz hayatta. Dış görünüşün önemli etkisi vardır karşındakinde. Bunu hayatın boyunca hiç unutma”.
Evet.. Bu öğüdü 70’li yılların başında dinlemiştim. Bugün de geçerli değil mi?
Kürsüde yanına iliştim Başkan'ın. Bir görünüp kaçarım diye geldiğim mahkeme salonundan ancak duruşmalar bittiği zaman çıkabildim . Ama imzayı da kapmıştım.

12 yorum:

morkoyun dedi ki...

daha bu sabah televizyonda HakkiDevrim'i gorunce bir an aklima siz geldiniz, anlatis biciminiz, anilardan bahsedisinizden olsa gerek:) simdi yazinizi okuyunca da gulumsedim, hikaye cok guzel, sizden ogrenilecek cok sey var..

Punto dedi ki...

Çok ilginç morkoyun.Altıncı hissiniz çok güçlü sanırım. Hakkı Devrim hem benim, hem eşimin patronu oldu. Nikah şahitliğimizi yaptı. Çok severiz, eşinin rahatsızlığı nedeniyle oğlumun nikah şahidi olamadı. Oğlumun nikah şahitliğini seve seve yapacaktı. Zira ikizlerin çocukluğunu bilir ve sever.

Berceste dedi ki...

Aslinda dis gorunus ile insan degerlendirmek ne kadar yanlis! Hele gunumuzde... Eskiden takim elbiselerle gidilen Gazeteciler Bayrami'na simdi yirtik kotlarla gidilebiliyor. O hakim bey bu durumu gorse ne derdi acaba?

Hakki amca da dunyadaki en tatli sertlerdendir degil mi :) Usul usul insanin yuzune gulerek vermek istedigi nasihati sakayla verir...Beyni olan da anlar. Bu devirde onu anlayani bulmak da kuyuda kum aramak gibi sanirim. Deniz demiyorum dikkat!

Mutfakta Zen dedi ki...

Punto Ağabey,
Babam hayattayken giyimine çok önem verirdi. Annem öğretmen, ilkokul öğretmeni, babacığım DSİ'de teknik ressamlıktan borç harç fabrikatörlüğe geçme. Borçları halledip de adam edecek fabrikayı, biz de adam olacağız. Olamadık tabii, dostlarımız olmasa, ölümünden sonra hacizler yüzünden tek mal varlığımız olan ev de gidecek elimizden. O haliyle gider Beymen'den alırdı kıyafetlerini. Her zaman 'kıyafet insanın kartvizitidir' derdi. Ben pek bir şey öğrenemişim ondan... Dürüstlük olsun benim de kartvizitim diyorum ya işe yaramıyor!
Hakkı Bey hakkında Dilek'le yazışmıştık geçen gün, eşine acil şifalar dilemekten başka bir şey gelmiyor elden.
Sağolun paylaştıklarınız için.
Tijen

Punto dedi ki...

Sevgili Dilek;
Hakkı Ağabey yetmişinden sonra şöhret oldu. Kimse onun Yeni Sabah gazetesinde genel yayın müdürlüğü yaptığını, ilk radyo spikerlerinden olduğunu ama radyoda uzun süre çalışmadığını bilmez. Ansiklopedici olarak tanınır. Tekrarlıyorum, bence gelmiş geçmiş en iyi genel yayın müdürü.

Evet Sevgili Tijen. ben de kılık kıyafetime çok dikkat etmeyen biriyim. Dürüstlüğün ön planda olmasını isterim. Ama devir ye kürküm ye devri.

Pınarın Klubesi dedi ki...

Maalesef,
giyim kendine güven getiriyor. Oysa ki güven kaynağımız çok başka olmalı ama ilk bakışta sessiz sakin dururken kim bilecek içimizde ki güveni. Duruşu belirleyen de giyim kuşam oluyor.
En sevdiğim semtler arasında olmuşsunuz. Cağaloğlu ve Sultanahmet. Bende oralarda çalışmayı çok isterdim. Öğle aralarında şöyle Sirkeci'ye inip bir nefes almak. Tarih ile başbaşa olmak...

Punto dedi ki...

Hala daha giyimime itina göstermediğimi eşim hep söyler durur Sevgili Pınar. Ben de her seferinde beni tanıyan tanıyor, farklı görünmek neyin nesi diye savunurum kendimi.
Ben de özlüyorum çalıştığım o bölgeyi. Geçen gün çeşme fotoğrafları için gittim, tüm ara sokaklar lokanta olmuş. Eski gittiğimiz köfteciye girdim. Köftemi yedim çıktım. Arada bir yapmak gerekiyor böyle nostalji turları.

Pınarın Klubesi dedi ki...

Ne güzel o köftecinin hala yerinde olması, nostalji turları çok iyi geliyor. Ama sizin kadar yaşıyamadık biz İstanbul'u... Bizim nostalji köşelerimiz Mc Donaldslar, Alışveriş Merkezleri oldu:((

Punto dedi ki...

Belirli bir yaşa gelince insan geriye şöyle bir bakıyor Sevgili Pınar. Tam bir nostalji havasına girmedim daha. Eşimin de işi bırakmasını bekliyorum. Birlikte gezdiğimiz yerlere bir nostalji turu. Çok mu romantik olacak?

Pınarın Klubesi dedi ki...

İnsan geriye her yaşta bakıyor. Eşinizle birlikte gezilen yerleri gezmek apayrı bir keyif.. Bence romantik olmasından bir yana insana keyif ve neşe verecek bir gezi bu. Birlikte geçirilen güzel günlerin, heyecanların hatırlanması gerekiyor. Güzel günlerin unutulup da evliliğin rutine dönmesine engel oluyor bu geziler.

Punto dedi ki...

Haklısın Pınar. Bu turları yapmalı. Hatta fotoğraf çektirdiğimiz ya da eşimin fotoğraflarını çektiğim yerlerden yeni fotoğraflar çekmeli. Tuttum bu fikri. Siz de yapın. Okuyanlar da yapsın diyorum.

Pınarın Klubesi dedi ki...

evt bende çok sevdim bu fikri:)))Albümde bu iş için ayrı bir sayfa açılabilir. Yada bu iş için apayrı bir albüm yapılabilir