9 Şubat 2007

Rahmetli Demirkent’ten sakladığım sırrım

11 Şubat 2001. Bir pazar sabahı. İçimde bir karamsarlık var. İsteksiz isteksiz hazırlandım, “gazeteye bari erken gideyim” dedim. O sırada telefon çaldı. Biz gazeteciler için zamansız çalan telefonda önemli bir olay vardır. Dünya Gazetesi’nin Genel Yayın Müdürü Osman Saffet Arolat: “Başımız sağ olsun. Nezih Bey’i kaybettik” dedi. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü bir anda.
Ben de birkaç yıl önce babamı kaybetmiştim. Bu benim için ikinci şoktu. Nasıl hazırlandığımı, nasıl gazeteye gittiğimi hatırlamıyorum, sanırım o dakikaları yaşamadım.
Çalışanların üzüntüsü, gelenler gidenler…
Mesleğimin en zor gününü yaşadım o gün. Tüm gazete alt üst olurken, biz hiçbir şey olmamış gibi normal işimize devam edeceğiz, ertesi günü için okuyuculara gazete hazırlayacağız. Hazırladık tabii.
11 Şubat’lar Nezih Ağabey’in ölüm yıldönümü.
O’nu rahmetle anarken Nezih Ağabey’le ilgili bir anımı da paylaşmak istiyorum sizlerle.
Bizim meslek böyledir işte. Acılı günümüzde sanki hiçbir şey olmamış gibi gazeteyi hazırladık ve birinci sayfa yukarıda gördüğünüz "kapak"la çıktı.

Gazetecilik damarı

Bir günün akşamı işlerimizi bitirdik, gazeteyi gececilere teslim edip çıktık. Ertesi gün önce yaptığımız gazeteye bir bakarız, gece ne haberler girilmiş diye. 3. sayfanın manşeti gece değişmişti. Haber hemen dikkatimi çekti. Manşette, büyük bir deniz nakliyat firmasına kaçakçılıktan soruşturma açıldığı haberi yer alıyordu. Haberi gececiler bize sormadan kullanmışlardı. Hemen gececi arkadaşı aradım, haberi Nezih Bey’in verdiğini söyledi. Akan sular durmuştu. Patron ne derse o olurdu tabii. Ama içime sinmemişti haber. Bir soruşturma haberiydi ve ilk soruşturma kapsamındaydı. Yani soruşturmanın gizli olması gerekiyor, bizim de haberi vermememiz gerekiyordu. Biz daldık günlük çalışmaya. O gün şirketten aradılar hemen. Haberin yanlış olduğunu, düzeltme göndereceklerini söylediler. “Olur” dedik, “gönderin kullanırız”. Diyorsunuz ki şimdi ne olmuş yani. Önemi ne bunun? Önemli olan şuydu. Bu şirket Dünya Gazetesi’ne en çok ilan veren şirketlerden biriydi ve tüm ilan anlaşmalarını bu haber nedeniyle iptal etmişti.

Yanlış yaptık yazısı

Düzeltme istediler yayınladık, ikna olmadılar, denizcilik sayfasını hazırlayan yazar arkadaş gece ekibini daha doğrusu gazeteyi yerin dibine geçiren bir yazı yazdı, onu da yayınladık yine ikna olmadılar. “Ne yapalım daha” deyip kestirip attık. İlişkiler kopmuştu artık.Gel zaman git zaman bir gün “şirketin avukatı seni arıyor” dediler. “Olur konuşurum” diye cevap verdim. Avukat hanım, şirketin gazeteden “bu haber yanlıştır” şeklinde bir yazı istediğini anlattı. “Nasıl olur” dedim ve isteği Nezih Ağabey’e aktardım. “Tamam” dedi, “ben hallederim”. Bir hafta sonra avukat hanım yeniden aradı beni. “Evet” dedi. “Sizden bir yazı geldi, geldi ama ben bunu şirkete gösterirsem ilişkiler felaket olur”. Cevaptan haberim yoktu. Nezih Ağabey ne yazmıştı acaba? Avukat hanıma “bana yazıyı fakslar mısınız” dedim .Faksladı. Aman aman... Nezih Ağabey basmıştı fırçayı şirkete. Haberin doğru olduğundan, elinde belgelerin bulunduğundan bahsediyordu.

Yazıyı ben yazıyorum

Ne yapacaktım? Ne mi yaptım? İlk defa buradan açıklıyorum. Avukat hanıma “siz o yazıyı yok edin. Ben şimdi benim imzamla size başka bir yazı gönderiyorum onu verin şirkete” dedim. İlk soruşturmanın yasalara göre gizli olduğunu, bu nedenle haberin kullanılmasıyla yanlışlık yaptığımızı vurgulayan bir yazı yazdım. Nezih Ağabey’in haberi olmadan imzaladım ve şirkete gönderdim. Teşekkür ettiler, bir süre sonra ilişkiler de düzeldi. Kimseye söylemedim yaptığımı, yakın arkadaşlarıma bile. Nezih Ağabey’in öğrendiğinde beni kovacağından şüphem yoktu. Ama ben şöyle düşünmüştüm. “Evet” gazete ilk soruşturma sırasında bir firmayı “kaçakçılıkla” suçlamış, zan altında bırakmıştı. Haberde firmanın görüşü yoktu. Haberin kullanılmaması gerekiyordu. Hiç değilse soruşturmanın sonu beklenmeliydi. Buna hakkımız yoktu. Hatamızı kabul etmemiz gerekiyordu. Nezih Ağabey’i bir şekilde ikna edeceğimden emindim. Bana zaman gerekiyordu. O da hukukçuydu ama gazeteciliği ağır basıyordu.Ne yazık ki Nezih Ağabey’i yaptıklarımı açıklayamadan kaybetmiştik.

İşin aslını yemekte öğreniyorum

Anımın devamı da var. “Biraz soluklanın” diye durdum. Nezih Ağabey’den sonra zor günler geçirsek de gazetenin çizgisini bozmadan devam etti çalışmalarımız. Zamanını hatırlamıyorum ertesi yıldı sanırım. Bu nakliyat şirketi gazete tarafında “yılın şirketi” seçildi. Gerçekten şirket sessiz sedasız dev adımlar atmış, limanlar yaparak nakliyat alanında büyümüştü.Ödül törenine şirketin sahibi de geldi. Törenden sonra yemek yenildi.. Tesadüf şirketin sahibi ile yan yana düşmüştük yemek masasında. Hatır gönül sorgulamasından sonra sohbet koyulaştı, benim denizci bir aileden gelmiş olmama sevinmişti. Neyse..Birden aklıma geldi, pat diye “sahi” dedim. “Sizin bir kaçakçılık sorununuz vardı. Kaçakçılığı nasıl yapıyorsunuz?” Şaşırmamıştı konuyu açmama. Güldü “Anlatayım da dinleyin” dedi ve anlattı.“Bakın biz konteyner taşımacılığı yapıyoruz. Malları alır bir yerden bir yere götürürüz. Konteynerin içindeki mallardan sorumlu olmayız. Şöyle düşünün. Birisi bir çanta ile İzmir’den THY uçağına binse. Uçaktaki kişi Atatürk Havalimanı’nda uyuşturucudan yakalansa THY kaçakçılık yaptı diyebilir misiniz?" Doğru diyordu. “Peki” dedim, “neden ısrarla bizden yazı istediniz? Sonuçta düzeltmenizi yayınlamıştık”.“Onu da anlatayım” derken bardaktaki suyunu yudumladı ve bana döndü: “ Biz bir firma ile birlikte ortak liman yaptık. Sonra anlaşamadık. Ayrıldık. O firma sizin yazını çoğaltıp bizim tüm müşterilerimize göndermiş. Bizi karalamak için. Ta Çin’deki müşterilerimize bile. Biz de sizden gelen hata yaptık yazısını aynı müşterilere göndermek zorunda kalmıştık”.Anlamıştım bir küçük haberin ne büyük işler açtığını bu firmaya. Bilmeden, bir ön seziyle bir yanlışımızdan doğan olumsuzlukları önlemiştim. Sevinmiştim.Anı burada bitiyor. Ama söylemek istediğim önemli bir nokta daha var.

Nezih Demirkent gazeteciyken patron oldu. Daha doğrusu yoktan bir gazete yarattı ama patron olamadı. Anlattığım anıda da gazeteci şapkası ağır basmış, reklam veren ağacı patron olarak başına gelecekleri bile bile taşlamıştı. Nur içinde yat Nezih Ağabey.

10 yorum:

nicomedian dedi ki...

Dün bir önceki yazınıza kampanyaya katıldığımı bildiren bir yorum yazmıştım. Ona baktım göremedim. İnternetin derinliklerinde kaybolmuş herhalde. Neyse, kısaca dil konusundaki kampanyanızı yürekten desteklediğimi söyleyip Nezih Beyle ilgili söylemek istediklerime geçeyim.
Nezih beyin benim de patronum olduğunu biliyorsunuz. Ben gazeteciliğe onun yanında başladım. Sonra kendisinin İngilizce asistanlığını da yaptım. Çok hareketli günlerdi. Gazeteciler Cemiyeti başkanıydı bir yandan, bir yandan da Nuyan Yiğitler, Asil Nadirlerin gelip gittiği bir dönemdi. İyi bir gazetecilik okuluydu Dünya. Tek sorunumuz Babıali'nin eli sıkı patronlarından oluşuydu. Ben gidiyorum, bana az para veriyorsunuz dediğimde durduracağını sanmıştım ama ben kimseye bundan fazla maaş veremem deyiverdi. Oysa bir arkadaşın çocuğunun ağır hastalığını duyunca ona maddi manevi her türlü yardımda bulunan da kendisiydi. İyi bir gazeteci ve iyi bir öğretmendi. Hepimizi çocukları gibi görür, sonradan nerde görse neler yaptığımızı sorardı. Nur içinde yatsın.

Punto dedi ki...

Sevgili Nicomedian,

3-4 gün bir türlü bloggere giremedim. Yorumlarda da zorluk çektim. Gözden kaçırmış olabilirim yorumunuzu. Farkında değilim. Kusura bakmayın. Sağolsun Dilek yeniledi bloggeri. Şifreleri de düzenledi. Meğer yeni şeklimizi kullanın derlermiş.
O çocuklardan biri de bendim. Beni Dünya'ya çağırdığında sana ihtiyacım var demiş, maaş konusunda sıkıntılı dakikalar yaşamıştı. Ben de ağabey sen fazla para vermezsin. Ne verirsen ver, toparlayalım gazeteyi sana faydam dokunsun yeter demiştim. Bir daha para konusu konuşulmamıştı. Ne verebileceğini siz daha iyi bilirsiniz.Ama zorda olan arkadaşlara her zaman yardım elini uzatmıştır.

Punto dedi ki...

Berceste Diyor ki;

Allah rahmet eylesin Nezih Bey pek çok gazeteciye hamilik yapmış, dürüstlük çizgisini mümkün mertebe bozmamış biri olarak meslekdaşlarına pek çok yardımda bulundu! Dirsek çürüterek bir yerlere geldi ve dirsek çürütenlerin de kıymetini bildi kanımca. Şu anda renkli ama içi boş basın organlarının ulaştığı rakamlara ulaşması da beklenemezdi galiba :( Nur içinde yatsın! )
Akın amca bir önceki yazısında yayınlayamadığı yorumları kopyalayıp yapıştırmıştı. Acep onların arasında olmasın bazı yorumlar???
Bu arada kelin merhemi olsa başına sürermiş. Benim blogger da bana yorum bıraktırmıyor.

Punto dedi ki...

Nedir bu sistemden çektiğimiz.İnsan yorumları görmüyor, yayınlayamıyor ama yorumu yazanın bundan haberi olmuyor. Mahcup oluyoruz.
Evet. Nezih Ağabey farklı bir gazeteciydi. Güvendiği insana sonsuza kadar güvenirdi.

Berceste dedi ki...

Aynen Akin Amca, hah tamam oldu deyip kapatacagim ama acaba gitti mi diyorum bakiyorum tepede kaydedildi, blog sahibinin onayini bekliyor yazisi cikmiyor. O zaman anliyorum ki sorun var! Bugun yorum birakabildim, bakalim ne olacak durum!

Adsız dedi ki...

Nezih Bey'i ve onunla geçirdiğimiz günleri özlüyorum. Aramızdan ayrıldığı gün, acının sıcaklığıyla birçok şeyin değişeceğini düşünmemiştik. Sonra düşünmeye başladık kısa bir süre sonra da yaşadık. Nur içinde yatsın Nezih Bey ve yine şubat ayı içinde yitirdiğimiz eşi Işın Hanım. İkisi de tarih oldular ama kalbimizde hep sımsıcak sevgileriyle yaşıyorlar.
Benimle birçok sırrını paylaştığını biliyorum Akın Abi. Ama bu anlattığını iyi gizlemişsin. Bu olayın üzerinde her zaman çok dururdun. Demek arkasında bu varmış. İnat etmenin ve yüreğinin sesini dinlemenin faydası var bazen.

Suzan

Punto dedi ki...

Suzan demiş ki;

Nezih Bey'i ve onunla geçirdiğimiz günleri özlüyorum. Aramızdan ayrıldığı gün, acının sıcaklığıyla birçok şeyin değişeceğini düşünmemiştik. Sonra düşünmeye başladık kısa bir süre sonra da yaşadık. Nur içinde yatsın Nezih Bey ve yine şubat ayı içinde yitirdiğimiz eşi Işın Hanım. İkisi de tarih oldular ama kalbimizde hep sımsıcak sevgileriyle yaşıyorlar.
Benimle birçok sırrını paylaştığını biliyorum Akın Abi. Ama bu anlattığını iyi gizlemişsin. Bu olayın üzerinde her zaman çok dururdun. Demek arkasında bu varmış. İnat etmenin ve yüreğinin sesini dinlemenin faydası var bazen.

Punto dedi ki...

Evet Sevgili Suzan kusura bakma bu sırrımı seninle de paylaşamazdım. Zira büyük sorumluluk istiyordu ve riski fazlaydı. Seni iyi tanıyorum, sen de riske ortak olmak isteyecektin. Buna gönlüm razı gelmezdi. Sırrımı senden saklamamın tek nedeni bu idi. Sana laf gelsin istemezdim. Nezih Ağabey'in fırçalarının ne olduğunu en iyi sen bilirsin.

Pınarın Klubesi dedi ki...

Merhaba Punto Amca
haftaya sizin gazeteyi okumakla başlıyorum, yani punto-punto'yu...
Sonuna kadar ilgiyle okudum. Sizin sağduyunuz, olayı kurtarmış. Nezih bey ise haklı olarak doğru bildiğinin arkasından gitmiş dürüstlüğüyle..
Umarım yorum göndermekte sorun yaşamam.
Güzel bir hafta diliyorum.

Punto dedi ki...

Teşekkür ederim Sevgili Pınar. Bazen insan inandığı şeyde israr etmeli. Nezih Ağabey habere inanmıştı, ben de hukuka. Hep yazdım ilk soruşturmanın gizli olması gerektiğini ve yasalarca korunduğunu. Bu kurala uyulsaydı bugün bir cinayetin ardından bu kadar bilgi kirliliği yaşanmazdı.
Yorumlarda şimdilik bir sorun yok. Sağolsun Dilek gurbet ellerden imdadıma yetişti. Ben de iyi haftalar diliyorum.