"Bir şeyde gözüm yok, kuru bir can kâfi,
Hoş-beş edecek ehl-i ihvan kâfi,
İkbaline bel bağlamadım dünyanın
İstanbul içinde bir Emirgan kâfi."
Bir kaç gün önce Sevgili Pınar, Emirgan'daki tatil yürüyüşünü anlatınca bir anımı hatırlattı bana.
Milliyet’te çalıştığım günlerdi. Bir sabah yazı işlerine henüz 3 kişi gelmiştik. Dikkatimi çekti, üçümüz de emekli olmuş, ama mesleğe devam ediyorduk. Sonraki günlerde de üçümüzün herkesten önce gazeteye geldiğini gözlemledim.
Bir sabah “arkadaşlar, mademki üçümüz de emekliyiz. Mademki sabahın köründe işe geliyoruz. Şöyle bir şey yapalım, bir sabah Emirgan’da buluşalım, çınarların altında çayımızı içelim, emekliliğimizi bir saat de olsa yaşayalım, sonra hep beraber gazeteye döneriz”.
Evet. Düşündüğümüzü yaptık ama sadece bir sabah yapabildik.
Emirgan, oturduğum semte yakın. Zaman zaman emekli arkadaşlarla güzel havalarda – bu aralar güzel olmayan hava mı var – Çınaraltı’nda oturup çayımızı içiyoruz. Her çay içtiğimde, üç arkadaş birbirimize verdiğimiz sözü hatırlarım ve uygulayamadığımız için de hayıflanırım.


Önceleri bir yazlık köşk ve müştemilatı yapılıyor, sonra da diğer binaların yapımı dolayısıyla de yerleşimin devamı sağlanıyor.Sultan IV. Murat Revan seferine gittiğinde Han Emirgüneoğlu Tahmasb, Revan Kalesini hiç savaşmadan Sultan IV. Murat'a teslim edip Osmanlıların safına geçiyor.
Bu hareketi nedeni ile Halep Paşalığına gönderiliyor, fakat bir süre sonra İstanbul'a çağrılıyor. Sultan IV. Murat çok sevdiği Emirgüneoğlu'na vezirlik rütbesi veriyor, ismini de Yusuf Paşa olarak değiştirdikten sonra kendisine Emirgan'daki Nişancı Feridun Beyin (1583) bahçesini bağışlıyor.
Bu olay nedeniyle bahçeye "Emirgüne bahçesi" deniliyor, semtin adı bilahare Emirgan oluyor. Emirgan'a 1933-1934 yıllarında "Uluköy" adı verilmişse de kısa bir süre sonra 'Mirgün" olarak değiştirilmiş, bu iki isim tutmadığından Emirgan ismi devam etmiş.


Emirgan'daki bir diğer tarihi eser Atlı Köşk'tür. Atlı Köşkün bulunduğu yerde Mısır Hidivi İsmail Paşa'nın sarayı ile ailesinin oturduğu yedi yalı vardı. Sultan II. Abdülhamid tarafından Karadağ Prensi Nikolaya armağan edilen bu yer 1913 yılma kadar Karadağ Sefarethanesi olarak kullanıldı. 1923 yılında Hidiv İsmail Paşanın torunu Mehmet Ali İhsan Bey tarafından yaptırılan yeni köşk 1951 yılında Hacı Ömer Sabancı tarafından satın alındı.
Emirgan Vapur İskelesi de semtin tarihi eserlerindendir. Emirgan'da ilk vapur iskelesi 1851 yılında Şirketi Hayriye vapurlarının Boğaza yolcu taşımaları için ahşap olarak Emirgan Hamid-i Evvel Camii önündeki arsada yapılmıştır. 1900 yılında halen bulunan yerde iskele yeniden inşa edildi. 1989 yılına kadar kullanılan iskele, sahil yolu düzenlemesi sırasında yıkılmışsa da 2001 yılında yapılan yeni vapur iskelesi hizmete açıldı.
Kaynak: Sarıyer Belediyesi Sitesi
3 yorum:
Merhaba Punto Amca
bu bilgilerle gezseydim, bahsettiğiniz tarihi eserleri daha bir dikkatle incelerdim. Haftasonu gezimde, tarihi eserlere dikkatimi vermemiştim. Bir daha ki ziyaretim bu eserler üzerine olacak. Çok kalabalık gördüğüm için Çınaraltı'dan içeriye girmeye cesaret edemedim. Daha sakin bir vaktini yakalayıp gitmek çok güzel olur.
Ve biliyor musunuz, sahilde gezinirken acaba size rastlarmıyım diye geçti hep içimden. Demek oraya yakın oluşunuz içime doğmuş, yürüyüş yapan yaşıtlarınıza baktım durdum, sanki görsem tanıyabilecekmişim gibi:)
Emirgan'a nasıl olsa çokca gidersiniz. O zaman farklı bir gözle bakarsın. Çınaraltı'ndaki çeşme güzelmiş dedim arkadaşlardan birine. Çeşme mi var orada diye sordu.Bazen bakan kör oluyoruz.
Pazar günü bana rastlamak zor. Daha çok hafta arası yürüyüş yapıyorum, genellikle Yeniköy'den Tarabya'ya doğru. O bölgede yürüme alanı daha geniş.
Berceste Demiş ki;
Yazı,şiir, fotoğraflar, Emirgan HARİKA! Teşekkürler Akın amca. Babamın çocukluğunun geçtiği yer. En yakın arkadaşı ile tanıştığı okul... Duygulandım da diğer yandan.
Berceste
Yorum Gönder